<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Ay Türk Haber Ajansı - Silivri Haberleri - Son dakika</title>
        <link>https://www.ayturkhaber.com/</link>
        <description>Ay Türk Haber Ajansı, Silivri bölgesinin en güncel haberlerinin yayınlandığı haber ve medya servisi.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Aile Hekimliği Yönetmeliği’nde önemli değişiklik... Online muayene dönemi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-online-muayene-donemi-28296</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-online-muayene-donemi-28296</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde kapsamlı değişiklikler yaptı; uzaktan sağlık hizmeti, şiddet durumlarında işlem prosedürleri ve aile hekimliği sözleşmelerinde yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, bugün yayımlanan Resmî Gazete ile Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde kapsamlı değişiklikler yaptı.</p>

<p>Yönetmelikte yapılan düzenlemelerle, aile hekimliği uygulamasında hem hizmet sunumu hem de sözleşme ve yerleştirme süreçleri güncellendi.</p>

<p>Buna göre yönetmeliğe eklenen önemli değişiklikler arasında, aile hekimlerinin <strong>evde ve uzaktan sağlık hizmeti sunabilmesi, </strong>vekalet veya görevlendirme durumunda birimin tüm işlemlerini yapabilmesi yer alırken, sağlık hizmeti sırasında yaşanan şiddet olaylarında, şiddet uygulayan kişilerin aile hekiminden farklı aile sağlığı merkezine yönlendirilmesi düzenlendi.</p>

<p>Sözleşmeli aile hekimliği ve aile sağlığı çalışanlarına ilişkin hükümler de güncellendi.</p>

<p>Bedelli askerlik yapan ve ücretsiz izne ayrılan aile hekimlerine sözleşme önceliği sağlanırken, münhal pozisyonlara Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atama yapılabilecek.</p>

<p>Yönetmelikte ayrıca, aile sağlığı merkezlerinde kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerle ilgili yükümlülükler netleştirildi; teknik ve tıbbi cihazların, bilgisayar ve yazılımın esas olarak aile hekimleri tarafından temin edilmesi kararlaştırıldı. Ortak kullanım alanlarındaki malzemelerin devredilemeyeceği ve kullanımının engellenemeyeceği hükme bağlandı. Bunlara ek olarak, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının hizmet sundukları tüm verilerin Bakanlıkça belirlenen sistemler dışında kayıt edilemeyeceği, uyum eğitiminin en geç 3 ay içinde tamamlanacağı ve güvenlik kamera sistemi standartlarının uygulanacağı düzenlemeleri getirildi.</p>

<p>Yönetmelikteki değişiklikler, aile hekimliği birimlerinde 1 Eylül 2026 tarihine kadar uygulanacak.</p>

<p>Söz konusu yönetmelik değişikliğinin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260409-6.htm"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 22:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/04/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-online-muayene-donemi-1775762566.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim geçişlerinde zencefil ve zerdeçal ayrılmaz ikili!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsim-gecislerinde-zencefil-ve-zerdecal-ayrilmaz-ikili-28195</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsim-gecislerinde-zencefil-ve-zerdecal-ayrilmaz-ikili-28195</guid>
                <description><![CDATA[Bilecik’in Osmaneli ilçesinde 24 yıllık aktar Ersin Çimen, mevsim geçişlerinde artan hastalıklara karşı zencefil ve zerdeçal karışımının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pazaryeri Gündem / BİLECİK (İGFA) - </strong>Bilecik’in Osmaneli ilçesinde aktar Ersin Çimen, mevsim geçişlerinde sık görülen grip, soğuk algınlığı ve halsizlik gibi rahatsızlıklara karşı doğal ürünlerin önemli bir destek sağlayabileceğini belirtti.</p>

<p>Havaların ani değişmesiyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflayabildiğini ifade eden Çimen, özellikle zencefil ve zerdeçalın birlikte tüketildiğinde vücut direncini artırdığını söyledi. Çimen, “Mevsim geçişlerinde vücut direnci düşüyor. Zencefil ve zerdeçal karışımı bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Bu karışım bal ile birlikte çay şeklinde hazırlanarak tüketilebilir” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/13/er1-1773385814-847-x750.jpeg" style="height:475px; width:750px" /></p>

<p>Doğal ürünlere olan ilginin son yıllarda arttığını belirten Çimen, bitkisel desteklerin doğru ve ölçülü kullanıldığında önemli faydalar sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar ise zencefil ve zerdeçalın antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık sistemini desteklediğini ve özellikle soğuk havalarda düzenli tüketimin faydalı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/13/er2-1773385833-204-x750.jpeg" style="height:512px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/03/mevsim-gecislerinde-zencefil-ve-zerdecal-ayrilmaz-ikili-1773388410.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SGK’dan klinik araştırmalara yeni ödeme düzeni... Finansman kapsamı genişletildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi-28164</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi-28164</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu’nun klinik araştırmalarda sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanına ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme, TÜSEB destekli ve Sağlık Bakanlığı onaylı araştırmaları kapsıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından hazırlanan “Sosyal Güvenlik Kurumu Klinik Araştırmalarda Sunulan Sağlık Hizmetlerinin Ödenmesine İlişkin Yönetmelik” Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>31 Mayıs 2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlanan yeni düzenleme ile klinik araştırmalarda sunulan ve SGK tarafından karşılanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı, başvuru süreçleri ve denetim esasları netleştirildi.</p>

<p><strong>HANGİ ARAŞTIRMALAR KAPSAMDA?</strong></p>

<p>Yönetmelik; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından izin ve onay verilen kamu hastaneleri ile devlet üniversitelerinde yürütülen klinik araştırmaları kapsıyor. Bu kapsamda, genel sağlık sigortalıları ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmalarda, araştırma ürünleri hariç olmak üzere Kanun’un 63. maddesi kapsamındaki sağlık hizmetleri SGK tarafından belirlenen sınırlar dahilinde finanse edilecek.</p>

<p><strong>ARAŞTIRMA ÜRÜNLERİ VE SİGORTA GİDERLERİ HARİÇ</strong></p>

<p>Yönetmeliğe göre: klinik araştırmalarda kullanılan araştırma ürünleri SGK tarafından karşılanmayacak. Klinik araştırma sigortası kapsamında karşılanması gereken giderler Kurum tarafından ödenmeyecek. Araştırmaya bağlı olarak ortaya çıkan geçici veya kalıcı zarar ya da ölüm durumlarında oluşan sağlık giderleri de SGK kapsamı dışında tutulacak. Ayrıca, Kanun’un 64. maddesinde belirtilen sağlık hizmetlerinin finansmanı da SGK tarafından sağlanmayacak.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/03/hcfklj8xwaausfj-1772549436-933-x750.jpeg" style="height:937px; width:750px" /></p>

<p><strong>BAŞVURU VE BİLDİRİM ZORUNLULUĞU</strong></p>

<p>Klinik araştırmalara ilişkin ödeme başvuruları ise tek merkezli araştırmalarda ilgili merkez tarafından, çok merkezli araştırmalarda ise her bir araştırma merkezi tarafından ayrı ayrı yapılacak.</p>

<p>Başvuru sırasında Sağlık Bakanlığı onay belgesi, TÜSEB destek yazısı, araştırma süresi ve katılımcı bilgileri SGK’ya iletilecek.</p>

<p>Sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğundan başvuru sahibi kamu hastanesi veya devlet üniversitesi sorumlu olacak.</p>

<p><strong>DENETİM YETKİSİ SGK’DA</strong></p>

<p>Yönetmelik, SGK’ya geniş denetim yetkisi tanıyor. Kurum; sözleşme ve ilgili mevzuat çerçevesinde her türlü veri, belge, fatura ve kayıtları inceleyebilecek, gerektiğinde kopyalarını alabilecek ve ilgili kişilerden bilgi talep edebilecek. Fazla veya yersiz ödeme tespit edilmesi halinde ise tutarlar ilgili mevzuat hükümlerine göre geri alınacak.</p>

<p>Yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/03/20260303-2.htm"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 22:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/03/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi-1772568077.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kolon-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-28147</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kolon-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-28147</guid>
                <description><![CDATA[Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, özellikle 50 yaş üstü bireylerin kolon kanseri taramalarını geciktirmemesi gerektiğini vurguladı. Kolonoskopi ile erken teşhisin yaşam şansını ciddi şekilde artırdığı belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, kolon kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, sessiz ilerleyen bu hastalıkta belirtileri beklemenin hayati risk oluşturduğunu söyledi. Polat, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin tarama programlarına vakit kaybetmeden katılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Polat, kolon kanserinin yıllar içinde geliştiğini belirterek, küçük bağırsak poliplerinin kontrol edilmediğinde kansere dönüşebileceğini belirterek, "Dışkıda kan, uzun süren kabızlık ya da ishal, açıklanamayan kilo kaybı, demir eksikliği anemisi ve geçmeyen karın ağrısı gibi belirtiler ortaya çıktığında hastalık genellikle ilerlemiş demektir. Bu nedenle belirtileri beklemek yerine tarama yaptırmak hayati önem taşıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Kolon kanseri riskinin 50 yaş sonrasında belirgin şekilde arttığını ifade eden Polat, ailesinde kolon kanseri öyküsü olan bireylerin daha erken yaşta taramaya başlaması gerektiğini belirtti. Risk faktörleri arasında hareketsiz yaşam, işlenmiş ve kırmızı et ağırlıklı beslenme, obezite, tütün ve alkol kullanımı gibi etkenler öne çıktığını ifade eden Polat, “İşlem sırasında saptanan poliplerin çıkarılması, kanser gelişimini büyük ölçüde engelliyor. Erken evrede yakalanan vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksek. Tarama bir tercih değil, sorumluluktur.” dedi.</p>

<p>Türkiye’de kolorektal kanser, en sık görülen ilk beş kanser türü arasında yer alıyor ve vakaların yaklaşık yüzde 85’i 50 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü vurgulayan Polat, 50–70 yaş arası hedef nüfusta tarama katılım oranının bölgesel farklılıklarla birlikte yüzde 25–40 aralığında olduğunu ve bu oranın yetersiz kaldığını söyledi.</p>

<p>Polat, toplumsal sorumluluk vurgusu yaparak, “50 yaş ve üzerindeki bireyler, herhangi bir belirtiyi beklemeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak kolonoskopi talebinde bulunmalı. Kanserle mücadelede korku değil, bilinç yol gösterici olmalıdır. Erken tanı hayat kurtarır.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/03/kolon-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-1772449837.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diz ağrısını hafife almayın! Dizinizdeki ’çıt’ sesi masum olmayabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir-28130</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir-28130</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlara göre menisküs yırtığı artık sadece profesyonel sporcuların değil, aktif yaşam süren herkesin riski. Erken tanı ise dizde kalıcı hasarı önlemede kritik rol oynuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diz ağrısı çoğu zaman “zorlanma” ya da “geçici incinme” olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa gençlerde genellikle spor sırasında ortaya çıkan menisks yırtığı, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğine dikkat çekti. “Menisküs yırtığı; sürekli ya da hareketle artan diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi günlük aktivitelerde zorlanmaya neden olabilir. Uzun vadede ise kıkırdak aşınmasına ve kireçlenmeye (osteoartrit) yol açabilir. Spor yapan kişiler diz ağrılarını asla ihmal etmemeli” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>BU BELİRTİLERDEN BİRİ BİLE VARSA DİKKAT</strong></p>

<p>Menisküs yırtığının en sık görülen belirtilerinin dizde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Burak Özturan, "Bazı hastalar yaralanma anında diz içinden “çıt” sesi geldiğini ya da kopma hissi yaşadıklarını ifade ediyor. İlk gün belirginleşen ağrı ve şişlik en sık tablo olurken, bazen de yalnızca dizde bükme-düzleştirme zorluğu, merdiven inerken artan ağrı ya da takılma-kilitlenme hissi görülebiliyor. Eğer ani hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa ,dizde kilitlenme veya takılma hissi varsa, bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen ağrı mevcutsa, merdiven inip çıkarken batma oluyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır" dedi.</p>

<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtıklarının erkeklerde kadınlara göre yaklaşık üç kat daha fazla görüldüğünü belirterek, bunun en önemli nedeninin futbol ve basketbol gibi ani dönme ve zıplama içeren sporların erkekler tarafından daha yoğun yapılması olduğunu söyledi. Doç. Dr. Özturan, menisküsün kanlanması iyi olan dış kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle iyileşebildiğine dikkati çekti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/26/1772081785-do-dr-burak-zturan-1772087479-858-x750.jpeg" style="height:525px; width:750px" /></p>

<p><strong>MENİSKÜS YIRTIKLARINI ÖNLEMEK İÇİN 7 ÖNEMLİ KURAL</strong></p>

<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin.</li>
	<li>Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın.</li>
	<li>Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.</li>
	<li>Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.</li>
	<li>Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.</li>
	<li>Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.</li>
	<li>Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/02/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir-1772093406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı: Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardi-sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-28116</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardi-sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-28116</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarının gün içinde halsizlik, erken acıkma ve yoğun susuzluk hissine yol açtığını belirterek dengeli ve planlı beslenmenin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor. Ümit Aktaş, bu alışkanlıkların kan şekeri dalgalanmalarına, gün içinde enerji düşüşüne ve susuzluk hissinin artmasına neden olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>SAHURDA PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞ VURGUSU</strong></p>

<p>Dr. Aktaş, sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, “Sahur yapılmadan tutulan oruç ani kan şekeri düşüşlerine yol açabilir” dedi.</p>

<p>Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha çabuk acıkmaya neden olduğunu ifade eden Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, buna karşılık protein ve sağlıklı yağların uzun süre tokluk sağladığını dile getirdi. Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi gerektiğini, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesinin daha doğru olacağını vurguladı.</p>

<p><strong>“İFTARI İKİYE BÖLÜN”</strong></p>

<p>Uzun süren açlığın ardından iftarda ağır ve hızlı yemek tüketmenin metabolizma üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın aşamalı yapılması gerektiğini söyledi. “Orucu hurma veya zeytinle açıp bir kase çorba içtikten sonra yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini korur” diyen Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların sindirim açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>SU TÜKETİMİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ</strong></p>

<p>İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içilmesi gerektiğini hatırlatan Aktaş, kısa sürede aşırı su tüketmenin doğru olmadığını söyledi. “Bir anda alınan yüksek miktardaki su hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir” diyen Aktaş, en doğru yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu ifade etti.</p>

<p>Kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını da sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>TATLIDA ÖLÇÜ, SAĞLIKTA DENGE</strong></p>

<p>Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tercih edilecekse meyve bazlı ve küçük porsiyonlu tatlıların daha dengeli bir seçenek olacağını söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/22/1771586817-dr-mit-akta-1771773163-427-x750.jpeg" style="height:1123px; width:750px" /></p>

<p>Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Uzmanlara göre; sahuru atlamamak, protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenmek, iftarı kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlıyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan’da değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 22:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/02/uzmani-uyardi-sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-1771788466.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lahana turşusu tok tutuyor! Doğal bir probiyotik kaynağı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/lahana-tursusu-tok-tutuyor-dogal-bir-probiyotik-kaynagi-27997</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/lahana-tursusu-tok-tutuyor-dogal-bir-probiyotik-kaynagi-27997</guid>
                <description><![CDATA[Lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çeken Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Lahana turşusu düşük kalorili ve posa açısından zengindir. Bu özellikleri sayesinde tokluk hissi sağlar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, geleneksel Türk mutfağının vazgeçilmezlerinden biri olan lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Turşunun köklü bir fermantasyon yöntemiyle hazırlandığını belirten Şahin, bu özelliği sayesinde önemli bir probiyotik besin olduğunu vurguladı.</p>

<p>Turşunun Türk mutfağında tarihsel ve kültürel açıdan önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Şahin, geleneksel koruma yöntemi sayesinde özellikle kış aylarında taze sebzeye erişimin sınırlı olduğu dönemlerde önemli bir besin kaynağı olarak tüketildiğini söyledi. Fermente bir ürün olan turşunun, bağırsak sağlığını destekleyen yararlı bakteriler içerdiğine dikkat çekti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/01/04/1767365574-k-bra-ahin-1767509958-397-x750.jpeg" style="height:599px; width:750px" /></p>

<p>Lahana turşusunun geniş bir coğrafyada benimsenmiş olmasının nedenlerine de değinen öğretim görevlisi Kübra Şahin, lahananın fermantasyona uygun yapısı, uzun süre bozulmadan saklanabilmesi ve düşük maliyeti sayesinde Karadeniz’den İç Anadolu’ya kadar pek çok bölgede yaygın olarak tüketildiğini belirtti. Lahana turşusunun etli yemekler ve bakliyatlarla uyumlu bir lezzet sunduğunu da ekledi.</p>

<p>Probiyotik değeriyle öne çıkan lahana turşusunun, laktik asit fermantasyonu sonucu oluştuğunu aktaran Şahin, bu süreçte faydalı bakterilerin artarak sindirim sistemi için destek sağladığını ifade etti. Lahananın yüksek posa içeriğinin de bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturarak probiyotiklerin etkisini güçlendirdiğini söyledi.</p>

<p>Diğer sebze turşularına kıyasla daha dayanıklı bir fermantasyon sürecine sahip olan lahana turşusunun, salatalık ve havuç turşularına göre daha uzun süre olgunlaşabildiğini belirten Şahin, bu özelliğin besin değerinin korunmasına katkı sağladığını kaydetti.</p>

<p>Lahana turşusunun kilo kontrolü ve metabolizma açısından da faydalı olduğuna dikkat çeken Şahin, düşük kalorili ve posa açısından zengin yapısının tokluk hissini artırdığını, probiyotik içeriğinin ise bağırsak mikrobiyotasını dengeleyerek bağışıklık sistemi ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler sunduğunu ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Jan 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2026/01/lahana-tursusu-tok-tutuyor-dogal-bir-probiyotik-kaynagi-1767518027.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuklarda cilt kuruluğuna karşı 10 tavsiye</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/soguklarda-cilt-kuruluguna-karsi-10-tavsiye-27981</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/soguklarda-cilt-kuruluguna-karsi-10-tavsiye-27981</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk hava, rüzgâr ve kapalı ortamlarda artan ısı derken kış aylarında ciltte kuruluk neredeyse herkesin ortak sorunu hâline geliyor. Ayrıca günlük alışkanlıklar ve cilt bakım hataları gerginlik, pullanma ve hassasiyet hissini artırabiliyor. İşte, soğuklarda cilt kuruluğuna karşı 10 tavsiye...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kış aylarında yapılan bazı bakım ve temizlik alışkanlıklarının cilt bariyerini daha da zayıflattığını vurgulayan Deri Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Aşkın, sıcak ve uzun duşların cildin doğal yağ tabakasını azaltırken, sık sabun kullanımının da cilt bariyerini bozduğunu söyledi. Alkol, parfüm ve köpüren temizleyicilerin cildi kuruttuğunu ifade eden Doç. Dr. Aşkın, "Fazla peeling, asit veya retinoid kullanmak, düzenli nemlendirici sürmemek, güneş koruyucuyu bırakmak, el yıkama sonrası krem kullanmamak ve rüzgârda dudakları yalamak kışın en sık yapılan cilt bakım hataları arasında yer alır” dedi.</p>

<p>Bazı kişiler soğuk havaya bağlı cilt kuruluğunu daha sık yaşadığını belirrten Uzm. Doç. Dr. Aşkın, gerginlik hissi, pullanma, mat görünüm, hafif kızarıklık ve kaşıntı ile ortaya çıkan cilt kuruluğunun ilerlemesi halinde; tahriş, egzama alevlenmeleri ve elde fissürler yani derin çatlakların oluşabildiğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/30/1766996914-asm-ozgeaskin-gorseli-1767110065-830-x750.jpeg" style="height:499px; width:750px" /></p>

<p>Aşkın, yeterli su tüketimi ve güneş koruyucu kullanımının da önemine dikkati çekerek, "Yetersiz su tüketimi fazla kafein alımıyla birleştiğinde dehidrasyon riski artar” dedi.</p>

<p>Deri Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Aşkın, soğuk havada cilt sağlığını korumak için pratik bakım önerileri şöyle paylaştı:</p>

<ul>
	<li>Duş alırken <strong>suyun ılık olmasına </strong>özen gösterin, duş süresini 10 dakikayla sınırlayın ve çok sıcak derecelerden kaçının.</li>
	<li>Cildi kurutmamak ve tahriş etmemek için <strong>sabun içermeyen, </strong>yumuşak temizleyiciler kullanın, syndet formüller bu açıdan daha uygun olabilir.</li>
	<li>Duştan sonra <strong>nemlendirici uygulamasını </strong>geciktirmeyin. Cilt hafif nemliyken yani ilk 3 dakika içinde krem sürmeye dikkat edin.</li>
	<li>Cilt bariyerini güçlendirmek için seramid, kolesterol, <strong>yağ asidi, </strong>skualan ve hyaluronik asit içeren ürünleri bakım rutininize ekleyin.</li>
	<li>Ev ortamındaki kuru havayı dengelemek için <strong>nemlendirici cihazlardan </strong>faydalanın ya da kaloriferlerin yanına su kapları yerleştirin.</li>
	<li>UVA ışınlarının kış aylarında da etkili olduğunu unutmayın ve güneş koruyucu kullanımını ihmal etmeyin.</li>
	<li>Her yıkamadan sonra elleri mutlaka <strong>nemlendirin, </strong>dudaklar için ise <strong>koruyucu </strong>ve yoğun yapılı bir balm tercih edin.</li>
	<li>Soğuk ve rüzgârlı havalarda cildi korumak için <strong>özellikle yüz bölgesini örtmeye </strong>özen gösterin.</li>
	<li>Gün içinde yeterli miktarda <strong>su için </strong>ve omega-3 içeren besinlerle cilt bariyerini içeriden destekleyin.</li>
	<li>Sert lifler, kese ve peeling gibi ürünleri sık kullanmaktan kaçının. Bu tür uygulamalar cilt bariyerini zayıflatarak kuruluğu artırabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Dec 2025 20:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/12/soguklarda-cilt-kuruluguna-karsi-10-tavsiye-1767115317.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Telefonundan ayrı kalma korkusu ruh sağlığını etkiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-27942</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-27942</guid>
                <description><![CDATA[Nomofobinin, akıllı telefondan uzak kalma veya şarjın bitmesi düşüncesiyle ortaya çıkan derin bir kaygı olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun yıkıcı psikolojik sonuçları olabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, giderek daha fazla kişiyi etkileyen nomofobi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>“No mobile phone phobia” teriminden türetilen nomofobinin, yalnızca bir endişe değil, kişinin dış dünyayla bağının kopacağına dair derin bir korku içerdiğini vurgulayan Aydın, özellikle dijital dünyanın merkezinde yer alan gençlerde, sosyal medya kullanıcılarında ve kaygı eğilimli bireylerde nomofobinin daha yaygın görüldüğünü belirterek, “Telefon artık sadece bir iletişim aracı değil; kimlik ve sosyal statünün bir parçası haline geldi” dedi.</p>

<p><strong>“BEYİN ŞARJ AZALMASINI TEHDİT OLARAK ALGILIYOR”</strong></p>

<p>Aydın, telefonun şarjı düştüğünde beynin bu durumu bir tehlike gibi algıladığını ve ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin devreye girdiğini ifade ederek, kalp çarpıntısı, terleme, nabız artışı, titremenin yaşandığını kaydetti. Bu belirtilerin doğal stres tepkileri olduğunu belirten Aydın, bazı kişilerde nomofobinin “hayali titreşim” gibi yanılsamalara bile yol açabildiğini aktardı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/07/21/1721125683-uzman-klinik-psikolog-cumali-aydin-1721569720-31-x750.jpeg" style="height:422px; width:750px" /></p>

<p>Nomofobinin kronikleşmesi durumunda kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu ifade eden Aydın, uzun vadede şu risklerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>“Telefonla aşırı bağ kurmak, gerçek dünyadaki sosyal ilişkilerin zayıflamasına neden oluyor” diyen Aydın, şu konulara dikkati çekti:</p>

<p>“Sürekli gelen bildirimler, telefonun çekiciliğini artırarak ondan uzak durmayı zorlaştırır. Ayrıca, evde veya işte telefonun kullanılmaması gereken ‘sınırlı bölgeler’ belirlenmesi öneriliyor; örneğin yatak odasına telefon sokmamak gibi. Bu tür pratikler, kişinin telefondan bağımsız var olabileceğini ve şarjının bitmesinin bir felaket olmadığını fark etmesine yardımcı olur. Eğer bu alışkanlıklar yeterli olmazsa, bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemlerle bir uzmandan destek almak, nomofobinin altında yatan düşünce kalıplarını değiştirmede oldukça faydalı olabilir.”</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 19:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/12/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor-1765210508.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SGK’dan 15 ilaca geri ödeme müjdesi... Kanser tedavisi ve kronik hastalıklarda erişim kolaylaşacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sgkdan-15-ilaca-geri-odeme-mujdesi-kanser-tedavisi-ve-kronik-hastaliklarda-erisim-kolaylasacak-27911</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sgkdan-15-ilaca-geri-odeme-mujdesi-kanser-tedavisi-ve-kronik-hastaliklarda-erisim-kolaylasacak-27911</guid>
                <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, aralarında kanser tedavisinde kullanılan ilaçların da bulunduğu 15 ilacın daha SGK geri ödeme listesine alındığını duyurdu. Düzenlemeyle pek çok hastalık için rapor ve reçeteleme kuralları güncellendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 15 ilacı daha geri ödeme kapsamına aldığını bildirdi. Düzenlemenin özellikle kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların erişimini kolaylaştıracağı vurgulandı.</p>

<p>Bakan Işıkhan, geri ödeme listesine alınan ilaçlarla birlikte multipl miyelom, hidradenitis suppurativa, dev hücreli arterit ve kronik demir yüklemesi gibi hastalıkların tedavisinde rapor ve reçeteleme kurallarının güncellendiğini, hastalara yeni tedavi seçeneklerinin sunulduğunu belirtti.</p>

<p>İlaçlara erişimin kolaylaştırıldığını ifade eden Işıkhan, “Bundan sonrasında da milletimizin hizmetinde çalışmaya devam edeceğiz.” mesajını paylaştı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/25/g6lcrtwxoaazipj-1764052742-925-x750.jpeg" style="height:868px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Nov 2025 09:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/11/sgkdan-15-ilaca-geri-odeme-mujdesi-kanser-tedavisi-ve-kronik-hastaliklarda-erisim-kolaylasacak-1764053426.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz tehdit artrit: Sadece yaşlıları vurmuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-27762</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-27762</guid>
                <description><![CDATA[Eklemlerde ağrı, şişlik, takılma hissi… Çoğu kişi bu belirtileri “yaşlılık” veya “romatizma” diye geçiştiriyor. Oysa uzmanlara göre bu şikayetlerin arkasında artrit adı verilen eklem iltihabı yatıyor. Üstelik artrit, sadece ileri yaşlarda değil, hareketsiz yaşam ve fazla kilo nedeniyle gençlerde de giderek daha sık görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOCAELİ (İGFA) - </strong>Toplumda artritin genellikle romatizma ile karıştırıldığını belirterek önemli bir ayrım yapıyor, “Artrit eklem iltihabıdır ancak her artrit romatizma değildir. En sık karşılaştığımız tip olan osteoartrit, yaşa ve yıpranmaya bağlı olarak gelişir. Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırmasıyla oluşan enflamatuar artrit ise romatoloji bölümünün ilgi alanına girer.”</p>

<p><strong>BELİRTİLERİ CİDDİYE ALIN</strong></p>

<p>Artritin en belirgin işaretleri arasında eklem ağrısı, sabah sertliği, şişlik, takılma hissi ve katır kutur sesler yer alıyor. Dr. Kaya, bu belirtilerin yönlendireceği bölüme dikkat çekiyor, “Sabah sertliği ve yaygın şişlik varsa romatolojiye, eklemde kilitlenme, şekil bozukluğu ve mekanik ağrı varsa ortopediye başvurmak gerekir.”</p>

<p><strong>TANIDA İLK ADIM BASİT BİR RÖNTGEN</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Kaya, tanı sürecinde çoğu zaman ayakta çekilen basit röntgenlerin yeterli olduğunu söylüyor. Bu görüntüler, eklem aralığındaki daralmayı net şekilde gösteriyor. “MR veya ultrason gibi ileri tetkikler, ancak röntgenin yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır” diyen Kaya, erken tanının artritin ilerlemesini önlemede kilit rol oynadığını vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/12/1760165168-op-dr-emre-kaya-1760282066-514-x750.png" style="height:890px; width:750px" /></p>

<p><strong>NE ZAMAN AMELİYAT GEREKİR?</strong></p>

<p>Artrit tedavisinde öncelik her zaman cerrahi dışı yöntemlerde... Ancak bazı durumlarda ameliyat kaçınılmaz hale geliyor. Ağrılar gece bile rahatsız ediyorsa, hasta basit günlük işlerini yapamıyorsa ve fizik tedavi ya da enjeksiyonlar fayda etmiyorsa ameliyat gündeme alınır. Özellikle bacağın ‘O’ şeklini alması veya kemiklerin birbirine binmesi durumunda protez cerrahisi en uygun seçenek oluyor.</p>

<p><strong>ERKEN TEŞHİSLE HAREKETİ KORUMAK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Dr. Kaya, artritin ilerleyici bir hastalık olduğunu hatırlatarak şu uyarıda bulunuyor, “Geciken tanı, kalıcı eklem deformitelerine yol açabilir. Kilo kontrolü, düzenli egzersiz ve doktor takibiyle artriti kontrol altına almak mümkündür.”</p>

<p><strong>EKLEM AĞRILARINI HAFİFE ALMAYIN</strong></p>

<p>12 Ekim Dünya Artrit Günü vesilesiyle farkındalık çağrısında bulunan Çakmak Erdem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Hekimi Uzm. Dr. Emre Kaya, eklem ağrılarının yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiğini hatırlatıyor. Erken tanı ve doğru yönlendirme sayesinde artritin ilerlemesi durdurulabiliyor, hastaların yaşam kalitesi korunabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Oct 2025 21:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/10/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-1760293011.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gencim bana bir şey olmaz demeyin! Kalp krizi artık gençleri de tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gencim-bana-bir-sey-olmaz-demeyin-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-27740</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gencim-bana-bir-sey-olmaz-demeyin-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-27740</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda ileri yaş problemi olarak bilinen kalp krizi günümüzde gençlerde de sık görülmeye başladı. 45 yaşın altındaki bireylerde ve ileri yaştaki hastalarda görülen kalp krizleri, rahatsızlığın seyri ve hayati riske neden olma oranları bakımından farklılık gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzun yıllar boyunca kalp krizi ileri yaş hastalığı olarak bilindi. Ancak günümüzde tablo tamamen değişmiş durumda. Kalp krizine bağlı ölümler yalnızca yaşlılarda değil, genç yaşta da dikkat çekici biçimde artmaya başladı. Araştırmalar genç yaşta geçirilen kalp krizlerinin ölümle sonuçlanma oranının ileri yaşlarda geçirilen kalp krizine göre daha yüksek olduğunu gösterirken Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, gençlerde görülen kalp krizlerinin nedenleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Prof. Dr. Kavala, yaşam biçimiyle kalbin yıpratılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/09/1759992178-prof-dr-ali-aycan-kavala-1759995378-245-x750.jpeg" style="height:520px; width:750px" /></p>

<p>Sigara, düzensiz beslenme, aşırı stres, uykusuzluk, hareketsiz yaşam ve enerji içeceklerinin sık tüketimi, başta gençler olmak üzere tüm bireylerde kalbin yıpranmasına neden olacağını belirten Prof. Dr. Kavala, "Genetik yatkınlık, diyabet, yüksek kolesterol ve obezite ise tabloyu daha da ağırlaştırır" dedi.</p>

<p>"Bu belirtilere kulak vermek hayat kurtarır" diyen Prof. Dr. Kavala, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kalp krizine neden olan bir başka önemli nokta ise farkındalık eksikliğidir. Gençlerde kalp krizi belirtileri genellikle “yorgunluk” ya da “mide rahatsızlığı” sanılarak göz ardı edilir. Oysa göğüste baskı hissi, sol kola yayılan ağrı, nefes darlığı, soğuk terleme ve ani halsizlik gibi sinyaller kalp krizinin açık habercisi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden en yakın hastaneye başvurmak, çoğu zaman hayat kurtarır.</p>

<p>Yaşam şeklimizde yaptığımız birkaç küçük değişiklikle kalp krizinden korunabiliriz. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sigaradan uzak durmak ve düzenli sağlık kontrolleri kalp hastalıklarının önüne geçme konusunda büyük rol oynar. Ayrıca ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan gençlerin, 20’li yaşlardan itibaren kardiyolojik taramalara başlaması gerekir. Çünkü kalbimiz yaşımıza değil, yaşam tarzımıza tepki verir. Kişi genç yaşta da olsa, kalbinin sesini dinleyerek yaşamınızı sürdürmelidir"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/10/gencim-bana-bir-sey-olmaz-demeyin-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-1759999972.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kızılay’dan ’altın kan’ operasyonu!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kizilaydan-altin-kan-operasyonu-27692</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kizilaydan-altin-kan-operasyonu-27692</guid>
                <description><![CDATA[Milyonda bir olan mucize Türk Kızılay'ın operasyonuyla Türkiye'de ilk kez gerçekleşti. İspanya’dan Türkiye’ye getirilen kan, anne ve bebeğini hayata bağladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Gaziantep’te yaşayan 30 yaşındaki Naide Soylu, üçüncü gebeliğinde dünyanın en nadir kan grubuna sahip olduğunu öğrendi: literatürde Rh Null, kamuoyunda “Altın Kan” olarak bilinen bu gruba yalnızca 6 milyonda 1 kişide rastlanıyor. Doğum öncesi kan ihtiyacı hayati hale gelince, Türk Kızılay harekete geçti. İspanya’dan özel koşullarda getirilen 3 ünite kan, soğuk zincirle Gaziantep’e ulaştırıldı. Zamanla yarışan bu operasyon sayesinde anne sağlıklı bir doğum yaptı ve bebeğini kucağına aldı.</p>

<p><strong>NADİR KAN GRUBU GEBELİKTE ORTAYA ÇIKTI</strong></p>

<p>İlk iki gebeliğinde sorun yaşamayan Naide Soylu, üçüncü gebeliğinde yapılan rutin testlerde kan uyuşmazlığı tespit edilince yakın takibe alındı.</p>

<p>Talasemi hastalığı nedeniyle hamileliğinin 7. ayında kan nakline ihtiyaç duydu. Türk Kızılay aracılığıyla üç kez kan temin edildi ancak uyum sağlanamadı. Aile bireylerinin kanları da uyuşmayınca süreç kritik bir aşamaya geldi. Gaziantep Üniversitesi’nde yapılan ileri taramalar ve ABD’den gelen test sonuçları, Soylu’nun Rh Null kan grubuna sahip olduğunu kesinleştirdi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/29/1759128554-kan-transferi-5-1759130481-90-x750.jpeg" style="height:496px; width:750px" /></p>

<p><strong>ALTIN KAN İSPANYA’DAN GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Doğumu yaklaşan Naide Soylu için Gaziantep Üniversitesi’nden gelen talep üzerine Türk Kızılay hızla harekete geçti. İspanya’da bulunan iki ünite dondurulmuş Rh Null kanı ile aktif bir bağışçıdan alınan bir ünite, özel taşıma koşullarında soğuk zincir korunarak önce İstanbul’a, ardından Gaziantep’e ulaştırıldı. Dondurulmuş ünitelerin çözülmesinden sonra yalnızca 72 saat içinde kullanılabilmesi operasyonu daha da kritik hale getirdi.</p>

<p>Zamanla yarışan bu sürecin sonunda yapılan nakil sayesinde anne sağlıklı bir doğum yaptı ve bebeğini kucağına aldı. Türk Kızılay, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bu nakille uluslararası düzeyde örnek bir insani yardım başarısına daha imza attı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/29/1759128551-kan-torbalar-1759130491-213-x750.jpeg" style="height:349px; width:750px" /></p>

<p><strong>“KIZILAY’IN HIZLI MÜDAHALESİ GÜVEN VERİYOR”</strong></p>

<p>Anne Naide Soylu’nun doktoru Prof. Dr. Vahap Okan, Altın Kan grubunun herkese kan verebildiğini ancak sadece aynı gruptan alabileceğini belirterek, "Doğum öncesinde ciddi risk vardı, çünkü kan bulunmazsa hem anne hem bebek hayati tehlike altındaydı. Neyse ki Kızılay süreci hızla organize etti, kan temin edildi ve ameliyat güvenle gerçekleştirildi. Bu olayda da gördük ki Kızılay’ın hızlı müdahalesi ve devletimizin desteği hem hekimlere hem hastaya çok büyük güven verdi" dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/29/1759128556-naide-soylu-ve-ailesi-1-1759130501-834-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>“TÜRKİYE’DE İLK KEZ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”</strong></p>

<p>Türk Kızılay Kan Hizmetleri Ar-Ge ve İş Geliştirme Müdürü Nazlı Sözmen ise, Uluslararası Nadir Kan Bağışçısı Paneli ile iletişime geçtiklerini ve İspanya’dan olumlu yanıt aldıklarını belirtti. Kayıtlı bir Rh Null kan grubuna sahip bağışçılarının olduğu ve kendi bankalarında da iki ünite dondurulmuş kan bileşeni olduğu bilgisinin ulaşmasıyla birlikte doğumla ilgili tarihi netleştirdiklerini anlatan Sözmen, "Bu çok önemliydi çünkü dondurulmuş üniteler çözüldükten sonra transfer edilmesi gerekiyordu ve çözüldükten sonra kullanılması için maksimum 72 saat ömürleri bulunmaktaydı. Soğuk zincir garanti edilerek İstanbul’a, oradan da Gaziantep’e ulaştırılmasını sağladık. Bu süreci Türk Kızılay olarak ülkemizde ilk defa gerçekleştiriyoruz" diuye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/09/kizilaydan-altin-kan-operasyonu-1759139130.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim geçişleri hastalıklara davetiye çıkarıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsim-gecisleri-hastaliklara-davetiye-cikariyor-27687</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsim-gecisleri-hastaliklara-davetiye-cikariyor-27687</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk algınlığı ve gribin arttığı dönem içerisinde Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mevsim geçişlerinde sıcaklık, nem ve güneş ışığındaki dalgalanmaların bağışıklığı zayıflattığını belirten uzmanlar, bu durumun bazı hastalıklara zemin hazırladığını söylüyor.</p>

<p>Özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, cilt rahatsızlıkları ve depresif ruh hâllerinin bu dönemlerde arttığını aktaran Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 36–37 dereceye ayarlanmış olan vücut ısımız bu dönemde değişen hava şartlarıyla dengesini sağlayamayabilir olduğunu belirterek, "Eğer bu sırada enfeksiyonlara maruz kalır ve koruyucu tedbirleri almazsak, ağır seyirli hastalıklar yaşayabiliriz” dedi.</p>

<p>Risk grubundaki kişiler için grip ve zatürre aşılarının önemine dikkat çeken Dr. Mamçu, el hijyeni, maske kullanımı, dengeli beslenme, düzenli uyku ve spor gibi alışkanlıkların hastalıklardan korunmada kritik rol oynadığını vurguladı.</p>

<p><strong>RİSKLİ GRUPLAR İÇİN AŞILAR ÖNEMLİ!</strong></p>

<p>Mevsimsel geçişte çoğumuzda bıkkınlık, çökkünlük, yaz günlerinin bitmesini istememe, karamsarlık gibi depresyon benzeri belirtilerin olabileceğini söyleyen Dr. Mamçu, yapılan çalışmaların, mevsim geçişi hastalıklarının genellikle bir hafta-on gün sürebildiğini, bazen bir aya kadar uzayabildiğini gösterdiğini kaydetti. Dr. Mamçu, “Bu hastalıklar özellikle ‘kırılgan yaş’ denilen 65 yaş üstü ve 2 yaş altındaki bireylerde, ayrıca kronik böbrek, akciğer veya kalp hastalığı olanlarda, hipertansiyonu veya diyabeti bulunanlarda, kanser ilacı kullananlar gibi bağışıklığı baskılanmış kişilerde daha sık görülebileceğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/26/1758878579-uzm-dr-dilek-leyla-mamcu-1758899469-499-x750.jpeg" style="height:499px; width:750px" /></p>

<p><strong>KORUNMANIN İLK ADIMI HİJYEN KURALLARINA UYMAK…</strong></p>

<p>Mevsim geçişlerini hastalanmadan atlatmak için önerilerin, diğer bulaşıcı hastalıklara karşı alınan önlemlerle aynı olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulaşıcı hastalık belirtileri olan kişinin kendini izole etmesi hastalık zincirini kırar.” dedi.</p>

<p>Covid pandemisinden hatırladığımız maske, mesafe ve hijyen önlemlerinin tüm bulaşıcı hastalıklar için geçerli olduğunun altını çizen Dr. Mamçu, “Hastaysak evden çıkmamalı, okula veya iş yerine gitmemeli, mecbur kalmadıkça toplu taşıma kullanmamalıyız. Kullanmak zorundaysak maske takmalıyız. Alışveriş merkezleri gibi kalabalık kapalı alanlara girmekten kaçınmalı, evde kırılgan yaş grubundakiler varsa onlarla teması azaltmalıyız. El yıkamak çok önemli. Dokunduğumuz her şey enfekte olabilir, ellerimizi ağzımıza götürerek mikroorganizmaları vücudumuza alabiliriz. Bu nedenle el yıkamaya özen gösterilmeliyiz" uyarılarında bulundu.</p>

<p>Dr. Mamçua ayrıca, bunların yanı sıra bol su tüketmek, düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yeterince taze sebze ve meyve yemek, günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak, sigara ve alkolden uzak durmak, açık havada egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak ve mevsime uygun giyinerek vücut ısısını sabit tutmak önemli olduğunun altını çizdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/09/mevsim-gecisleri-hastaliklara-davetiye-cikariyor-1758954409.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz şikayetleri beyin hastalıklarının habercisi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/goz-sikayetleri-beyin-hastaliklarinin-habercisi-olabilir-27671</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/goz-sikayetleri-beyin-hastaliklarinin-habercisi-olabilir-27671</guid>
                <description><![CDATA[Ani şaşılık, çift görme, görme kaybı veya göz kapağı düşüklüğü gibi şikayetler, beyin tümörü, MS veya damar tıkanıklığı gibi ciddi nörolojik sorunların belirtisi olabilir. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, düzenli göz muayenesinin önemini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Gözlerde ani gelişen şaşılık, çift görme, görme kaybı, göz bebeği büyüklük farkı veya görme alanında daralma gibi sorunlar, sadece göz rahatsızlıkları değil, ciddi beyin hastalıklarının habercisi olabiliyor.</p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, görme işlevinin büyük ölçüde beyinde gerçekleştiğini, bu nedenle beyin ve sinir sistemini etkileyen hastalıkların görme sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Kuyumcu, “Multiple Skleroz, beyin tümörü, damar tıkanıklığı, travma veya iltihabi durumlar bu şikayetlere neden olabilir. Ani gelişen sorunlarda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurulmalı ve gerekirse nörolojik değerlendirme yapılmalı” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/23/1758545949-sevim-kuyumcu-1758609298-440-x750.jpeg" style="height:945px; width:750px" /></p>

<p>Dr. Kuyumcu, bu tür şikayetlerin erken teşhis için kritik olduğunu vurgulayarak, “Yıllık göz muayeneleri düzenli yaptırılmalı, ani sorunlarda ise vakit kaybedilmemeli” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>HANGİ ŞİKAYETLER HANGİ HASTALIKLARA İŞARET EDİYOR?</strong></p>

<p><strong>Ani Şaşılık ve Çift Görme: </strong>Beyindeki sinir veya kas dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkabilir. Kafa travmaları, beyin kanamaları, menenjit, beyin iltihabı veya tümörler bu durumu tetikleyebilir.</p>

<p><strong>Ani Görme Kaybı: </strong>Optik nörit (göz siniri iltihabı), MS, toksik maddeler veya ilaçlar nedeniyle tam veya kısmi görme kaybı yaşanabilir.</p>

<p><strong>Göz Bebeği Büyüklük Farkı: </strong>Beyne giden yollardaki bozukluklardan kaynaklanabilir. Büyük damar yırtılmaları veya balonlaşma, ani baş ağrısıyla birlikte bu duruma yol açabilir ve acil müdahale gerektirir.</p>

<p><strong>Göz Kapağı Düşüklüğü: </strong>Göz bebeğini 2 mm’den fazla örten sarkmalar, kas-sinir iletim bozukluklarından beyin tümörlerine kadar ciddi sorunlara işaret edebilir.<br />
Görme Alanında Daralma: Optik nörit veya yavaş ilerleyen beyin tümörleri, görme alanında sinsi kayıplara neden olabilir. Hastalar bunu “gözüme perde inmiş” veya “baktığım yerde bulanıklık var” şeklinde tarif edebilir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/09/goz-sikayetleri-beyin-hastaliklarinin-habercisi-olabilir-1758614684.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okul çağındaki çocuklarda çürük riskine dikkat! Paketli gıdalar çocuk dişlerini vuruyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-27634</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-27634</guid>
                <description><![CDATA[Okul kantinlerindeki masum görünen atıştırmalıklar çocukların dişlerini tehdit ediyor. Uzmanlar, şekerli içecekler ve paketli gıdaların diş çürüğünü hızlandırdığını belirterek, beslenme alışkanlıkları mutlaka gözden geçirilmesini önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, okul çağındaki çocukların paketli gıdalar ve şekerli içecek tüketiminin diş çürüğü riskini artırdığını uyararak, ebeveynleri beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeye çağırdı.</p>

<p>"Meyveli sodalar, kutu sular ve gazlı içecekler, çürük bakterileri için besin kaynağı; gazlıların asidi ise mineleri eritiyor" diyen Demir, süt tüketiminin azalmasının da kalsiyum kaybına yol açtığını belirtti.</p>

<p>Kliniklerinde sıkça karşılaştıkları sorunu bilimsel verilerle anlatan Dt. Nurgül Demir, rafine şeker alımının arttığını, ebeveynlerin çoğunda süt dişi tedavisi yokken, çocuklarda çürük vakalarının çoğaldığını söyledi. "Dengeli tüketim şart" diyen Demir, çözüm önerileri konusunda da ağız hijyeni yanında 'çürük karşıtı' (antikaryojenik) gıdalar (süt ürünleri, sebze-meyve) teşvik edilmesi gerektiğini, ebeveynlerin okul atıştırmalıklarını kontrol ederek, ara öğün sonrası suyla çalkalama alışkanlığının kazandırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/11/1757581564-nurg-l-demir-7-1757603826-596-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>

<p><strong>ÇOCUKLARDA ÇÜRÜK KARŞITI BESLENME ÖNERİLERİ</strong></p>

<p>1- <strong>Elma, kereviz sapı ve havuç; </strong>gevrek yapısıyla çocukların okulda diş fırçalayamadıkları zamanlarda diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesini sağlayabilir.</p>

<p>2- Kalsiyum ve fosfor içeriği bakımından <strong>peynir ve yoğurt, </strong>diş minesinin hasar görmüş bölgelerinin onarılarak, yeniden güçlenmesine yardımcı olur. Seçilen ürünlerin ‘şeker ilavesiz’ olmasına dikkat edilmesi gerekir. Yoğurt, dilimlenmiş mevsim meyveleri ile tüketilebilir.</p>

<p>3- <strong>Lahana, ıspanak ve brokoli </strong>gibi yeşil yapraklı sebzeler, vitamin ve mineral içeriği zenginleşmiş tükürük yapımını sağlayarak; ağız içinin temizlenebilirliğini arttırır ve diş sağlığının korunmasında rol alır.</p>

<p>4- <strong>Ay çekirdeği, badem ve ceviz</strong> gibi kuruyemişler, içerdikleri mineraller ile dişleri korur, asit atakları ile hasar gören diş dokularının onarılmasına yardımcı olur.</p>

<p>5- İçecek olarak <strong>süt, ayran, taze sıkılmış ve katkısız meyve suları </strong>tercih edilmelidir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 22:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/09/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-1757619003.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düzenli ilaç kullananlar... Bu içecekleri tüketirken dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-27582</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-27582</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz, kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan bireyler için hayati öneme sahip bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlıklı olduğu düşünülerek tüketilen bazı besin ve içecekler, kullandıkları ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>

<p>Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında yer alıyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/26/1756103688-dyt-selin-yavuz-780-915-1756223716-130-x750.png" style="height:568px; width:750px" /></p>

<p><strong>NAR SUYU</strong></p>

<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>

<p><strong>YEŞİL ÇAY</strong></p>

<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>

<p><strong>GREYFURT SUYU</strong></p>

<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>

<p><strong>SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ</strong></p>

<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>

<p><strong>SOYA</strong></p>

<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 22:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/08/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-1756235965.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hekimlere yeni teminat düzenlemesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/hekimlere-yeni-teminat-duzenlemesi-27515</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/hekimlere-yeni-teminat-duzenlemesi-27515</guid>
                <description><![CDATA[Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nda teminat ve prim tutarlarını güncelledi. Yeni düzenleme 1 Kasım 2025’te yürürlüğe girecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), 21 Temmuz 2010 tarihli ve 27648 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Kurum Katkısına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğ’de (2010/1) değişiklik yaptı.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle, hekimlerin mesleki faaliyetleri sırasında oluşabilecek hatalardan kaynaklanan tazminat taleplerine karşı sağlanan sigorta teminatları ve prim tutarları güncellendi.</p>

<p>Buna göre, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nda her bir olay için azami teminat tutarları yeniden belirlendi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/07/image002-1754550437-340-x750.jpeg" style="height:173px; width:750px" /></p>

<p>Sözleşme kapsamında ödenecek toplam tazminat miktarı ise 9 milyon TL’yi aşamayacak. Ayrıca, prim tutarları risk gruplarına göre yeniden düzenlendi ve “Prim Tutarları (4. Basamak)” tablosu güncellendi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/07/image004-1754550458-422-x750.jpeg" style="height:185px; width:750px" /></p>

<p>Yeni tebliğ, 1 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe girecek ve uygulamadan SEDDK Başkanı sorumlu olacak.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Aug 2025 12:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/08/hekimlere-yeni-teminat-duzenlemesi-1754558665.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş gözlüğü seçimi hayati önem taşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunes-gozlugu-secimi-hayati-onem-tasiyor-27502</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunes-gozlugu-secimi-hayati-onem-tasiyor-27502</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Özel Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Yıldız, yaz aylarında artan güneş ışınlarının sadece cilt sağlığını değil, göz sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiğini belirterek, “Gözleri zararlı ultraviyole (UV) ışınlardan korumanın en etkili yollarından biri doğru güneş gözlüğü kullanımıdır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BURSA (İGFA) - Çocukların UV ışınlarına karşı daha savunmasız olduğunu da ifade eden Op. Dr. Yıldız, “Çocukların göz mercekleri daha saydam, göz bebekleri ise erişkinlere göre daha büyük olduğu için ultraviyole ışınları göze daha kolay nüfuz eder ve hasar riski artar. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren güneş gözlüğü kullanımı son derece önemlidir” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Güneş gözlüğü seçerken dikkat edilmesi gerekenler</strong></p>

<p>Bursa Özel Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Yıldız, güneş gözlüğü seçiminde dikkat edilmesi gereken temel kriterleri açıklarken de şunları söyledi:</p>

<p>“Güneş gözlüğü seçerken ilk dikkat edilmesi gereken nokta, yüzde 100 UV koruması sağlamasıdır. UV400 ibaresi bulunan gözlükler, zararlı UVA ve UVB ışınlarını tamamen engelleyerek gözleri güneşin olumsuz etkilerinden korur. Ayrıca camların optik kalitesi büyük önem taşır. Kalitesiz camlar göz yorgunluğuna ve baş ağrısına yol açabilirken, polarize camlar yansımaları azaltarak daha net ve konforlu bir görüş sunar. Gözlüğün çerçeve yapısı da göz sağlığı kadar kullanım konforunu etkiler. Hafif ve esnek çerçeveler, özellikle uzun süreli kullanımlarda büyük avantaj sağlar.</p>

<p>Cam koyuluğu ise gözlüğün kullanılacağı ortama göre seçilmelidir. Açık renkli camlar güneşli havalarda yeterli koruma sağlamayabilirken, çok koyu camlar da kapalı ya da loş ortamlarda görüşü zorlaştırabilir. Cam rengi tercihi de göz sağlığı açısından önemlidir. Gri, kahverengi ve yeşil tonlarındaki camlar, doğal renk algısını bozmadıkları ve gözü dinlendirdikleri için günlük kullanımda en ideal seçenekler arasında yer alır. Tüm bu özellikler göz önünde bulundurularak yapılan doğru güneş gözlüğü seçimi, gözleri sadece güneşin zararlı etkilerinden değil, uzun vadeli sağlık sorunlarından da korumaya yardımcı olur.”</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/02/goz-hastaliklari-uzmani-op-dr-metin-yildiz-1754117047-969-x750.jpeg" style="height:681px; width:750px" /></p>

<p>Kalitesiz güneş gözlüklerinin, gözleri korumak bir yana, ciddi zararlar verebileceği konusunda uyarıda bulunan Dr. Metin Yıldız, “Güneş gözlüğü sadece şık bir aksesuar değil, aynı zamanda koruyucu bir sağlık aracıdır. UV filtresi olmayan ve sertifikasız ürünler fayda yerine zarar verebilir. Bu yüzden mutlaka güvenilir ve sertifikalı ürünler tercih edilmelidir” dedi.</p>

<p>Bursa Özel Hayat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Yıldız açıklamasını, “Göz sağlığınızı riske atmamak için güneş gözlüğü seçimi bilinçli yapılarak, gözler koruma altına alınmalıdır” diyerek tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 Aug 2025 23:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/08/gunes-gozlugu-secimi-hayati-onem-tasiyor-1754166525.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gündüz aşırı uykululuğun az bilinen gerçeği: Hipersomnia</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunduz-asiri-uykululugun-az-bilinen-gercegi-hipersomnia-27445</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunduz-asiri-uykululugun-az-bilinen-gercegi-hipersomnia-27445</guid>
                <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Atilla, hipersomnianın gündüz aşırı uykululuk hali olduğunu, erkeklerde daha sık görüldüğünü ve altta yatan ciddi hastalıklarla ilişkili olabileceğini belirtti. Toplumda tembellikle karıştırılan bu durum, tanı ve tedaviyi geciktirebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Atilla, hipersomnianın gündüz aşırı uykululuk, uzun gece uykuları ve sabahları “uyku sarhoşluğu” ile karakterize nadir bir durum olduğunu açıkladı. Genellikle ergenlikte başlayan ve 35 yaş civarında sıklaşan hipersomnia, erkeklerde kadınlara göre daha yaygın.</p>

<p>Diyabet, obezite, uyku apnesi, stres gibi risk faktörleriyle bağlantılı olan bu durum, çocuklarda da yüzde 10-15 oranında görülebiliyor.</p>

<p><strong>HİPERSOMNİANIN NEDENLERİ</strong></p>

<p>Dr. Atilla, hipersomnianın narkolepsi, beyin tümörü, inme, Parkinson, depresyon, hipotiroidizm, demir ve D vitamini eksikliği gibi nörolojik ve sistemik hastalıklarla ilişkili olabileceğini belirtti. Tanı için beyin görüntülemesi, kan tahlilleri, uyku günlüğü, polisomnografi ve çoklu uyku Latency testleri kullanılıyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/21/nuray-atilla-1742546838-877-x750.jpeg" style="height:1000px; width:750px" /></p>

<p>En az üç ay süren gündüz uykululuğu, dikkat eksikliği, hafıza bozukluğu ve zihinsel yorgunluk gibi belirtiler, öğrenme güçlüğü, baş ağrısı, çarpıntı ve sindirim sorunlarına yol açabiliyor. Dr. Atilla, hipersomnianın toplumda tembellikle karıştırıldığını, bu algının tanı ve tedaviyi geciktirdiğini vurguladı. “Hastalar çok uyusalar da dinlenmiş hissetmez. Depresyonla karıştırılıyor ve kahve içme gibi önerilerle uyaran bağımlılığına sürüklenebiliyorlar,” dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİ VE YAŞAM TARZI ÖNERİLERİ</strong></p>

<p>Tedavide uyanıklık artırıcı ilaçlar, antidepresanlar, melatonin ve bilişsel davranışçı terapiler kullanılıyor. Altta yatan hastalıkların tedavisi önem taşırken, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi, kilo kontrolü ve egzersiz tedaviyi destekliyor. Dr. Atilla, aşırı ekran maruziyetinin, özellikle mavi ışığın, uyku hijyenini bozarak hipersomnia riskini artırdığına dikkat çekti.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Jul 2025 13:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/07/gunduz-asiri-uykululugun-az-bilinen-gercegi-hipersomnia-1753266057.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havuzdan sonra mayonuzu değiştirin! Enfeksiyon sebebi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/havuzdan-sonra-mayonuzu-degistirin-enfeksiyon-sebebi-olabilir-27382</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/havuzdan-sonra-mayonuzu-degistirin-enfeksiyon-sebebi-olabilir-27382</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklar idrar yolu enfeksiyonundan nasıl korunmalı?Yaz aylarında yetersiz su tüketimi ve ıslak mayo ile uzun süre kalınması gibi nedenlerle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarında artış yaşandığını belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr.Akif Diri, ortak kullanılan havuzların dezenfekte edilmemesinin mikrobun bulaşmasına neden olacağı uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL (İGFA) - Yaz aylarında sıcak havayla birlikte çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları (İYE) daha sık görülmeye başlar. Özellikle deniz ve havuz kullanımı, artan terleme, yeterli su tüketilmemesi gibi nedenler idrar yollarında mikrop üremesi kolaylaşabilir. Ayrıca çocukların uzun süre ıslak mayo ile kalması da bakterilerin çoğalmasına davetiye çıkarır.</p>

<p>Yaz aylarında çocuklarda idrar yolu enfeksiyon oranının kış mevsimine göre yüzde 20 oranında daha fazla yaşandığını belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr.Akif Diri, yazın terlemenin arttığını, yeterince su alınmadığında idrarın daha yoğun hale gelerek bakterilerin tutunmasını kolaylaştırdığını söyledi. Doç. Dr. Diri “Ayrıca deniz veya havuzda uzun süre ıslak mayo ile kalmak, bakterilerin çoğalmasına zemin hazırlar” dedi.</p>

<p><strong>Yüksek ateş bazen tek belirtidir</strong></p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonlarının ateş, sık idrara gitme, idrar yaparken yanma hissi, kötü kokulu, bulanık ya da pembe renkli idrar, alt karın veya böğür ağrısı ve bebeklerde huzursuzluk, iştahsızlık belirtileriyle kendisini gösterdiğini anlatan Doç. Dr. Akif Diri, özellikle 2 yaş altı bebeklerde ateşin bazen tek belirti olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonlarının kişiden kişiye doğrudan bulaşmadığını belirten Doç. Dr. Akif Diri, ancak ortak kullanılan havuzların iyi dezenfekte edilmemesinin veya uzun süre ıslak mayo ile kalınması gibi durumların mikrop bulaşmasını kolaylaştırabileceğini açıkladı.</p>

<p>Doç. Dr. Akif Diri idrar yolu enfeksiyonu durumunda ailelerin yapması gerekenleri ise şu sözlerle özetledi:</p>

<p>- Çocuğun bol sıvı almasını sağlamak<br />
- Havuz veya deniz sonrası ıslak mayoyu hemen değiştirmek<br />
- Tuvalet temizliğine dikkat etmek (özellikle kız çocuklarında önden arkaya silme alışkanlığı kazandırmak)<br />
- Doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanmamak,<br />
- Ateş varsa vakit kaybetmeden hekime başvurmak.</p>

<p>Doç. Dr. Akif Diri tedavi sürecinde bol suyun yanı sıra ayran, kefir gibi probiyotik içecekler ile lifli meyve ve sebzelerin tercih edilmesini önerdi. Doç. Dr. Diri “Yaban mersini ve kızılcığın içerdiği bazı maddeler bakterilerin idrar yollarına tutunmasını zorlaştırabilir ve enfeksiyon riskini azaltabilir” dedi. Gazlı, şekerli içecekler, paketli meyve suları ve aşırı tuzlu atıştırmalıklar ise bu süreçte uzak durulması gereken besinler olarak dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Aileler en çok hangi hataları yapıyor?</strong></p>

<p>Doktora danışmadan antibiyotik kullanmak<br />
Ateşi olan çocuğu 'geçer' diyerek bekletmek</p>

<p>Yeterince su vermemek</p>

<p>Islak mayo ile uzun süre bırakmak</p>

<p>Tuvalet temizliğini yanlış yapmak</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Jul 2025 11:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/07/havuzdan-sonra-mayonuzu-degistirin-enfeksiyon-sebebi-olabilir-1752308135.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak hava dalgası sağlık riski oluşturuyor... Güneş çarpmasına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-hava-dalgasi-saglik-riski-olusturuyor-gunes-carpmasina-dikkat-27368</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-hava-dalgasi-saglik-riski-olusturuyor-gunes-carpmasina-dikkat-27368</guid>
                <description><![CDATA[Meteoroloji verileriyle artan sıcaklar, güneş çarpması tehlikesini yükseltti. Uzman Dr. Narmın Huseyınzada'dan hayat kurtaran önlem öneriler geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye genelinde etkili olan sıcak hava dalgası vatandaşları zorluyor.</p>

<p>Meteoroloji verilerine göre, özellikle 10.00-16.00 saatlerinde dışarıda uzun süre kalmak, güneş çarpması gibi ciddi sağlık risklerine yol açıyor.</p>

<p>Güneş çarpması, tedavi edilmediğinde organ yetmezliğine ve ölüme kadar ilerleyebiliyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Narmın Huseyınzada, alınacak basit önlemlerin hayati önemde olduğunu vurguladı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/08/1751962766-narm-n-huseyinzade-1751990564-488-x750.png" style="height:523px; width:750px" /></p>

<p><strong>GÜNEŞ ÇARPMASI TEHLİKESİ</strong></p>

<p>Güneş çarpması, vücut ısısının 40 dereceyi aşmasıyla beyin ve organların zarar görmesi sonucu ortaya çıkıyor. Sıcak-nemli hava, yoğun aktivite veya yetersiz sıvı alımı riski artırıyor.</p>

<p>Dr. Huseyınzada, “Bu durum halsizlikten öte, nörolojik bozulma ve kalıcı hasarlara yol açabilir” uyarısında bulunurken, belirtiler arasında yüksek ateş (39°C üzeri), baş ağrısı, kuru cilt, kas krampları, bulantı, hızlı nabız, nöbet veya bayılma yer alıyor. Erken müdahale için gölgeye alma ve acil yardım çağrısı kritik.</p>

<p>Risk Grupları ve Korunma</p>

<p>Bebekler, 65 yaş üstü bireyler, kronik hastalar, açık havada çalışanlar, sporcular ve alkol/ilaç kullananlar daha savunmasız. Dr. Huseyınzada bu kesim içinde, “Yaşlıları yalnız bırakmayın, termal denge zayıflıyor” dedi.</p>

<p>Korunma için 10.00-16.00’da güneşe çıkmaktan kaçınılması gerektiğini ifade eden Dr. Huseyınzada, "Açık renkli giysiler, şapka, güneş gözlüğü kullanılmalı, bol su içilmeli, gölgede kalınmalı ve fiziksel aktiviteler sınırlandırılmalı. Güneş çarpması durumunda kişi serin ortama alınmalı, soğuk kompres uygulanmalı, giysiler gevşetilmeli ve 112 aranmalı. Evde kafeinden kaçınılmalı, su içeriği yüksek gıdalar tercih edilmeli, uyku ortamı serin tutulmalı ve ağır yemeklerden uzak durulmalı" dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 19:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/07/sicak-hava-dalgasi-saglik-riski-olusturuyor-gunes-carpmasina-dikkat-1751993186.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Klima çarpmasına dikkat! Baş ağrısının sebebi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-27354</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-27354</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek için kullanılan klimaların, yanlış kullanıldığında sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten uzmanlar, bu durumun klima çarpması olarak adlandırıldığını söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>20 dereceden düşük, 24 dereceden yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir!</p>

<p>Klima çarpması, özellikle yaz aylarında görülen ve klima kullanırken bazı noktalara dikkat edilmediğinde kendisini belli eden bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Sıcak havalarda serinlemek amacıyla kullanılan klimalar vücut ısısını sabit tutmada bazen sorunlar ortaya çıkarabilir. Ortamda sıcaklık düştüğünde vücudumuzun ısısını sabit tutan mekanizmalar ekstra bir çaba sarf etmek durumunda kalır. Bunun neticesinde bazı belirti ve bulgular ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p><strong>KLİMA, KULLANIM KILAVUZUNA UYGUN KULLANILMALI!</strong></p>

<p>Klima kullanımının bir diğer olumsuz etkisinin ortamın nem oranının değişmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Buna bağlı olarak hava kuruluğu ortaya çıkar. Klima kullanılan ortamlarda nem oranının yüzde 50 olması gerekir. Klimalı ortamlarda, havadaki nemin azalması ve ortamın kuruması gözlerde ve üst solunum yollarında tahrişe neden olabilir. Ek olarak ortamın nem dengesinin bozulması dehidrasyon (sıvı açığı) yol açabilir, buna bağlı olarak ağızda, gözlerde kuruluk, susuzluk ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/06/1751668279-afak-sahir-karamehmeto-lu-1751805999-200-x750.jpeg" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p>Klima kullanırken kullanma kılavuzuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Karamehmetoğlu, “Ortamın daha önce belirttiğimiz ideal sıcaklık ve nem seviyesine göre ayarlanması gerekir. Klimadan gelen havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi, klimanın karşısında uzun süre kalınmaması ve serinlemenin dengeli bir şekilde sağlanması önemlidir. Klimanın düzenli olarak temizlenmesi ve bakımının uygun şekilde yapılması da sağlanmalı. Düzenli olarak temizlenmeyen veya değiştirilmeyen filtreler iç ortam hava kalitesinin bozulmasına ve sağlık sorunlarına yol açabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>FARKLI BELİRTİLER KLİMA ÇARPMASININ BİR SONUCU OLABİLİR!</strong></p>

<p>Klima çarpması belirtilerinin kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük ve yüksek ateş gibi belirti ve bulguların sıkça görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Ek olarak kas ağrıları da görülebilir. Özellikle fibromyalji, miyofasyal ağrı sendromu gibi yumuşak doku romatizmalarıyla sıkça karşılaşılır.” dedi.</p>

<p>Ani ısı değişimi karşısında vücutta meydana gelen değişikliklerin titreme, ellerde ve ayaklarda üşüme gibi şikâyetlere neden olabileceğine dikkat çeken Karamehmetoğlu, “Baş ağrısına klima ortamının neden olduğu düşük nem seviyesi sebep olabilir. Bazı araştırmalar bakımı yapılmayan klimaların da baş ağrısına neden olabileceğini gösteriyor. Klima çarpmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkabilir. Vücut aşırı ısı değişimiyle mücadele etmek için fazladan enerji harcamak zorunda kalır, bunun neticesinde halsizlik ve yorgunluk ortaya çıkabilir. Sıvı ve elektrolit dengesinin bozulması da halsizliğe neden olabilir. Klima çarpması durumunda , burun tıkanıklığı, kas ve eklem ağrıları gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Klima çarpmasının bir tedavisi yok ama korunmak mümkün!</strong></p>

<p>Klima çarpması belirtilerinin soğuk algınlığı veya grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri ile benzerlik göstermesinin tanı konmasını zorlaştırabileceğine değinen Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasını teşhis edebilecek bir laboratuvar testi yoktur. Dehidrasyon riskine karşı bazı tahliller yapılmasını istenebilir.” dedi.</p>

<p>Klima çarpmasının spesifik bir tedavi yöntemi olmadığını da kaydeden Karamehmetoğlu, belirti ve bulgulara yönelik tedavi uygulanabileceğini söyledi.</p>

<p>Klima çarpmasından korunmak için önerilerde bulunan Karamehmetoğlu, “Klimayı 21-22 derece 2 saat çalıştırıp ardından kapatmak hava kalitesinin bozulmasını ve klima çarpmasını önlemeye yardımcı olabilir. Klimadan gelen havayı doğrudan vücuda yönlendirmekten, klima karşısında oturmaktan veya yatmaktan kaçınılmalı. Düzenli aralıklarla klima filtrelerinin değiştirilmesi ve klima bakımının yapılması ortamın hava kalitesinin bozulmasını önler. Klimanın yanlış kullanımına bağlı ortaya çıkan dehidrasyon riskini azaltmak için bol sıvı tüketilmeli. Klima, önerilen süre boyunca çalıştırıldıktan sonra kapatılmalı, bulunulan ortamın camları açılarak temiz havanın içeri girmesine izin verilmeli.” uyarılarında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Jul 2025 16:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/07/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-1751807841.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcaklarında diyabetliler için 7 hayati önlem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/yaz-sicaklarinda-diyabetliler-icin-7-hayati-onlem-27331</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/yaz-sicaklarinda-diyabetliler-icin-7-hayati-onlem-27331</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık, nem oranı ve değişen günlük alışkanlıklar, diyabet hastaları için ciddi sağlık risklerine yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle serinletici meyveler, soğuk içecekler ve öğün atlamaya neden olan uzun günlerin kan şekeri dengesini bozabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz mevsiminin diyabet hastaları açısından dikkat gerektiren bir dönem olduğunu belirten Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, “Su kaybından ilaçların saklanmasına kadar birçok etken diyabetliler için sorun yaratabiliyor. Ancak basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün” dedi.</p>

<p>Türkiye’de her 8 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu hatırlatan Dr. Murrja, hastalığın kontrol altına alınmaması durumunda kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı ve sinir hasarı gibi ciddi komplikasyonların gelişebileceğini vurguladı.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, diyabette ihmale gelmez 7 yaz önlemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>YAZ MEYVELERİNDE AŞIRIYA KAÇMAYIN!</strong></p>

<p>Karpuz, kavun, incir, üzüm gibi yaz meyveleri serinletici ve çok cazip olabilir. Ancak şeker oranları yüksektir ve ölçüsüz tüketildiklerinde kan şekerinde ani yükselmelere neden olur. Birçok kişi “doğal şeker” diyerek sınırsızca meyve yer ama diyabetli bireyler için porsiyon kontrolü çok önemli. Özellikle karpuz gibi glisemik indeksi yüksek meyveler büyük dilimlerle yendiğinde hızlı şeker yükselişi yaratır. Ayrıca meyveleri tek başına değil protein veya sağlıklı yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketmek kan şekerini daha dengeli yükseltmeye yardımcı olur. Tatilde de özellikle açık büfelerde sınırsız meyve tabağına kapılmak yerine ölçülü davranın.</p>

<p><strong>YANINIZDA KÜÇÜK ATIŞTIRMALIKLAR BULUNDURUN!</strong></p>

<p>Tatilde daha çok yürürüz, denize gireriz, hareket ederiz. Öğün saatleri kayar, atlanır. Tüm bunlar hipoglisemi riskini artırır. Sıcak havalarda kan şekerinin yalnızca yükselmesi değil, ani ve sinsi düşüşler de risklidir. Terleme ve sıvı kaybı vücudun glukoz kullanımını değiştirir. En büyük tehlike, hipogliseminin sıcaktan ayırt edilememesidir. Terleme, halsizlik, sersemlik sıcak çarpmasıyla karıştırılabilir. Bu yüzden ölçüm cihazınızı mutlaka yanınızda bulundurun ve düzenli ölçüm yapın. Daha önce de şeker düşüşleri yaşadıysanız yanınızda küçük atıştırmalıklar taşıyın.</p>

<p><strong>GÖLGE VE SERİN ALANLARI TERCİH EDİN</strong></p>

<p>Öğle saatlerinde güneşin altında kalmak herkes için zorlayıcıdır ama diyabetli bireyler için daha da riskli olabilir. Vücut sıcaklık düzenlemesini yaparken damarlar genişler, sıvı-elektrolit dengesi bozulur ve kan şekeri beklenmedik şekilde oynar. Özellikle 11.00–16.00 arası doğrudan güneşe dikkat edin. İnce, açık renkli, pamuklu giysiler tercih edin. Basit gibi görünse de şapka ve güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Gölgelik veya klimalı alanlarda vakit geçirmek daha güvenlidir. Uzun süre dışarıda kalmanız gerekiyorsa mutlaka suyunuzu alın ve sık sık mola verin. Unutmayın, sıcak çarpması ciddi sonuçlara yol açabilir.</p>

<p><strong>BOL SU TÜKETİN</strong></p>

<p>Diyabet hastalarında susuzluk kan şekeri seviyelerinin daha da yükselmesine neden olabilir, çünkü vücut fazla şekeri idrarla atarken su da kaybeder. Bol su içmek, böbreklerin düzgün çalışmasına, toksinlerin atılmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Suyun yerine şekerli içecekler veya gazlı içecekler tüketmek kan şekerini yükselttiği için tehlikelidir. Yazın özellikle açık havada geçirilen sürelere dikkat ederek her saat başı su içmeyi hatırlamak önemlidir.</p>

<p><strong>HAREKETİ DOĞRU PLANLAYIN </strong></p>

<p>Yaz mevsimi açık hava yürüyüşleri, yüzme veya spor yapmak için idealdir. Ancak sıcak havada kontrolsüz veya aşırı egzersiz, kan şekerinin hızla düşmesine sebep olabilir. Fiziksel aktivitenin günün serin saatlerinde (sabah erken veya akşamüstü) planlanması, egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinin ölçülmesi önerilir. Ayrıca su kaybını önlemek için egzersiz sırasında yeterli su içmek gerekir. Tatilde spor yaparken bu planlama ihmal edilebiliyor ama önceden planlı hareket birçok sıkıntıdan kurtarır.</p>

<p><strong>TATİLDE İLAÇLARINIZI İHMAL ETMEYİN!</strong></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Tatilde öğün saatlerinin değişmesi, aktivitelerin artması veya serinlemek için dışarıda uzun süre vakit geçirilmesi ilaç saatlerini unutmaya yol açabilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce tedavi planı gözden geçirilmeli, ilaçlar için serin saklama çantaları hazırlanmalı ve doz saatleri mutlaka hatırlatıcılarla planlanmalıdır. Yaz tatili keyfini riske atmamak için tedaviyi aksatmamak önemli; kısa bir ihmal bile ciddi kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir” diyor.</p>

<p><strong>TATİL REHAVETİNE KAPILMAYIN</strong></p>

<p>Yazın getirdiği tatlı rehavet sağlık kontrollerini erteleme alışkanlığına yol açabilir. Ancak diyabet dört mevsim kontrol gerektirir. Düzenli kontroller sadece kan şekerine değil, böbrek fonksiyonlarına ve diğer komplikasyon risklerine de bakar. Tatile çıkmadan önce kontrollerinizi yaptırın. Ölçüm cihazınızı ve günlük kayıtlarınızı ihmal etmeyin. Kısa vadede “tatildeyim ne olacak” diye düşünüp sağlığınızı riske atmayın. Unutmayın; basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve keyifli bir yaz geçirmek mümkün!</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 10:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/07/yaz-sicaklarinda-diyabetliler-icin-7-hayati-onlem-1751442065.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı…Grip sandığınız ölümcül kene ısırığı olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardigrip-sandiginiz-olumcul-kene-isirigi-olabilir-27310</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardigrip-sandiginiz-olumcul-kene-isirigi-olabilir-27310</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte doğa ile iç içe vakit geçiren vatandaşlar için önemli bir sağlık uyarısı geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Doruk Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, yaz aylarında artan kene tutunmalarına karşı uyardı: “İlk belirtiler arasında baş ağrısı, yüksek ateş, halsizlik ve eklem ağrıları yer alır. Bu semptomlar grip ile karıştırılabilir” dedi.</p>

<p>Yaz ayları başladı. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar başta olmak üzere doğada, piknik alanlarında ya da kırsal bölgelerde zaman geçiren herkesin en çok dikkat etmesi gerekenlerin başında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan kene ısırığı geliyor. Doruk Nilüfer Hastanesi’nde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, yaz aylarında artan kene tutunmalarına karşı vatandaşları uyardı: “İlk belirtiler arasında baş ağrısı, yüksek ateş, halsizlik ve eklem ağrıları yer alır. Bu semptomlar grip ile karıştırılabilir” dedi.</p>

<p>Riskli Bölgeler: Orta Karadeniz'de Dikkat!<br />
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan virüsü taşıyan kenelerin Türkiye’de en çok Tokat, Samsun, Amasya, Çorum ve Sivas çevresinde görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Meltem Öner Karaçay, bu bölgelerde yaşayan ya da bu bölgelere seyahat eden vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Karaçay, “Son yıllarda Ege Bölgesi ve İstanbul’da bu virüsü taşıyan keneye rastlanmamıştır” şeklinde konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/26/5283b0fd-3631-460a-b77f-239a57181039-1750925338-963-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>

<p><strong>KENEYİ ÇIKARMAK GECİKTİRİLMEMELİ</strong></p>

<p>Kene tutunmalarında hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Karaçay, “Bir cımbız yardımıyla, kenenin gövdesine dokunmadan dikkatlice çıkarılması gerekir. Kişi bunu kendisi yapamıyorsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>KKKA BELİRTİLERİ GRİPLE KARIŞABİLİR</strong></p>

<p>Dr. Karaçay, Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin ölümcül olabileceğini vurgulayarak, “Enfeksiyon riski taşıyan bireyler en az 10 gün boyunca takip edilmelidir. İlk belirtiler arasında baş ağrısı, yüksek ateş, halsizlik ve eklem ağrıları yer alır. Bu semptomlar grip ile karıştırılabilir. Bu nedenle uzman değerlendirmesi şarttır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>KORUNMAK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Son olarak, doğa yürüyüşleri veya kırsal alanlarda vakit geçiren bireylerin açık renkli, uzun kıyafetler giymesi ve kene kontrolünü ihmal etmemesi gerektiğini belirten Karaçay, “Korunmak mümkün. Bilinçli davranmak, erken müdahale ve uzman takibi ile riskler en aza indirilebilir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Jun 2025 12:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/06/uzmani-uyardigrip-sandiginiz-olumcul-kene-isirigi-olabilir-1750929559.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda gastroenterit alarmı! Her iki çocuktan birinde tanı konuluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/cocuklarda-gastroenterit-alarmi-her-iki-cocuktan-birinde-tani-konuluyor-27283</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/cocuklarda-gastroenterit-alarmi-her-iki-cocuktan-birinde-tani-konuluyor-27283</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, gastroenteritin özellikle yaz aylarında yaygınlaştığını ve küçük çocuklarda hayati risk taşıyabileceğini belirterek, ebeveynleri erken müdahale konusunda uyardı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, sulu ishal, kusma, karın ağrısı ve mide bulantısı gibi şikayetlerle acil servise getirilen her iki çocuktan birine gastroenterit tanısı konulduğunu açıkladı.</p>

<p>Bazı bölgelerde bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabildiğini belirten Girgin, hastalığın sadece bireysel değil, halk sağlığı açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>YAZ AYLARINDA RİSK ARTIYOR</strong></p>

<p>Gastroenterit, özellikle yaz aylarında sık görülüyor. Sıcak havanın gıdaları bozması, dışarıda tüketilen yiyecek ve içeceklerin hijyen sorunları, yüzme havuzları ve plajlardaki kirli su teması hastalığın yayılmasını tetikliyor. Dr. Girgin, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocukların, özellikle 2 yaş altındaki bebeklerin bağışıklık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle daha yüksek risk altında olduğunu ifade etti.</p>

<p>Halk arasında “mide gribi” olarak bilinen gastroenterit, grip virüsüyle değil, virüs, bakteri veya parazitlerle ortaya çıkıyor. En yaygın etken rota virüs olurken, noro virüs, adeno virüs ve astro virüs de hastalığa neden olabiliyor. Dr. Girgin, gastroenteritin hafif gibi görünse de küçük çocuklarda hızla dehidratasyona yol açabileceğini ve tedavi edilmezse böbrek fonksiyonlarında bozulma, bilinç değişikliği, hatta nadiren hayati risk oluşturabileceğini belirtti. Ebeveynlerin, “Çocuk su içiyorsa sorun yoktur” yanılgısına düşmemesi gerektiğini vurgulayan Girgin, elektrolit dengesizliklerinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/23/1750657839-dr-g-ray-g-rg-n-1750664863-880-x750.jpeg" style="height:945px; width:750px" /></p>

<p><strong>BELİRTİLER 24 SAATTE GEÇMEZSE DOKTORA BAŞVURUN</strong></p>

<p>Gastroenteritin en sık belirtileri sulu ishal, kusma, karın ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık. İlerleyen durumlarda ağız kuruluğu, gözyaşında azalma ve cilt kuruluğu gibi dehidratasyon bulguları görülüyor. Dr. Girgin, günde 3’ten fazla sulu ishal, sık kusma, yüksek ateş, sıvı alamama, idrar yapmama veya bilinç değişikliği durumunda ebeveynlerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Tanı genellikle öykü ve muayeneyle konulurken, bazı durumlarda dışkı, kan veya idrar testleri gerekebiliyor. Tedavide öncelik, kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konması. Hafif vakalarda ağızdan sıvı takviyesi yeterli olurken, ağır tablolarda hastanede damar yoluyla tedavi gerekiyor. Dr. Girgin, antibiyotiklerin sadece bakteriyel vakalarda kullanıldığını ve bilinçsiz antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gastroenteritten korunmak için ise el hijyeni, sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, temiz su tüketimi, dışarıda satılan yiyeceklerden uzak durulması ve oyuncak temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Girgin, rota virüs aşısının koruyucu etkisine de dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/06/cocuklarda-gastroenterit-alarmi-her-iki-cocuktan-birinde-tani-konuluyor-1750670100.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından önemli uyarılar: Kan bağışı hayat kurtarır</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmanindan-onemli-uyarilar-kan-bagisi-hayat-kurtarir-27282</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmanindan-onemli-uyarilar-kan-bagisi-hayat-kurtarir-27282</guid>
                <description><![CDATA[Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, kan bağışının güvenli bir süreç olduğunu vurgulayarak, bağış öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, kan bağışının birey ve toplum için hayati önem taşıdığını belirterek, süreçle ilgili önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p>Doç. Dr. Özdamar, bazı durumlarda kan bağışının geçici kansızlığa yol açabileceğini, bu nedenle adet dönemindeki kadınlar, yetersiz beslenenler veya vegan bireylerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Bağış öncesi hemoglobin seviyesinin ölçüldüğünü ve düşükse bağışa izin verilmediğini ifade eden Özdamar, bağış sonrası kırmızı et, tavuk, balık, ıspanak ve mercimek gibi demir açısından zengin gıdaların tüketilmesini, çay ve kahveden ise bir süre uzak durulmasını önerdi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/23/1750663092-asm-meldaozdamar-gorseli-1750665594-920-x750.jpeg" style="height:273px; width:750px" /></p>

<p><strong>KAN BAĞIŞI SÜRECİ GÜVENLİ VE HIZLI</strong></p>

<p>Tam kan bağışında yaklaşık 450 ml kan alındığını, bunun vücuttaki kanın yüzde 8-10’una denk geldiğini belirten Özdamar, sağlıklı bireyler için bu işlemin tamamen güvenli olduğunu ve 5-10 dakikada tamamlandığını aktardı. Kayıt, muayene, bağış ve ikram süreçleriyle toplam 30-40 dakika süren işlemde, bağışçının durumu yakından izleniyor. Bağış sonrası meyve suyu ve hafif yiyeceklerle kan basıncı düşüşü veya baş dönmesi gibi yan etkiler önleniyor. Alınan kan, HIV, Hepatit B ve C, Sifiliz gibi bulaşıcı hastalıklara karşı testlerden geçirilerek hastalar için hazır hale getiriliyor.</p>

<p><strong>KİMLER KAN BAĞIŞLAYABİLİR?</strong></p>

<p>Kan bağışlamak isteyenlerin 18-65 yaş aralığında, en az 50 kg ağırlığında, bulaşıcı hastalığı olmayan, uygun tansiyon ve hemoglobin değerlerine sahip bireyler olması gerektiğini vurgulayan Özdamar, bağış öncesi bir form doldurulduğunu ve kısa bir fiziksel muayene yapıldığını belirtti. Grip, diş çekimi, dövme, cerrahi müdahale gibi durumlar geçici ret nedeni olurken, HIV, Hepatit, ciddi kalp hastalığı veya kanser öyküsü gibi durumlar kalıcı ret gerektiriyor. Bağış sonrası kolda ağrı, şişlik, iltihap veya 24 saatten uzun süren baş dönmesi gibi şikayetlerde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ekledi.</p>

<p><strong>KAN BAĞIŞININ FAYDALARI</strong></p>

<p>Özdamar, kan bağışının hem birey hem de toplum için pek çok fayda sağladığını belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p><strong>Hayat kurtarır</strong>: Kazalar, ameliyatlar, kanser tedavileri ve doğum gibi durumlarda kan ihtiyacı için tek kaynak bağışçılar.</p>

<p><strong>Psikolojik rahatlama:</strong> Bağış, bireyde aidiyet hissi ve mutluluk yaratır.</p>

<p><strong>Toplumsal dayanışma:</strong> Kan bağışı kampanyaları, yardımlaşma kültürünü güçlendirir.</p>

<p><strong>Sağlık yararı: </strong>Vücut, kan hücrelerini yenileyerek kan yapım sistemini aktif tutar; düzenli bağış, demir dengesini sağlayarak organ hasarını önleyebilir.</p>

<p><strong>Acil durumlar için stok:</strong> Deprem, savaş veya kazalarda hazır kan stoğu hayat kurtarır.</p>

<p><strong>Nadir kan grupları: </strong>Sürekli bağış, özellikle nadir kan gruplarının bulunabilirliğini artırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/06/uzmanindan-onemli-uyarilar-kan-bagisi-hayat-kurtarir-1750670076.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda tatlı keyfi için uzman önerileri... Tatlının doğru zamanı öğle sonrası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bayramda-tatli-keyfi-icin-uzman-onerileri-tatlinin-dogru-zamani-ogle-sonrasi-27203</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bayramda-tatli-keyfi-icin-uzman-onerileri-tatlinin-dogru-zamani-ogle-sonrasi-27203</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramı’nda tatlı ikramları sofraların vazgeçilmezi olsa da, aşırı tüketim sağlık sorunlarını tetikleyebiliyor. Uzman Diyetisyen Ceren Turan, tatlıdan vazgeçmeden sağlıklı tüketim için porsiyon kontrolü, doğru zamanlama ve hafif alternatifler önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kurban Bayramı’nda kalabalık sofralar ve tatlı ikramları, mide problemlerinden kan şekeri dalgalanmalarına kadar riskler taşıyabilir.</p>

<p>Uzman Diyetisyen Ceren Turan, tatlıyı tamamen kesmek yerine ölçülü ve bilinçli tüketmenin önemini vurguladı.</p>

<p><strong>PORSİYON KONTROLÜ ŞART</strong></p>

<p>Diyetisyen Turan, “Sağlıklı bireylerde günlük kalorinin yüzde 10’undan azı ilave şekerden gelmeli. Bayramda bu, 1 küçük kase sütlü tatlı veya 1 dilim şerbetli tatlıyla sınırlı olmalı. 4 dilim baklava ile 1 dilim aynı değil, porsiyon her şeydir” dedi.</p>

<p>Şerbetli tatlılar yerine daha masum seçenekler öneren Turan, “İlave şekersiz sorbe, 1 top sade dondurma, 2 kare bitter çikolata, hurma özlü sütlü tatlılar veya yoğurt-meyve karışımları hem lezzetli hem sağlıklı” diye belirtti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/04/1749020840-uzman-diyetisyen-ceren-turan-1749034530-808-x750.png" style="height:768px; width:750px" /></p>

<p><strong>TATLININ DOĞRU ZAMANI: ÖĞLE SONRASI</strong></p>

<p>Araştırmalara göre, tatlı öğle yemeğinden sonra tüketildiğinde vücut şekeri daha iyi tolere edildiğini belirten Uzman Diyetisyen Ceren Turan, “Gece metabolizma yavaşlar, tatlı yağ depolanmasını artırabilir. Öğle sonrası küçük bir atıştırmalık olarak tatlı tüketmek ideal,” dedi.</p>

<p>Tatlı sonrası şişkinlik ve mide yanması için Turan, “10 dakikalık yürüyüş kan şekeri dalgalanmalarını ve şişkinliği azaltır. Nane veya rezene çayı sindirime destek olur” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>ÇAY-KAHVE TÜKETİMİNE DİKKAT</strong></p>

<p>Turan, tatlıyla birlikte çay-kahve tüketiminde temkinli olunması gerektiğini belirterek, “Şekersiz çay veya kahve reflüyü tetikleyebilir. Etli yemekten sonra demir emilimini engellememek için çay-kahve içimi en az 1 saat ertelenmeli,” uyarısı yaptı.</p>

<p>Diyabet hastaları için Turan, “Ekmek veya pilav gibi karbonhidratlar azaltılarak tatlı dengelenebilir. Bitter çikolata, meyveli tatlılar veya küçük porsiyon kuru meyve tercih edilebilir. İnsülin kullananlar kan şekerini düzenli takip etmeli,” dedi.</p>

<p><strong>ET VE TATLI AYNI ÖĞÜNDE OLMAMALI</strong></p>

<p>Protein ve şekerin birlikte sindirimi zorlaştırdığını ifade eden Turan, “Etli yemekten sonra şerbetli tatlı mideyi yorar. Tatlıyı ara öğün olarak veya ayrı bir zamanda tüketmek daha sağlıklı” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Jun 2025 16:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/06/bayramda-tatli-keyfi-icin-uzman-onerileri-tatlinin-dogru-zamani-ogle-sonrasi-1749042316.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı’ndan yeni uygulama... 80+ yaşa e-Rapor kolaylığı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-80-yasa-e-rapor-kolayligi-27178</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-80-yasa-e-rapor-kolayligi-27178</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 26 Mayıs 2025’te başlayan e-Rapor uygulamasıyla 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme işlemlerinin yerinde ve zahmetsizce yapılacağını duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 26 Mayıs 2025’te başlayan e-Rapor uygulamasıyla 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme işlemlerinin yerinde ve zahmetsizce yapılacağını duyurdu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinde erişimi kolaylaştırmak amacıyla 26 Mayıs 2025 itibarıyla e-Rapor uygulamasını hayata geçirdi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun sosyal medya paylaşımıyla duyurduğu uygulamaya göre, 80 yaş ve üzeri hastalar ile yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme süreçleri, herhangi bir talep gerekmeden yerinde tamamlanacak.</p>

<p><blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560"><p lang="tr" dir="ltr">26 Mayıs itibarıyla e-Rapor uygulamamızı hayata geçirdik.<br><br>80 yaş ve üzeri hastalarımız ile yatağa bağımlı hastalarımızın rapor yenileme süreçlerini, herhangi bir talepte bulunmalarına gerek kalmadan yerinde ve zahmetsiz şekilde tamamlıyoruz.<br><br>Yeni uygulamamız ülkemize ve… <a href="https://t.co/Gw0ZVuf33e">pic.twitter.com/Gw0ZVuf33e</a></p>&mdash; T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) <a href="https://twitter.com/saglikbakanligi/status/1928477122730844389?ref_src=twsrc%5Etfw">May 30, 2025</a></blockquote> <script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>

<p>“Yeni uygulamamız, hastalarımızın hayatını kolaylaştırmayı hedefliyor" diyen Bakan Memişoğlu, "e-Rapor ile 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı vatandaşlarımızın rapor yenileme işlemlerini zahmetsizce gerçekleştiriyoruz. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı için çalışmaya devam ediyoruz. Uygulamamız ülkemize ve milletimize hayırlı olsun” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 May 2025 09:19:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-80-yasa-e-rapor-kolayligi-1748672344.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıvı ihtiyacında önce suyu tercih edin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sivi-ihtiyacinda-once-suyu-tercih-edin-27153</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sivi-ihtiyacinda-once-suyu-tercih-edin-27153</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketimine özen gösterilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, suyun yaşamsal faaliyetler için elzem olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, havaların ısınmaya başlamasıyla daha da özen gösterilmesi gereken su tüketimi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Suyun yaşamsal faaliyetler için elzem olduğunu hatırlatan Yiğit, “İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Vücutta bulunan suyun yüzde 60’ı hücre içinde yüzde 40’ı ise hücre dışında bulunur.” dedi. Sağlıklı bir vücudun, sıvı dengesini her zaman sağlamakla yükümlü olduğunu dile getiren Yiğit, vücuttan günlük olarak deri, akciğer ve boşaltım organları ile sıvı kaybı olduğunu belirterek, günlük su ihtiyacı yapılan aktivitelere, ısı durumuna ve metabolizma hızına bağlı olarak değişebildiğini söyledi.</p>

<p>Susama mekanizmasının nasıl çalıştığı hakkında bilgi veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kandaki iyon yoğunluğunun yüzde 1 artması ile hipotalamustaki susama merkezi uyarılır.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/26/1748073209-h-lya-yi-it-t-bbi-kadro-1748253269-172-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Susuzluğun neden olduğu belirtilere de değinen Yiğit, "Vücutta yüzde 3 sıvı kaybı kan hacmi ve fiziksel performansı azaltırken, yüzde 5 ve üzeri sıvı kaybı baş dönmesi, yorgunluk ve hatta solunum sıkıntılarına sebep olabilir. Günlük su ihtiyacınız bilimsel verilere göre ağırlığınız başına 30 mililitredir. Yani 60 kg bir bireyseniz günlük 1,8 litre su ihtiyacınız vardır. Ancak bu ihtiyaç günlük yapılan aktivitelere, ısı durumuna ve metabolizma hızına bağlı olarak değişebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>SU İHTİYACI SADECE SUYLA KARŞILANMALI</strong></p>

<p>Birçok araştırmanın, vücudun sıvı ihtiyacının öncelikli olarak sudan karşılanması gerektiğini, çay, kahve gibi diğer içeceklerin tüketiminin bu ihtiyacı karşılamadığını belirttiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Çünkü bu içeceklerin diüretik yani vücuttan su atma etkileri de vardır.” dedi.</p>

<p>Vücudun sıvı ihtiyacı için günlük en az 600-1500 ml sade su tüketilmesi gerektiğini kaydeden Yiğit, günlük çay ve kahve en fazla 800 ml, yağsız veya az yağlı süt en fazla 500 ml, meyve sularının ise en fazla 125 ml olarak tüketilmesi önerdi. Yiğit, içişlen suya herhangi bir kronik rahatsızlığın olmaması durumunda limon, nane yaprağı ve seylan tarçını ekleyerek, antioksidan değerinin artırılabileceğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 13:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/sivi-ihtiyacinda-once-suyu-tercih-edin-1748253905.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel fıtığı yaşı 15’e düştü!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bel-fitigi-yasi-15e-dustu-27149</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bel-fitigi-yasi-15e-dustu-27149</guid>
                <description><![CDATA[Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiğini belirtten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,  hastalığın son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğünü söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor.</p>

<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirtti.</p>

<p>“Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret etti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/26/1748238122-prof-dr-ferda-zdem-r-1748244325-593-x750.jpeg" style="height:945px; width:750px" /></p>

<p>“Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir" diyen Prof. Dr. Özdemir, "Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” dedi. Prof. Dr. Özdemir, çağın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu kaydetti.</p>

<p>Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturduğunu ifade eden Özdemir, bel fıtığının tedavisinde temel hedefin omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekti. Özdemir, düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat etmenin yanı sıra omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörler olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/bel-fitigi-yasi-15e-dustu-1748245800.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlarda obezitenin tetiklediği 8 ciddi sağlık sorunu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kadinlarda-obezitenin-tetikledigi-8-ciddi-saglik-sorunu-27112</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kadinlarda-obezitenin-tetikledigi-8-ciddi-saglik-sorunu-27112</guid>
                <description><![CDATA[Obezite, kadınlarda hormonal değişiklikler, gebelik ve sosyal faktörler nedeniyle daha sık görülüyor. Prof. Dr. Namık Özkan, obezitenin yol açtığı 8 sağlık sorununu ve korunma yollarını anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Obezite, vücutta aşırı yağ birikimiyle ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunu. Kadınlarda yağ oranı yüzde 35’i aşarsa obezite olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Türkiye’de her 3 kişiden biri obez (yüzde 36), her 3 kişiden biri ise fazla kilolu (yüzde 37,3). Hormonal farklılıklar, gebelik, menopoz ve hareketsiz yaşam, kadınlarda obeziteyi artırıyor.</p>

<p>Obezite Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Namık Özkan, Avrupa Obezite Günü öncesi, obezitenin kadınlarda neden olduğu hastalıkları ve korunma yöntemlerini paylaştı.</p>

<p><strong>OBEZİTENİN KADINLARDA YOL AÇTIĞI 8 SAĞLIK SORUNU</strong></p>

<p><strong>Üreme ve Jinekolojik Sorunlar:</strong> Polikistik Over Sendromu (PCOS), infertilite, endometriyal ve meme kanseri riski artıyor. Gebelikte diyabet, hipertansiyon ve erken doğum gibi komplikasyonlar görülüyor.</p>

<p><strong>Metabolik Hastalıklar: </strong>Tip 2 diyabet ve metabolik sendrom, insülin direnciyle tetikleniyor.</p>

<p><strong>Kardiyovasküler Hastalıklar: </strong>Hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, dislipidemi ve inme riski yükseliyor.</p>

<p><strong>Solunum Sorunları: </strong>Uyku apnesi ve astım, obeziteyle daha sık ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong>Sindirim Sistemi Hastalıkları: </strong>Safra taşları, reflü (GÖRH) ve karaciğer yağlanması riski artıyor.</p>

<p><strong>Kas-İskelet Sorunları: </strong>Osteoartrit ve gut, eklemlere binen yükle tetikleniyor.</p>

<p><strong>Kanser: </strong>Meme, rahim, yumurtalık, kolon ve böbrek kanseri riski obezitede daha yüksek.</p>

<p><strong>Psikolojik Sorunlar: </strong>Depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon, damgalanma nedeniyle artıyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/18/1747376238-namik-zkan-1747575981-265-x750.jpeg" style="height:392px; width:750px" /></p>

<p>Prof. Dr. Namık Özkan, obeziteyi önlemek için uyulması gereken kuralları ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Sağlıklı beslenmeye özen gösterin.</li>
	<li>İşlenmiş gıdalar, fast food ve şekerli içeceklerden uzak durun.</li>
	<li>Porsiyon kontrolü yapın, yavaş yiyin ve iyi çiğneyin.</li>
	<li>Yeterli su için.</li>
	<li>Fiziksel aktiviteyi artırın.</li>
	<li>Günlük hareketliliği artırın. Merdiven kullanın, kısa mesafeleri yürüyün.</li>
	<li>Kaliteli ve yeterli uyuyun.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 May 2025 17:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/kadinlarda-obezitenin-tetikledigi-8-ciddi-saglik-sorunu-1747579829.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bahar ayları çocuğunuza kâbus olmasın! Çocuklarda alerjik nezle alarmı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bahar-aylari-cocugunuza-kabus-olmasin-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi-27093</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bahar-aylari-cocugunuza-kabus-olmasin-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi-27093</guid>
                <description><![CDATA[Bahar aylarında çocuklarda sık görülen alerjik nezle, hapşırma, burun akıntısı ve kaşıntıya yol açıyor. Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, bu rahatsızlığın astımlı çocuklarda daha yaygın olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında çocuklarda sık görülen alerjik nezle, hapşırma, burun akıntısı ve kaşıntıya yol açıyor. Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, bu rahatsızlığın astımlı çocuklarda daha yaygın olduğunu belirtti.</p><p><strong>ANTALYA (İGFA) - </strong>Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, bahar aylarında çocuklarda artan alerjik nezle (rinit) yani saman nezlesi hakkında uyarılarda bulundu.</p>

<p>Soğuk algınlığıyla karıştırılan bu rahatsızlığın, ilkbahar ve yaz aylarında 3 haftadan uzun sürmesi durumunda alerjik nezle şüphesi taşıdığını ifade eden Duman, böyle durumlarda bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/11/1746774662-uz-dr-mehmet-ali-duman-1746970519-550-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Alerjik rinit, mevsimsel veya yıl boyu sürebiliyor. Bahar aylarında polenlerin artmasıyla tetiklenen mevsimsel rinit, hapşırma, burun tıkanıklığı, akıntı, kaşıntı, gözlerde sulanma ve burun kanamaları gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Yıl boyu süren rinitte ise horlama, ağızdan nefes alma, koku kaybı ve tekrarlayan kulak enfeksiyonları görülebiliyor. Astımlı çocukların %80’inde alerjik rinit olduğunu belirten Duman, egzama, gıda alerjisi veya astımı olan çocuklar ile ailesinde alerji öyküsü bulunanların risk altında olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>POLENLER VE EV TOZU TETİKLEYİCİ</strong></p>

<p>Alerjik nezle, yalnızca polenlerle değil, ev tozu, hayvan tüyleri ve tütün dumanı gibi alerjenlerle de ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Özellikle açık alanlarda bulunan bitkilerin polenleri, şikayetleri artırıyor.</p>

<p>Dr. Duman, alerjik nezlesi olan çocuklarda astım riskinin yüksek olduğunu, bu nedenle öksürük ve hırıltı gibi belirtilerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Çocuklukta başlayan bu rahatsızlığın, ömür boyu sürebileceğine dikkat çekti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 May 2025 20:35:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/bahar-aylari-cocugunuza-kabus-olmasin-cocuklarda-alerjik-nezle-alarmi-1746984926.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göçmenler düşük yoğunluklu aile hekimliklerine kaydırılıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gocmenler-dusuk-yogunluklu-aile-hekimliklerine-kaydiriliyor-27051</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gocmenler-dusuk-yogunluklu-aile-hekimliklerine-kaydiriliyor-27051</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’da yabancı uyruklu hastaların, kendilerinin de haberi olmadan başka aile hekimliklerine kaydırıldığını belirten Birlik ve Dayanışma Sendikası 1 nolu Şube Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, ayın 25’inden sonra gerçekleşen bu kaydırmanın, hekim ve ebelerin aylık performans hedeflerini zorladığını ve maaşlarından yüksek kesinti yapılmasına neden olduğunu öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul’da Nisan ayının sonunda hasta sayısı yüksek aile hekimliği birimlerinde kimlik numaraları 99 ile başlayan göçmen, yabancı uyruklu, ağırlıklı Suriye kökenli hastalar kendilerinin de haberi olmadan nüfusu daha düşük yoğunluklu aile hekimliklerine kaydırıldı. Bakanlık söz konusu işlemle ilgili aile hekimi ve aile sağlığı ebe hemşirelerine de hiçbir bilgi vermedi. Normal şartlarda ayın 25’inden sonra müdürlüğün veya bakanlığın hasta ataması yapmaması gerektiği halde gerçekleşen bu kaydırma işlemi, aile hekimlerinin iş yükünün bir anda artmasına ve hak edişlerini alabilmesi için gerçekleştirecekleri aylık performanslarının olumsuz etkilenmesine neden oldu.</p>

<p>Bu konuya tepki gösteren Birlik ve Dayanışma Sendikası 1 Nolu Şube Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi masa başından yürütülen ve tamamen bir beceriksizliğin ürünü olan bu işlemin her iki tarafı da mağdur ettiğine dikkat çekti. Dr. Ahmet Mehlepçi, zamanında yapılmayan hak edişten çok büyük para kesintilerine maruz kalındığını söyledi.&nbsp;</p>

<p>Bu ‘atama’dan ne hastanın ne aile hekiminin veya aile sağlığı hemşiresinin haberi olmadığını ifade eden Dr. Ahmet Mehlepçi, “Anne 99’la başlayan geçici vatandaş olduğu için daha düşük nüfuslu bazen yan birime bazen başka bir semtte aile hekimine bazen apayrı bir ilçede aile hekimine bazen de göçmen Polikliniği‘ne atanıyor. Baba ve çocuklar aynı yerde kalıyor ama anne apayrı bir yere atanmış hani 2025 aile yılı olacaktı?” sorusunu yöneltti.</p>

<p>Müdürlüğün mevcudu yüksek aile hekimliklerini Google Maps’te bakarak, hiçbir planlama yapmadan nüfus azaltması yapmaya çalıştığını ifade eden Dr. Ahmet Mehlepçi, “Bu uygulama ile hem aile sağlığı merkezinde çalışan hekim ebe hemşireye iş yükü getiriyor hem de insanların aile bütünlüğünü bozuyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 May 2025 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/gocmenler-dusuk-yogunluklu-aile-hekimliklerine-kaydiriliyor-1746432702.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne bebek bağı bebeğin dünyasını şekillendiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-27037</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-27037</guid>
                <description><![CDATA[Anne ile bebek arasındaki duygusal bağın anne karnında başladığını belirten uzmanlar, ilk temasın bu bağın temelini oluşturduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2 Mayıs Dünya Bebek Günü kapsamında anne ile bebek arasındaki bağın, bebeğin duygusal gelişimi ve dünyayı algılayış biçimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Ülkü, bu bağın anne karnında başlayıp doğum sonrası ilk temasla güçlendiğini belirterek, “Annenin şefkati, teması ve duygusal varlığı, bebeğin temel güven duygusunu şekillendirir. İlk göz teması, kucaklama ve duyarlılık, bu bağın temelini oluşturur” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/01/1746090097-nci-nur-lk-1-1746104286-484-x750.jpeg" style="height:523px; width:750px" /></p>

<p>Bebeklerin annelerinin duygularını doğuştan algıladığını vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Bebek, annenin stresini veya sakinliğini ses tonu, yüz ifadesi ve dokunuşlarıyla hisseder. Annenin yüksek kortizol seviyesi, bebekte de stres tepkilerine yol açabilir. Bebek, annenin iç dünyasını bedensel ve duygusal olarak yansıtır” diye konuştu.</p>

<p>Annenin ruhsal durumunun, özellikle doğum sonrası depresyon veya anksiyete gibi sorunların, bağı zayıflatabileceğini ifade eden Ülkü, “Bu durum, bebekte güvensizlik, huzursuzluk ve uzun vadede duygusal düzenleme sorunlarına yol açabilir” uyarısında bulundu. Ancak, “mükemmel anne” olmak gerekmediğini, “yeterince iyi anne” kavramının önemli olduğunu belirten Ülkü, annenin kendine iyi bakmasının da kritik olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Annenin duygusal ve fiziksel tükenmişliği, bebeğine yansır" diyen&nbsp;Ülkü, "Uçaklardaki ‘önce kendi oksijen maskenizi takın’ uyarısı gibi, annenin kendine şefkat göstermesi, destek alması, rahatlama pratikleri yapması veya profesyonel yardım alması, bebeğine daha iyi bakabilmesinin ön koşulu" dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/05/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-1746166880.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boyun ağrısına karşı uzmanından öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/boyun-agrisina-karsi-uzmanindan-oneriler-27026</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/boyun-agrisina-karsi-uzmanindan-oneriler-27026</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, boyun ağrısının nedenlerini ve korunma yollarını anlattı. Masa başı çalışanlar, akıllı telefon kullananlar ve uzun yolculuk yapanlar risk altında.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Boyun ağrısı, özellikle masa başı çalışanlar, sık cep telefonu kullananlar, bilgisayar başında uzun süre vakit geçirenler ve düz yastıkta uyuyanlarda yaygın bir sorun.</p>

<p>Doç. Dr. Ahmet İnanır, boyun fıtığının omurlar arasındaki diskin sızmasıyla oluştuğunu, omuriliğe veya sinirlere baskı yaparak ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlüğe yol açabileceğini belirtti. Ağrılar boyun, omuz, sırt veya kollarda hissedilebilir.</p>

<p>Boyun fıtığı, fibromiyalji, miyofasiyal ağrı, omuz problemleri veya tümöral oluşumlarla karışabilir. Yanlış tanı zaman kaybına neden olabilir. İnanır, doğru teşhis için uzman muayenesinin şart olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></p>

<p>Boyun fıtığı; cep telefonuyla uzun süre vakit geçirenlerde, masa başı çalışanlarda, uzun yol şoförlerinde, boyun yastığı kullanmayanlarda ve uzun yolculuklarda yanlış pozisyonda uyuyanlarda sık görülüyor. Yaz tatillerindeki uzun seyahatler de riski artırıyor.</p>

<p><strong>Ortopedik yastık kullanın: </strong>Uyurken boyun desteklenmeli. &nbsp;</p>

<p><strong>Telefon ve bilgisayara ara verin: </strong>Uzun süre boyun eğik pozisyonda kalmaktan kaçının. &nbsp;</p>

<p><strong>Seyahatlerde dikkatli olun: </strong>Uzun süre aynı pozisyonda kalmayın, uyurken başınızı destekleyin. &nbsp;</p>

<p><strong>Egzersiz yapın: </strong>Düzenli boyun egzersizleri fıtık riskini azaltır. &nbsp;</p>

<p><strong>Ağrıyı ciddiye alın:</strong> Ağrı başladığında fizik tedavi veya beyin cerrahisi uzmanına başvurun. Erken teşhis, tedavide başarıyı artırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 16:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/boyun-agrisina-karsi-uzmanindan-oneriler-1745934023.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülümsemenin psikolojik etkileri nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-26929</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-26929</guid>
                <description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, gülümsemenin bireyin psikolojik durumunu iyileştirdiğini ve çevresine olumlu etkiler yaydığını göstermektedir. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Gülümsemek, sadece bir yüz ifadesi değil, aynı zamanda ruh halimizi, sağlığımızı ve sosyal ilişkilerimizi olumlu yönde etkileyen güçlü bir araçtır. Gülümsemek belki de en hafife aldığımız ama en güçlü davranışlarımızdan biri. Bir tebessümle hem kendi ruh halinizi iyileştirebilir hem de bir başkasının gününü güzelleştirebilirsiniz.</p>

<p><strong>RUH HALİNİ İYİLEŞTİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek, beynin mutlulukla ilişkili kimyasalları üretmesini sağlayarak ruh halini doğrudan etkiler. Dopamin, motivasyonu artırıp ödül mekanizmasını harekete geçirirken, serotonin ruh halini düzenleyerek kaygıyı azaltır. Endorfinler ise doğal ağrı kesiciler gibi çalışarak rahatlama sağlar ve stres seviyelerini düşürür. Bilimsel araştırmalar, sahte bir gülümsemenin bile bu kimyasalların salgılanmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir. &nbsp;Ayrıca gülümsemek, kan dolaşımındaki stres hormonlarının azalmasına yardımcı olur ve bu da adrenal yorgunluğun önlenmesine katkı sağlar. Bu sayede, zihnin ve vücudun stresi doğal olarak atmasına yardımcı olur. &nbsp;</p>

<p><strong>SOSYAL BAĞLARI GÜÇLENDİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek sadece size değil başkalarına da olumlu mesajlar vermenize ve dolayısıyla sosyal desteğe daha kolay ulaşmanıza yardımcı olabilir. Bu basit davranış, sosyal ilişkilerde güven ve empatiyi artırarak daha güçlü bağlar kurulmasına olanak tanır. &nbsp;Bir gülümseme, karşınızdakine “Sana güveniyorum” ya da “Seninle empati kuruyorum” demenin en samimi yoludur. Bu yüzden gülümseyen insanlar daha kolay arkadaşlık kurar, daha sağlıklı ilişkiler geliştirir ve çevresine pozitif enerji yayar.&nbsp;</p>

<p>Gülümsemek sadece psikolojinize değil, bedeninize de iyi gelir. Mutluluk hormonlarının artması, bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve sizi daha dirençli kılar. Kısacası gülümsemek, sağlığınıza atılan küçük ama güçlü bir adımdır.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/14/uz-psk-kaan-bey-1744643574-900-x750.jpeg" style="height:929px; width:750px" /></p>

<p><strong>ÖZGÜVENİ VE ÖZSAYGIYI ARTIRIR</strong></p>

<p>Gülmek, pozitif olmak ve hemen her şeye karşı olumlu yaklaşmak ruh sağlığımızı, buna bağlı olarak da kişisel saygımızı ve öz güvenimizi artırır. Kişinin öncelikle kendisine karşı olan bakış açısını düzeltmesini sağlayan bu yaklaşım için kullanılabilecek en önemli silahlardan biri gülümsemektir. Hayatın tüm getirdiklerine, olumsuzluklarına, kötü durumlara, beklenmeyen olaylara karşı gülmek, ruh sağlığımızı da koruyacak en önemli unsurlardan biridir. &nbsp;</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız,'' Gülümsemek, küçük bir hareket olmasına rağmen, psikolojik sağlığımız üzerinde büyük etkiler yaratır. Günlük yaşamın stresinden uzaklaşmak, sosyal ilişkileri güçlendirmek ve genel iyilik halini artırmak için gülümsemeyi bir alışkanlık haline getirmek önemlidir. Unutmayın, bir gülümseme sadece sizin değil, çevrenizdekilerin de gününü aydınlatabilir.''dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 20:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-1744650335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Makat çatlağına 6 doğal çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/makat-catlagina-6-dogal-cozum-26910</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/makat-catlagina-6-dogal-cozum-26910</guid>
                <description><![CDATA[Dışkının atıldığı organ anüs ve çevresindeki dokularda yani makat bölgesinde yırtık ve çatlak meydana gelmesiyle oluşan bu rahatsızlığın tüm yaş ve cinsiyet gruplarında görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, bunun yol açtığı en belirgin şikâyetin dışkılama sonrasında makatta hissedilen ve cam kesiğine benzetilen ağrı olduğunu belirterek, cerrahiye gerek kalmadan doğal yöntemlerle iyileştirilebilecek 6 doğal çözümü paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>&nbsp;Anal fissür, halk arasında bilinen adıyla makat çatlağı, en sık karşılaşılan boşaltım sistemi problemlerinden biri.</p>

<p>Oluşan makat çatlağının temel nedeni aşırı kasılmadır. Ikınarak zorla yapılan dışkılamayla mukoza yırtılır ve yara oluşur bu yüzden de bu sağlık probleminin genellikle kabızlıktan kaynaklandığını dile getiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ancak kabızlık olmasa bile; doğum, ağır kaldırma, bağırsak hastalıkları veya uzun süre oturma sonucu makat bölgesinin tahriş olması gibi faktörlerle de anal fissür oluşabileceği bilinmeli. Büyük bir çoğunluk doğal yöntemlerle tamamen iyileşebilse de inatçı vakalarda botoks veya cerrahi yöntemlerden faydalanmak şart” dedi.</p>

<p>Makat çatlağı (anal fissür), genellikle kabızlık, zorlu dışkılama veya tahriş sonucu oluşan, ağrı, kanama ve kaşıntıya yol açan bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Vafi Atalay’a göre, hastaların çoğu cerrahiye gerek kalmadan doğal yöntemlerle iyileşebilir.</p>

<p>Söz konusu yöntemler iyileşmezse botoks veya cerrahi düşünülebilir.&nbsp;Cerrahi ise basit, hızlı ve etkilidir; botoks ise geçici rahatlama sağlar.</p>

<p><strong>İşte Prof. Dr. Vafi Atalay'a göre evde uygulanabilecek 6 doğal çözüm</strong></p>

<p><strong>Sıcak Su Banyosu: </strong>Günde 2 kez 15 dakika sıcak suya oturmak ağrıyı azaltır ve iyileşmeyi hızlandırır. &nbsp;</p>

<p><strong>Lifli Beslenme: </strong>Bol meyve, sebze ve probiyotiklerle dışkıyı yumuşatarak kabızlığı önleyin. &nbsp;</p>

<p><strong>Kısa Tuvalet Süresi: </strong>Uzun süre oturup ıkınmaktan kaçının, telefon kullanımını sınırlayın. &nbsp;</p>

<p><strong>Dışkıyı Bekletmeyin: </strong>Tuvalet ihtiyacını ertelemek çatlağı kötüleştirir, hemen yanıt verin. &nbsp;</p>

<p><strong>Bol Su ve Hareket: </strong>Günde yeterince su içip düzenli egzersiz yapmak bağırsak sağlığını destekler. &nbsp;</p>

<p><strong>Nazik Temizlik: </strong>Yumuşak tuvalet kâğıdı ve ılık suyla bölgeyi tahriş etmeden temizleyin.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 11:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/makat-catlagina-6-dogal-cozum-1744360563.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş taşından Hollywood gülüşüne... Diş sağlığında doğru bilinen yanlışlar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/dis-tasindan-hollywood-gulusune-dis-sagliginda-dogru-bilinen-yanlislar-26885</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/dis-tasindan-hollywood-gulusune-dis-sagliginda-dogru-bilinen-yanlislar-26885</guid>
                <description><![CDATA[Diş sağlığına dair sıkça sorulan soruları Diş Hekimi Hatice Uslu Yeniçeri yanıtladı. Diş taşı temizliğinden implantlara, diş beyazlatmanın etkisinden Hollywood gülüşünün herkes için mümkün olup olmadığına kadar pek çok konuda önemli açıklamalar yaptı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Reyhan ÖZBAKIR - Herkes Duysun / BURSA (İGFA) - </strong><br />
Diş sağlığı, sindirim sisteminden boşaltım sistemine kadar vücudun her alanına etki edebilecek kadar önem taşıyor. Diş sağlığı ve diş bakımı ile ilgili merak edilen soruları, Diş Hekimi Hatice Uslu Yeniçeri yanıtladı.</p>

<p><iframe frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/pz51yVRXh8s" width="640"></iframe></p>

<p><strong>DİŞ TAŞI TEMİZLİĞİ ZARAR VERİR Mİ?</strong></p>

<p>Diş sağlığı ile ilgili en çok merak edilen konulardan biri olarak öne çıkan diş taşı temizliği ile ilgili bilgilendirmelerde bulunan Diş Hekimi Hatice Uslu Yeniçeri, diş taşı temizliğinin dişlerin üzerinde biriken tartarın temizlenmesi için yapılan düzenli bir işlem olduğunu belirtti. Yeniçeri, "Hastalarımıza genellikle 6 ayda bir ya da yılda bir periyodik kontrollerini öneriyoruz. Diş taşı temizliği, dişlerin sağlıklı kalmasını sağlayan ve ileride daha büyük problemleri engelleyen bir işlemdir." dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/08/haticepng-1744114908-360-x750-1744121471-936-x750.png" style="height:527px; width:750px" /></p>

<p><strong>DİŞ BEYAZLATMA ETKİSİ NE KADAR SÜRER?</strong></p>

<p>Diş beyazlatmanın etkisinin, hastanın günlük alışkanlıklarına bağlı olarak değişeceğini kaydeden Diş Hekimi Yeniçeri, beyazlatma sonrası dikkat edilmesi gerekenlere vurgu yaparak, beyazlatmadan sonra kahve, çay gibi renkli içeceklerden uzak durulması gerektiğini söyledi. "Beyaz bir tişörte renk veren her şey dişlerde de lekelenmelere yol açabilir" diyen Yeniçeri, "Özellikle beyazlatma işleminden sonra ilk iki hafta içinde bu tür gıdalardan kaçınılması gerekir. Beyazlatmanın etkisi, kişinin yaşam tarzına göre değişir ancak doğru bakım ve diş hijyenine dikkat edilirse etkisi uzun süre devam edebilir." dedi.</p>

<p><strong>HERKES HOLLYWOOD GÜLÜŞÜNE SAHİP OLABİLİR Mİ? </strong></p>

<p>Hollywood gülüşünün estetik açıdan ideal kabul edilen bir gülüş türüdür ancak herkesin bu gülüşe sahip olup olamayacağı kişisel diş yapısına bağlı olduğunu ifade eden Yeniçeri, muayene yapılmadan böyle bir sonucu tahmin etmenin zor olduğunu belirtti. "Kişinin diş yapısı ve genetik faktörler bu konuda oldukça belirleyicidir" diyen Yeniçeri, muayene etmeden herkese Hollywood gülüşü vadedilemeyeceği, ancak çeşitli estetik işlemlerle çoğu kişiye estetik açıdan hoş bir gülüş kazandırılabileceğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/08/haticepnh-1744114919-155-x750-1744121448-781-x750.png" style="height:412px; width:750px" /></p>

<p><strong>İMPLANT KEMİK KANSERİ RİSKİ TAŞIR MI?</strong></p>

<p>İmplantların kemik kanseri yaptığına dair söylentiler ilgili de değerlendirmelerde bulunan Yeniçeri, implantların vücuda zarar vermediğini ve özellikle dişsiz kalmış hastalar için uygun çözümü sunduğunu belirterek, "İmplantlar, çene kemiğine uyumlu bir şekilde yerleştirilen titanyum vidalar olup, vücutta herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. Dişsiz kalan hastalar için en etkili ve sağlıklı çözüm yöntemlerinden biridir" diye konuştu.</p>

<p>https://youtu.be/pz51yVRXh8s</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 17:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/dis-tasindan-hollywood-gulusune-dis-sagliginda-dogru-bilinen-yanlislar-1744122131.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Severek yapılan egzersizler, stresle başa çıkmanın anahtarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-26867</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-26867</guid>
                <description><![CDATA[Düzenli egzersiz yapmanın stres yönetiminde etkili bir yöntem olarak öne çıktığını belirten uzmanlar, fiziksel aktivitelerin adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarına karşı psikolojik dayanıklılığı artırdığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, fiziksel aktivitelerin stres yönetimine etkisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Fiziksel aktivitelerin hafızayı, odaklanmayı ve bireysel işlevselliği artırdığını dile getiren&nbsp;Spor Eğitmeni Mustafa Kurt, “Kişinin severek yaptığı egzersizler stres ile başa çıkmada daha verimli olur.” dedi.&nbsp;Egzersiz konusunda motive kalabilmenin anahtarının, gerçekten keyif alınan bir aktiviteyi seçmek olduğunun altını çizen Kurt,&nbsp;aşırı egzersizin ise fiziksel yorgunluk ve mental tükenmişlik yaratabileceği konusunda uyardı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Apr 2025 18:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/severek-yapilan-egzersizler-stresle-basa-cikmanin-anahtari-1743868191.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Glokom nedir? Nelere dikkat edilmeli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/glokom-nedir-nelere-dikkat-edilmeli-26854</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/glokom-nedir-nelere-dikkat-edilmeli-26854</guid>
                <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şeyda Atabay konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Glokom, optik sinire zarar veren bir grup göz rahatsızlığıdır.&nbsp;Optik sinir, görsel bilgiyi gözünüzden beyninize gönderir ve iyi görüş için hayati önem taşır.&nbsp;Optik sinirdeki hasar genellikle gözünüzdeki yüksek basınçla ilişkilidir.&nbsp;Ancak glokom normal göz basıncında bile olabilir.</p>

<p>Glokom her yaşta ortaya çıkabilir, ancak yaşlı erişkinlerde daha sık görülür.&nbsp;60 yaş üstü kişilerde körlüğün önde gelen nedenlerinden biridir. Birçok glokom formunun hiçbir uyarı işareti yoktur.&nbsp;Etki o kadar kademelidir ki, durum daha sonraki aşamalarında olana kadar görüşünüzde bir değişiklik fark etmeyebilirsiniz. Göz tansiyonunuzun ölçümlerini içeren düzenli göz muayeneleri yaptırmanız önemlidir.&nbsp;Glokom erken teşhis edilirse görme kaybı yavaşlatılabilir veya önlenebilir.&nbsp;Glokomunuz varsa, hayatınızın geri kalanında tedaviye veya izlemeye ihtiyacınız olacak.</p>

<p><strong>NEDEN OLUR?</strong></p>

<p>Glokom, optik sinir hasar gördüğünde gelişir.&nbsp;Bu sinir giderek bozuldukça görüşünüzde kör noktalar oluşur.&nbsp;Doktorların tam olarak anlayamadığı nedenlerle, bu sinir hasarı genellikle gözdeki artan basınçla ilişkilidir.</p>

<p>Yüksek göz basıncı, gözün içinde akan sıvının birikmesi sonucu oluşur.&nbsp;Bu sıvı aynı zamanda aköz hümör olarak da bilinir.&nbsp;Genellikle iris ve korneanın birleştiği açıda bulunan bir dokudan boşalır.&nbsp;Bu dokuya trabeküler ağ örgüsü de denir.&nbsp;Kornea, ışığın göze girmesine izin verdiği için görme için önemlidir.&nbsp;Göz çok fazla sıvı yaptığında veya drenaj sistemi düzgün çalışmadığında göz tansiyonu artabilir.</p>

<p><strong>RİSK FAKTÖRLERİ</strong></p>

<p>Glokom, herhangi bir semptom fark etmeden önce görüşe zarar verebilir.&nbsp;Bu nedenle, bu risk faktörlerinin farkında olun:</p>

<p>*Göz içi basıncı olarak da bilinen yüksek iç göz basıncı</p>

<p>*55 yaş üstü</p>

<p>*Siyahi, Asyalı veya Hispanik miras</p>

<p>*Ailede glokom öyküsü</p>

<p>*Diyabet, migren, yüksek tansiyon ve orak hücreli anemi gibi belirli tıbbi durumlar</p>

<p>*Merkezde ince olan kornealar</p>

<p>*Aşırı yakın görüşlülük veya ileri görüşlülük</p>

<p>*Göz yaralanması veya belirli göz ameliyatı türleri</p>

<p>*Uzun süre kortikosteroid ilaçlar, özellikle göz damlası kullanmak</p>

<p><strong>NASIL ENGEL OLURUZ?</strong></p>

<p>Bu adımlar, glokomun erken evrelerinde saptanmasına ve yönetilmesine yardımcı olabilir.&nbsp;Bu, görme kaybını önlemeye veya ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>*Düzenli göz muayeneleri yaptırın:</strong></p>

<p>&nbsp;Düzenli kapsamlı göz muayeneleri, glokomun erken evrelerinde, önemli bir hasar meydana gelmeden önce saptanmasına yardımcı olabilir.&nbsp;Genel bir kural olarak, Amerikan Oftalmoloji Akademisi, 40 yaşın altındaysanız her 5 ila 10 yılda bir kapsamlı bir göz muayenesi yapmanızı önerir;&nbsp;40 ila 54 yaşındaysanız her 2 ila 4 yılda bir;&nbsp;55 ila 64 yaşları arasındaysanız her 1 ila 3 yılda bir;&nbsp;ve 65 yaşından büyükseniz her 1 ila 2 yılda bir.</p>

<p>Glokom riski altındaysanız, daha sık taramaya ihtiyacınız olacak.&nbsp;</p>

<p><strong>*Ailenizin göz sağlığı geçmişini öğrenin:</strong>&nbsp;</p>

<p>Glokom ailelerde görülme eğilimindedir.&nbsp;Yüksek risk altındaysanız, daha sık taramaya ihtiyacınız olabilir.</p>

<p><strong>*Göz koruması kullanın:</strong>&nbsp;</p>

<p>Ciddi göz yaralanmaları glokoma yol açabilir.&nbsp;Elektrikli aletleri kullanırken veya spor yaparken göz koruması kullanın.</p>

<p>*<strong>Reçete edilen göz damlalarını düzenli olarak alın</strong>:&nbsp;</p>

<p>Glokom göz damlaları, yüksek göz tansiyonunun glokoma ilerlemesi riskini önemli ölçüde azaltabilir.&nbsp;Herhangi bir semptomunuz olmasa bile sağlık uzmanınızın önerdiği şekilde göz damlası kullanın.&nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 15:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/glokom-nedir-nelere-dikkat-edilmeli-1743682833.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>C vitaminin 5 faydası... Sigara ve stres C vitamini ihtiyacını artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/c-vitaminin-5-faydasi-sigara-ve-stres-c-vitamini-ihtiyacini-artiriyor-26838</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/c-vitaminin-5-faydasi-sigara-ve-stres-c-vitamini-ihtiyacini-artiriyor-26838</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonların arttığı dönemlerde C vitamininin önemine dikkat çekti. C vitamininin, zararlı moleküllerle savaşan güçlü bir antioksidan olduğunu belirten Örnek, bu vitaminin vücutta üretilemediğini ve besinlerden alınması gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’ye Özgü Besin ve Beslenme Rehberi’ne göre, yetişkin kadınların günde 95 mg, erkeklerin ise 110 mg C vitamini alması gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, "1 orta boy portakal yaklaşık 70-90 mg C vitamini içerir. Eksik kalan miktar, kırmızı biber, kuşburnu, brokoli, kivi, çilek ve turunçgiller gibi C vitamini açısından zengin besinlerle tamamlanabilir" dedi.</p>

<p>Örnek, stres, sigara kullanımı, çevre kirliliği, gebelik, emziklilik ve kronik hastalıkların C vitamini ihtiyacını artırabileceğini belirtti.</p>

<p>Bu durumlarda bir uzmana danışarak takviye alınabileceğini ve böylece bağışıklık sisteminin desteklenebileceğini belirterek, C vitamininin yanlış hazırlama yöntemleriyle etkisini kaybedebileceğini vurguladı. Demir veya bakır kaplarla temas, oksijen, ışık, doğrama, ezme veya konserve işlemleri C vitamini kaybına neden olabileceğini belirten Örnek, "Bu nedenle çelik kaplarda buharda pişirme tercih edilmelidir” dedi.</p>

<p><strong>C VİTAMİNİNİN 5 ÖNEMLİ FAYDASI</strong></p>

<p>Tuba Örnek, C vitamininin metabolik süreçlerde önemli rol oynadığını ve bağışıklık sistemini desteklediğini belirterek şu faydalarını sıraladı:&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Demir, kalsiyum ve folik asit emilimini artırarak büyümeyi ve kemik sağlığını destekler. &nbsp;</li>
	<li>Sindirimi kolaylaştırır ve toksin atılımını sağlar. &nbsp;</li>
	<li>Bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara karşı korur. &nbsp;</li>
	<li>Kolajen üretimini artırarak cilt sağlığını destekler ve yaraların iyileşmesini hızlandırır. &nbsp;</li>
	<li>Eksikliği obezite, kanser, diyabet, kemik ve deri hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Apr 2025 14:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/04/c-vitaminin-5-faydasi-sigara-ve-stres-c-vitamini-ihtiyacini-artiriyor-1743592147.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda sağlıklı beslenme önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-26813</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-26813</guid>
                <description><![CDATA[Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezi Mimoza Diyetisyeni Seval Taşkan, sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli tavsiyelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KOCAELİ (İGFA) -&nbsp;Ramazan Bayramı’nda beslenme düzeninde ani değişikliklerin sindirim sistemini zorlayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Taşkan, Ramazan boyunca azalan öğün sayısını bir anda artırmamak gerektiğini belirtti. Taşkan, güne hafif ve dengeli bir kahvaltıyla başlamanın sindirim sistemine yardımcı olacağını ifade ederek, “Yumurta, peynir ve yeşillik içeren bir kahvaltı günün geri kalanı için iyi bir başlangıç olur. Yanında yarım simit de tüketilebilir” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/29/bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-1-1743240151-434-x750.jpeg" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p><strong>TATLI TÜKETİMİNE DİKKAT</strong></p>

<p>Bayramın vazgeçilmezi olan tatlılara dikkat çeken Taşkan, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya bitter çikolata tercih edilmesini önerdi. “Tatlıyı yemekten hemen sonra değil, 1-2 saat sonra tüketmek kan şekerinin dengede kalmasına yardımcı olur. Bol bol su içmeyi unutmayalım. Ödem yapmaması için kilo başına 30 ml su içmek iyi bir ölçü olabilir. Ayrıca, uyku düzenimizi toparlamak da önemli” diye konuştu.</p>

<p><strong>&nbsp;SAĞLIKLI RUTİNLERE GERİ DÖNÜN</strong></p>

<p>Yoğurt ve kefir gibi probiyotiklerin sindirimi desteklediğini belirten Taşkan, uzun süre hareketsiz kalmak yerine hafif yürüyüşler yapmanın sindirimi kolaylaştıracağını vurguladı. Bayram süresince yapılan beslenme kaçamaklarının ardından dengeli bir beslenme düzenine dönmenin önemine değinen Taşkan, “Bayramda keyifli sofraların tadını çıkarırken sağlığımızı da göz ardı etmeyelim” açıklamasını yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Mar 2025 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/bayramda-saglikli-beslenme-onerileri-1743242853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan sonrası beslenme düzenine uyum sağlarken bu uyarılara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-sonrasi-beslenme-duzenine-uyum-saglarken-bu-uyarilara-dikkat-26786</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-sonrasi-beslenme-duzenine-uyum-saglarken-bu-uyarilara-dikkat-26786</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının sona ermesiyle birlikte, bir ay boyunca değişen metabolizma ve beslenme alışkanlıklarının yeniden düzenlenmesi büyük önem taşıyor. Ramazan boyunca uzun süren açlık dönemleri ve kısa sürede yoğun beslenme düzenine alışan vücut, bayram sofralarıyla birlikte eski rutinine dönmeye hazırlanıyor. Ancak bu geçişin sağlıklı olması için bilinçli adımlar atmak gerekiyor. DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Kübra Dal, Ramazan sonrası beslenme düzenine dengeli ve sağlıklı bir şekilde adapte olmanın püf noktalarını paylaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Ramazan boyunca normal beslenme düzenine kıyasla azalan öğün sayısıyla beraber vücudun az ve hafif beslenmeye alıştığını, bu sebeple kademeli olarak vücudu alıştırarak geçiş yapılması gerektiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Kübra Dal, “Öğün sayısı ve porsiyonlar yavaş yavaş artırılmalı. Sabah hafif bir kahvaltı mutlaka yapılmalı, sonrasında öğle ve akşam yemekleri dengelenerek ilerlenmeli. Uzun süren açlık dönemi sonrası aşırı yemek tüketmek sindirim problemlerine yol açabilir. Sindirimi kolaylaştırmak ve varsa kabızlık şikayetlerini azaltmak için mutlaka lifli besinler tercih edilmeli. Günlük beslenme düzeninde mutlaka 3-5 porsiyon sebze meyve tüketilmeli. Vücutta yaşanan sıvı kaybını dengelemek için bol su tüketilmeli, çay kahve gibi içeceklerin su yerine geçmediği unutulmamalı. Bu önerilere dikkat ederek vücudun adaptasyon sürecini kolaylaştırabiliriz” diyor.<br />
&nbsp;<br />
<strong>TATLI VE İKRAMLARA DİKKAT!</strong></p>

<p>Diyetisyen Kübra Dal, bayram süresince artabilecek tatlı, şekerleme ve ağır yemek tüketimine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor: “Güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlayın ve gün boyunca ikram edilen tatlı, börek, sarma gibi yiyecekleri kontrollü miktarda tüketmeye özen gösterin. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih edebilirsiniz. Su tüketiminizi düzenli takip ederek vücudunuzun ihtiyacı kadar su içmeye dikkat edin. Öğünleri dengeli bir şekilde planlayın; eğer gün içinde fazla kaçırdıysanız, akşam yemeğini daha hafif tutarak sebze yemeklerine yönelebilirsiniz. Ayrıca hareket sürenizi artırarak kalori dengesini sağlayabilirsiniz. Çocukların şeker tüketiminde ise yasaklar koymak yerine makul sınırlar belirlemek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Bayramın keyfini çıkarırken sağlığınızı da önceliklendirmeyi unutmayın.”<br />
&nbsp;<br />
Gereğinden fazla şekerleme ve tatlı tüketmenin zararlarını anlatan Diyetisyen Kübra Dal, şunları dile getiriyor: “Rafine şeker içeren yiyeceklerin uzun vadede aşırı tüketimi, çağımızın artan sorunu olan obeziteye davetiye çıkarabilir, tip 2 diyabet riskini artırabilir, cilt problemlerine ve diş çürüklerine yol açabilir. Şeker tüketimini kontrol altına almak adına rafine şeker içeren yiyecekler yerine doğal şeker kaynakları olan bal, pekmez, meyve gibi besinler tercih edilebilir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken diğer nokta, basit şeker kaynağı besinlerin de kontrollü tüketilmesi gerektiği. Bunlar kalorisi yüksek besinlerdir ve fazla tüketimi yine sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir.”<br />
&nbsp;<br />
<strong>BESİN GRUPLARI DENGELİ BİR ŞEKİLDE TÜKETİLMELİ</strong></p>

<p>Dengeli beslenmek için öncelikle besin gruplarını dengeli bir şekilde tüketmek gerektiğini söyleyen Diyetisyen Kübra Dal, “Vücudumuzun başlıca enerji kaynağı olan karbonhidratlar, günlük beslenmenin yüzde 50-55'ini oluşturmalı. Basit karbonhidrat yerine kompleks karbonhidrat kaynakları tercih edilmeli. Örneğin beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, rafine şeker yerine meyveler tercih edilebilir. Bunlar dışında bulgur yulaf gibi ürünler de beslenmede yer alabilir. Vücudumuzun kas yapısını korumayı ve geliştirmeyi sağlayan proteinler ise günlük beslenmenin yüzde 15-20'sini oluşturmalı. Yumurta, tavuk, kırmızı et, balık ve süt ürünleri gibi hayvansal protein kaynakları ve kurubaklagiller gibi bitkisel protein kaynakları mutlaka günlük beslenme düzeninde yer almalı. Yağlar, kilo artışıyla en çok ilişkilendirilen besin grubu olsa da, kontrollü tüketildiğinde vücut için birçok fayda sağlayabilir. Sağlıklı yağ kaynakları olarak zeytinyağı, avokado ve ceviz, badem gibi kuruyemişler tercih edilmeli ve günlük beslenmenin yüzde 25-30'unu oluşturmalı” diyor.<br />
&nbsp;<br />
<strong>GÜNLÜK SU TÜKETİMİ TAKİP EDİLMELİ</strong></p>

<p>Yeterli su tüketiminin sağlanmasının ve her bireyin günlük su tüketimini takip etmesinin önemini vurgulayan Diyetisyen Kübra Dal, “Günlük su ihtiyacını hesaplamak için kg × 30-35 ml formülü kullanılabilir. Örneğin, 50 kg ağırlığındaki bir bireyin günlük su ihtiyacı 1500-1750 ml olarak hesaplanabilir. Ayrıca, yeterli lif alımını desteklemek için sebzeler, meyveler, kurubaklagiller ve tam tahıllı gıdalardan destek alınabilir. Lif içeriği yüksek olan bu gıdalar bağırsak sağlığını destekler, tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengeler. Öğünler atlanmamalı, ana öğünlerin yanında ara öğünlere de yer verilmeli ve porsiyon kontrolü sağlanmalı. İşlenmiş gıdalardan ve basit şeker kaynaklarından uzak durulmalı, tuz tüketimi sınırlandırılmalı ve beslenme çeşitliliğine özen gösterilmeli” diye önerilerde bulunuyor.<br />
&nbsp;<br />
<strong>HAZIMSIZLIK İÇİN BİTKİ ÇAYLARI İÇİLEBİLİR</strong></p>

<p>Hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetleri rahatlatabilmek amacıyla bitki çaylarından destek alınabileceğini ifade eden Diyetisyen Kübra Dal, “Rezene, nane, zencefil, papatya gibi bitki çayları tüketilebilir. Ayrıca, yürüyüş gibi hafif fiziksel aktivitelerle sindirimi desteklemek faydalı olabilir. Probiyotik içeriği yüksek besinler olan yoğurt kefir gibi besinlerle sindirim kolaylaştırılabilir. Bu gibi yöntemlerle şikayetler hafifletilebilir fakat uzun dönem devam eden şikayetleriniz varsa mutlaka doktora danışmalısınız” ifadelerini kullanıyor.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Mar 2025 14:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazan-sonrasi-beslenme-duzenine-uyum-saglarken-bu-uyarilara-dikkat-1743073729.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Down sendromu hastalık değil, bir farklılık</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/down-sendromu-hastalik-degil-bir-farklilik-26781</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/down-sendromu-hastalik-degil-bir-farklilik-26781</guid>
                <description><![CDATA[Down sendromunun bir hastalık değil, kromozomal bir farklılık olduğunu vurgulayan uzmanlar, doğru eğitim ve terapilerle Down sendromlu bireylerin önemli gelişimler gösterebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Down sendromunun konuşma gecikmesi, sosyal etkileşim farklılıkları ve bazı sağlık risklerini beraberinde getirdiğini aktaran Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Down sendromlular doğru bir eğitim, ergoterapinin de içinde yer aldığı terapilerle beraber daha yavaş olsa da son derece güzel bir gelişim sağlayabiliyorlar” dedi.</p>

<p>İleri anne yaşının, en büyük risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kilit, 35 yaş sonrası down sendromlu bebek doğurma olasılığının arttığını ifade etti.</p>

<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, Down sendromunun bir hastalık değil, kromozomal bir farklılık olduğunu vurgulayarak, genetik sebepleri, etkileri ve uygun eğitim ile Down sendromlu bireylerin gelişim gösterebileceğini anlattı.</p>

<p>Normalde bir insanda 46 tane kromozom bulunduğunu, Down sendromlu bireylerde ise 21’inci kromozomda bir anneden bir babadan gelen 2 değil 3 kromozom olduğunu aktaran Kilit, “Yani artı bir kromozomun söz konusu olduğu bir kromozomal farklılıktır. Down sendromlu bireylerde yüz görünümü olarak farklılıklar bulunabilmekle birlikte maalesef kalp hastalıklarına daha fazla yatkınlık olabiliyor. Konuşma ve işitme konusunda problemler yaşayabiliyor ve ilerleyen zamanlarda Alzheimer riskinde bir artış söz konusu olabiliyor. Gelişim ve psikiyatrik olarak bakıldığında Down sendromlular doğru bir eğitim, ergoterapinin de içinde yer aldığı terapilerle beraber daha yavaş olsa da son derece güzel bir gelişim sağlayabiliyorlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Down sendromlularda bilişsel olarak sosyal alanlarda, yürütücü işlevlerde ve zihin kuramında bazı gerilikler görülebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Otizmli bireylerle kıyaslandığında Down sendromunda taklit, jest ve mimiklerin kullanımı, sosyal etkileşim çok daha fazla olabiliyor. Zihin kuramı bazında bakıldığında insanların duygu ve düşüncelerini anlama, kendininkinden farklı duygu ve düşüncelerin ayrımına varma, kendi duygu ve düşüncelerini ifade etme konusunda bazı gerilikler görülebiliyor.” dedi.</p>

<p>Kilit, down sendromunda konuşma gecikmesi ve konuşmada yaşanan problemlerin de bilindik gerçekler olduğuna dikkati çekerek, “Erken yaşlarda özel eğitim başta olmak üzere, terapilere başlanırsa Down sendromlu bireylerin yazar olabildikleri, normal zekâ kapasitesine sahip bireyler haline bile gelebildikleri, okuma yazma alanı başta olmak üzere üniversiteler bitirebildikleri de bilinen gerçeklikler. O yüzden Down sendromunu bir hastalık olarak değil; kromozomal bir farklılık olarak görmek gerekir. Sabırla, onlara uygun bir eğitim stiliyle ve terapilerle her şeyi yapabilecek bireyler haline gelebilecekleri hiçbir zaman unutulmamalı" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Mar 2025 10:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/down-sendromu-hastalik-degil-bir-farklilik-1743060469.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir aylık orucun 7 kazanımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-26776</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-26776</guid>
                <description><![CDATA[İnsanlık tarihi boyunca sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda bir şifa ve arınma yöntemi olarak da görülen orucun, sağlık üzerindeki faydaları merak konusu olmayı sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (GİFA) - </strong>Gıda alımının 12 saatten fazla kısıtlanması, sağladığı faydalar nedeniyle aralıklı oruç gibi diyet programlarının da yaygınlaşmasını sağladı.</p>

<p>Bilimsel açlık yöntemlerinin ya da dini orucun doğru uygulandığında sağlık için pek çok yararı olabileceğini dile getiren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Zahide Karaca, “Bu yöntemler herhangi bir sağlık problemi bulunmayan kişiler için; metabolik hastalıkların önlenmesinden, bağışıklık sistemini güçlendirmeye hatta sağlıklı ömür süresini artırmaya kadar geniş bir yelpazede fayda sağlayabilir” dedi.</p>

<p>Bu oruç türleri arasındaki farklardan da bahseden Karaca, “Yaşlanmayı önlemek için uygulanan bilimsel oruç uygulamaları su tüketimini kısıtlamadığı için Ramazan orucundan ayrılır. Aynı zamanda bu programlarda, açlık süresi kişinin yaşam tarzı veya yaşı gibi bireysel özelliklerine göre düzenlenebilir. Ramazan orucunun ise dini ve kültürel yönüyle topluluk halinde uygulanarak, kontrollü açlığın bir ay gibi uzun bir süre sürdürülmesi açısından daha avantajlı olduğunu söylemek mümkün” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/26/1742974597-asm-zahidekaraca-gorseli-1742979387-487-x750.jpeg" style="height:767px; width:750px" /></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Zahide Karaca, bir aylık Ramazan dönemi boyunca oruç tutmanın genel sağlık üzerindeki 7 faydasını ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Uzun süreli ama kontrollü açlık DNA onarımı ve hücresel dayanıklılığı artırarak yaşlanmayı geciktirir. Hücrelerin yaşlanmasını belirleyen telomerlerin daha yavaş tükenmesini sağlar ve hücrelerin enerji üreten yapısı mitokondriyi korur.</li>
	<li>Kontrollü açlık, hücrelerin daha uzun yaşamasını sağlayan hayatta kalma mekanizmasını devreye sokar. Kanser oluşumuyla ilgili olan mTOR aktivasyonunu baskılayarak kanseri önlemeye yardımcı olur.</li>
	<li>İnsülin seviyesini düşürerek yağ yakımını ve metabolik esnekliği artırır. Metabolik esneklik; farklı beslenme koşullarına uyum sağlayabilmektir. Yani gerektiğinde vücut; enerji kaynağını ihtiyaca göre değiştirilebilir, karbonhidratlardan yağa ya da proteinlere geçerek enerji üretebilir.</li>
	<li>Beyin fonksiyonlarını güçlendirerek odaklanmayı artırır.</li>
	<li>Hücrelerin zarar görmüş kısımlarının temizlenmesi ve geri dönüştürülmesi anlamına gelen otofaji sürecini başlatarak hücresel yenilenmeyi teşvik eder. Açlık sona erdikten sonra bile bu yenilenmenin olumlu etkilerinin devam ettiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.</li>
	<li>Açlık, bağışıklık hücrelerinin yenilenmesini de destekleyerek vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Ancak, aşırı düşük kalori alımı veya yetersiz beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflatabileceği de göz önünde bulundurulmalı.</li>
	<li>Vücudun savunma mekanizmasının bir parçası olan inflamasyon, bağışıklık sistemi hücreleri tarafından herhangi bir stres faktörüne karşı ortaya çıkan bir savunma reaksiyonudur. Düşük düzeyde sürekli devam eden inflamasyon ise birçok kronik rahatsızlığa zemin hazırlar. Oruç sırasında insülin seviyesinin düzenlenmesi, serbest radikal oluşumunun azalması ve hücre yenilenme mekanizmasının devreye girmesi, inflamasyonu azaltarak kronik hastalıkları kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 14:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/bir-aylik-orucun-7-kazanimi-1742989397.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağız kokusunu önlemek için neler yapılmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/agiz-kokusunu-onlemek-icin-neler-yapilmali-26771</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/agiz-kokusunu-onlemek-icin-neler-yapilmali-26771</guid>
                <description><![CDATA[Ağız kokusu problemi, boğaz ve diş sorunlarından kaynaklanabileceği gibi sindirim sistemindeki sorunlardan dolayı ortaya çıkabiliyor. Akciğer ve böbrek hastalıklarının da ağız kokusuna yol açabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, bunu önlemek için tüketilen su miktarına dikkat edilerek, mide asidini yükselten gıdalardan uzak durulmasını tavsiye etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL İGFA- </strong>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, mide ve sindirim sistemi kaynaklı ağız kokusu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Ağız kokusu probleminin boğaz ve diş sorunlarından kaynaklanabileceği gibi sindirim sistemindeki sorunlardan da ortaya çıkabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, “Akciğer ve böbrek hastalıkları da ağız kokusu nedeni olabiliyor. Mide ve sindirim sistemi kaynaklı ağız kokularında karakter genelde çürük yumurta kokusu gibidir. Bunun nedeniyse midede oluşan aşırı asitten dolayı ortaya çıkan sülfürdür. Özellikle helikobakter pilori, hem gastrit hem ülser hem de bunun oluşmasını tetikler. Amonyak gibi koku varsa böbrek rahatsızlığı düşünülmeli.” dedi.</p>

<p><strong>İŞTE AĞIZ KOKUSUNA YOL AÇAN MİDE RAHATSIZLIKLARI</strong></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, ağız kokusu nedeni olabilecek mide ve üst sindirim sistemi rahatsızlıklarını şöyle paylaştı:</p>

<ul>
	<li>Helikobakter pilori dengesi bozulunca gastritler, ülserler ve şikâyetler ortaya çıkar. İlaç ve diyetle tedavi edilince iyileşir,</li>
	<li>Reflü hastalığını tetikleyen gıdalardan sonra oluşan şikayetler içinde ağız kokusu önemli bir yer tutar. Reflü de geğirmelerle daha fazla koku ortaya çıkar. Aynı zamanda kişide helikobakterde beraber olunca şikayetler daha da artar. İyi bir ilaç ve diyet tedavisiyle sorun çözülebilir; gerekli durumda ameliyatta yardımcı olur,</li>
	<li>Safra kesesi çalışma bozukluğu, taşları alınmış olması hazımsızlık ve ağız kokusu yapabilir,</li>
	<li>Mide sinirlerinde sorun nedeniyle boşalmasının çok yavaş olması nedeniyle gastroparezi,</li>
	<li>Pilor Stenozu: Mide çıkış kapakçığında sorun ve daralma olmasıdır. En sık bebeklerde görülür. Kusma, dehidratasyon ve ağız kokusu olur,</li>
	<li>İrritabl bağırsak sendromu, bağırsaklarda faydalı bakterilerin sayılarının çok artması ve büyümesi ağız kokusu yapabilir. Antibiyotik ve diyet tedavisi faydalı olur,</li>
	<li>İnce bağırsakların crohn, çölyak gibi bazı hastalıkları emilim bozukluğu yaparak ağız kokusuna neden olabilir,</li>
	<li>Sindirim sistemi iltihap ve parazit hastalıkları da (gigardiasis) geğirme ve ağız kokusu yapabilir.</li>
</ul>

<p><strong>AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILMALI ?</strong></p>

<p>Mide ve üst sindirim sistemi kaynaklı tüm bu hastalıkların ağız kokusu nedeni olabileceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, “Hatta kanser belirtisi bile olabilir. Bazı tedbirler ağız kokusunu geçirebiliyor veya azaltabiliyor ama mutlaka bir uzmana danışılmalı.” dedi ve ağız kokusunu önlemek için tavsiyelerini şöyle paylaştı:</p>

<ul>
	<li>Mide asidini yükselten gıdalardan uzak durulmalı,</li>
	<li>Tüketilen su miktarına dikkat edilmeli</li>
	<li>Probiyotik tüketilmeli,</li>
	<li>Mide ve sindirim sistemini dengeleyici ve rahatlatıcı bir diyet uygulanması ağız kokusu şikayetini rahatlatabilir veya geçirebilir ancak mutlaka tanı konulmalı ve ona yönelik tedavi yapılmalı.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 10:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/agiz-kokusunu-onlemek-icin-neler-yapilmali-1742975989.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Palm yağıyla ilgili yanlış algılar çürütüldü!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/palm-yagiyla-ilgili-yanlis-algilar-curutuldu-26765</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/palm-yagiyla-ilgili-yanlis-algilar-curutuldu-26765</guid>
                <description><![CDATA[Oxford Üniversitesi baş araştırmacısı Hannah Ritchie, yakın zamanda yayımladığı araştırma bulgularıyla palm yağıyla ilgili yaygın yanlış algılara meydan okudu. Ritchie araştırmasında, sürdürülebilir palm yağı üretimi ve tüketiminin çevresel faydalarını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Oxford Üniversitesi’nde baş araştırmacı ve dünyanın önde gelen veri platformlarından Our World in Data’nin baş editör yardımcısı olan Hannah Ritchie, çığır açan kitabı “Not the End of the World” (Dünyanın Sonu Değil) ile palm yağıyla ilgili yanlış inanışları detaylı biçimde çürütüyor.</p>

<p>Palm yağının onlarca yıldır, ormansızlaşmanın en büyük sebebi ve çevresel zararların baş sorumlusu olarak haksız yere kötülendiğini belirten Dr. Ritchie, veriye ve derinliğe dayalı taze bir bakış açısı sunuyor. Dünyanın tüm bitkisel yağ ihtiyacı palm yağından karşılanırsa, şu ankinden 4 kat daha az bir tarım alanına ihtiyaç duyulacak</p>

<p>"Not the End of the World", palm yağının ormansızlaşmanın en büyük suçlusu olmadığını ve palm yağı yetiştirilen bölgelerde ormansızlaşmanın düşüşte olduğunu ortaya koyarken, palm yağının alternatif yağlara kıyasla son derece verimli bir şekilde üretildiğini de gösteriyor.</p>

<p>Bitkisel yağlara olan talep artarken, palm yağının hektar başına yüksek verimi sayesinde daha az arazi kullanımına ihtiyaç duyulması, ormanların korunması için umut vadediyor.</p>

<p>Dr. Ritchie’nin sunduğu verilere göre, dünyada şu anda 322 milyon hektarlık (Hindistan büyüklüğünde) bir alanda yağ bitkileri yetiştiriliyor. Ancak bu ihtiyacın tamamının palm yağından karşılanması durumunda, sadece 77 milyon hektarlık bir alana yani dört kat daha az araziye ihtiyaç duyulacak.</p>

<p>Buna karşılık, tüm yağın zeytinyağından karşılanması durumunda 660 milyon hektar yani iki Hindistan büyüklüğünde bir alana ihtiyaç duyulacak.</p>

<p>Palm yağının yerine başka yağların geçmesi, mevcut tarım arazisi ihtiyacını 5 ila 10 kat artırabilir ve bu da daha fazla ormansızlaşmaya yol açabilir</p>

<p>Kitap ayrıca, palm yağına karşı ani ve tepkisel tepkilerin risklerini de gözler önüne seriyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/25/1742897872-hannah-ritchie-1742911413-127-x750.jpeg" style="height:535px; width:750px" /></p>

<p>Palm yağını boykot etmenin büyük bir hata olacağını belirten Dr. Ritchie, “Çünkü alternatif yağlar çok daha fazla arazi gerektirir. Bunun yerine, sürdürülebilir şekilde sertifikalandırılmış palm yağını tercih etmek en iyi seçimdir. Bir hektarlık araziden 2,8 ton palm yağı elde edilirken, aynı alandan sadece 0,3 ton zeytinyağı veya 0,26 ton hindistancevizi yağı elde edilebiliyor. Alternatif bitkisel yağlara geçilmesi, mevcut tarım arazisi ihtiyacını 5 ila 10 kat artırabilir ve bu da daha fazla ormansızlaşmaya yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Bu arada Türkiye'nin ⁠Malezya’dan en fazla palm yağı ihraç eden ikinci ülke konumunda yer aldığı, 2024 yılında Malezya, Türkiye’ye 905.020 ton palm yağı ihraç ettiği belirtilirken, 2023 yılında ihraç edilen 884 bin 1 tona göre yüzde 2’lik bir artış ve 2020’deki 615 bin 872 tona göre yüzde 37’lik bir artış anlamına geldiği kaydedildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 23:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/palm-yagiyla-ilgili-yanlis-algilar-curutuldu-1742934424.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de yaklaşık 1 milyon epilepsi hastası bulunuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/turkiyede-yaklasik-1-milyon-epilepsi-hastasi-bulunuyor-26723</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/turkiyede-yaklasik-1-milyon-epilepsi-hastasi-bulunuyor-26723</guid>
                <description><![CDATA[26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü dolayısıyla hastalık hakkında önemli bilgiler paylaşan Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Atilla, dünyada yaklaşık olarak 65 milyon epilepsi hastası olduğunun tahmin edildiğini; Türkiye'de ise bu rakamın yaklaşık 1 milyon olduğunu ve her yıl 750 bin civarında kişiye epilepsi tanısı konulduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;&nbsp;</strong>Sara hastalığı olarak da bilinen epilepsinin, beyinde anormal elektriksel aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan tekrarlayan nöbetlerle kendini gösteren nörolojik bir hastalık olduğunu söyleyen&nbsp;Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Nöbetler bayılma, bilinç değişikliği, anormal kas kasılmaları şeklinde görülebilmektedir. Nöbet esnasında dil ısırma, idrar kaçırma, ağızdan köpük gelmesi görülebilir” dedi.<br />
<br />
Epilepsinin birçok nedeninin bilinmediğini belirten&nbsp;Nöroloji Uzmanı Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Çocuklarda ve yetişkinlerde epilepsi nedenleri arasında ateş, menenjit gibi beynin iltihabi hastalıkları, kan şekeri düşüklüğü, beyin tümörü, kafa travması, beynin gelişimsel anomalileri bulunmaktadır. Epilepsi hastalarında nöbetlerin en sık nedeni arasında epilepsi ilaçlarının ani bırakılması bulunmaktadır” şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>HER YIL YAKLAŞIK 750 BİN YENİ EPİLEPSİ HASTASI EKLENİYOR</strong></p>

<p>Dünyada yaklaşık olarak 65 milyon epilepsi hastası olduğunun tahmin edildiğini söyleyen&nbsp;Uzm. Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Bu rakama her yıl yaklaşık 2,4 milyon yeni epilepsi hastası eklenmektedir. Ülkemizde de yaklaşık 1 milyon epilepsi hastası bulunmakta ve yine her yıl yaklaşık 750 bin civarında yeni epilepsi hastası eklenmektedir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Epilepsi tanısının hastanın geçirdiği nöbet şekli, muayene bulguları ve tanıda kullanılan yöntemlerle konulduğunu anlatan&nbsp;Uzm. Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Epilepsi tanısında hastanın geçirdiği nöbetin varsa video kaydı, kan tahlilleri, beyin MR, beyin BT gibi görüntüleme yöntemleri, beynin elektriksel aktivitesini ölçen EEG yöntemleri kullanılmaktadır” dedi.<br />
<br />
<strong>EPİLEPSİ TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER</strong></p>

<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan yöntemlerden bahseden&nbsp;Uzm. Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Epilepsi tedavisinde ilk basamak hastanın yaşı, cinsiyet, nöbet şekline göre uygun nöbet önleyici ilaçların başlanmasıdır. İlk ilaçla nöbetler kontrol altına alınamazsa ikinci uygun nöbet önleyici ilaç eklenir. İlaçlarla kontrol altına alınamayan dirençli hastalarda cerrahi tedavi, vagal sinire pil takılması gibi yöntemler kullanılabilir. Düşük glisemik indeksli diyet, ketojenik diyet gibi beslenme yöntemleri de uygulanabilir” şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
<strong>NÖBET ANINDA HASTAYA SU VE YİYECEK VERİLMEMELİ</strong></p>

<p>Epilepsi nöbeti anında çevredeki kişilerin hastaya nasıl müdahale etmesi gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Nuray Atilla,&nbsp;“Epilepsi nöbeti sırasında hastalar yavaşça güvenli bir yere uzandırılmalı, düşme-çarpma gibi travmalardan korunmalı, zarar verebilecek eşyalar uzaklaştırılmalı, hastanın başı bir yana çevrilmeli, hastaya su ve yiyecek verilmemelidir. En kısa zamanda acil yardım desteği istenmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/21/nuray-atilla-1742546838-877-x750.jpeg" style="height:1000px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 12:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/turkiyede-yaklasik-1-milyon-epilepsi-hastasi-bulunuyor-1742550078.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da tok kalmanın 3 altın kuralı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-26688</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-26688</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan’da şekerli tatlıları soframızdan eksik etmiyor, hamurlu gıdalara yöneliyor, mis gibi kokan pideye karşı koyamıyoruz. Oysa bu besinler kan şekerimizi hızla düşürüp açlık krizlerine neden olabiliyor. İşte oruç tutarken tok kalmanıza yardımcı olan güçlü besinler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, oruç tutarken tok kalmanıza yardımcı olan 8 güçlü besini ve nasıl tüketmeniz gerektiğini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Yumurta: </strong>Yüksek kaliteli protein içeriğiyle tokluk süresini uzatın</p>

<p><strong>Yulaf ezmesi: </strong>Zengin lif içeriğiyle kan şekerini dengeliyor</p>

<p><strong>Avokado: </strong>sağlıklı yağlar sayesinde tokluk süresini uzatıyor</p>

<p><strong>Badem ve ceviz:</strong> Sağlıklı yağ ve protein kaynaklarıyla açlık krizlerini önlüyor</p>

<p><strong>Yoğurt ve kefir:</strong> Bağırsak dostu probiyotiklerle sindirimi destekleyin</p>

<p><strong>Tam tahıllı ekmek:</strong> Pideye göre daha uzun süre tok tutuyor</p>

<p><strong>Kuru baklagiller:</strong> Yüksek lif ve protein içeriğiyle uzun süre doygunluk sağlıyor. Mercimek, nohut ve fasulye gibi kuru baklagiller, yüksek lif ve protein içerikleri sayesinde sindirimi yavaşlatarak uzun süreli tokluk hissi sağlıyorlar. Ancak gaz yapıcı etkileri nedeniyle aşırı tüketmemeye dikkat edin.</p>

<p><strong>Chia tohumu: </strong>Jel kıvamına gelerek tok hissetmenizi sağlıyor. Omega-3 yağ asitleri de enerji seviyesini dengede tutuyor.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/17/1742191202-el-f-g-zem-o-uz-1742225890-308-x750.jpeg" style="height:552px; width:750px" /></p>

<p>"Sahurda doğru besinleri seçerek gün içinde açlık krizlerini önleyebilir ve enerjinizi daha fazla koruyabilirsiniz" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, işin formülünü ise üç maddede ise şöyle özetledi :</p>

<ol>
	<li>"<strong>Yavaş yemek </strong>sindirimi kolaylaştırıyor, daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor.</li>
	<li><strong>Protein + lif kombinasyonu: </strong>Daha uzun süreli tokluk sağlıyor, kan şekerini dengede tutuyor.</li>
	<li><strong>Su tüketimi: </strong>İftardan sahura kadar tüketeceğiniz bolca su açlık hissinin giderilmesine destek oluyor."</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 22:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-1742241300.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baharda artan alerjik burun akıntısına dikkat! Alerji, nezle ve soğuk algınlığı arasındaki farklar neler?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/baharda-artan-alerjik-burun-akintisina-dikkat-alerji-nezle-ve-soguk-alginligi-arasindaki-farklar-neler-26686</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/baharda-artan-alerjik-burun-akintisina-dikkat-alerji-nezle-ve-soguk-alginligi-arasindaki-farklar-neler-26686</guid>
                <description><![CDATA[Alerjik rinitin burun akıntısına neden olan yaygın bir alerji türü olduğunu dile getiren Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, alerjiyi tetikleyen maddelerden uzak durmanın en önemli korunma yöntemi olduğunu aktardı. Dr. Rahimi, antihistaminik ilaçlar ve kortizonlu burun spreyleriyle semptomların kontrol altına alınabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alerjik rinitin burun akıntısına neden olan yaygın bir alerji türü olduğunu dile getiren Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, alerjiyi tetikleyen maddelerden uzak durmanın en önemli korunma yöntemi olduğunu aktardı. Dr. Rahimi, antihistaminik ilaçlar ve kortizonlu burun spreyleriyle semptomların kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, özellikle bahar aylarında sıklıkla görülen alerjik burun akıntısı hakkında bilgi verdi.</p>

<p>‘Alerjik rinit’in burun akıntısı demek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Vücudun normalden daha fazla reaksiyon vermesi durumu alerji olarak adlandırılır.” dedi.</p>

<p>Alerji semptomlarını anlamak için ise mekanizmayı anlamak gerektiğini aktaran Rahimi, “Genellikle alerjinin bulunduğu üç yer vardır. Birincisi alerjik rinit, ikincisi akciğerlerde olan alerjik astım ve üçüncü ise ciltte bulunan ürtikerdir. Vücutta hangi maddelere karşı alerjinin olduğunu kişinin ilk önce kendi test etmeli. Örnek olarak mevsimsel polenlerin uçması ve reaksiyon olarak burun akıntısı, öksürme gibi belirtiler görülmesine mevsimsel alerjik rinit denir.”dedi.</p>

<p><strong>ALERJİYİ ENGELLEMEK İÇİN TETİKLEYİCİDEN&nbsp; UZAK DURULMALI</strong></p>

<p>Tedavinin birinci şartının bilinçlenmek ve alerjiyi uzak tutmak olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Kişinin kendisi de alerjiyi anlayabilir. Ancak bazen yeterli olmayabilir, bu durumda da hastanelerde laboratuvarlarda bazı testler yapılabilir.” dedi.</p>

<p><img height="514" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/17/1742205955-op-dr-k-ali-rahimi-1742217065-613-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bulgular tespit edildikten sonra ilaç tedavilerine başlandığını ifade eden Rahimi, “Özellikle alerjik rinit için antihistaminik kullanır ancak yan etki olarak uyku sersemliği yaptığı için tercih edilmez. Alerji sadece burunda ise etkili olarak kortizonlu burun spreyleri kullanılır. Burun spreyleri ikiye ayrılır. Kortizonlu spreyler ve kortizonsuz spreyler. Kortizonlu spreylerin çok fazla yan etkisi yoktur ve uzun zaman kullanılabilir. Kortizonsuz spreylerin ise bağımlılık yapma etkisi vardır ve uzun süre kullanılmaz. Burundaki kozada ödem oluştuğu zaman sinüslerin kapakları tıkanır ve boşalamadığı için alerjik rinite bağlı sinüzite gelişir.&nbsp;&nbsp; Bir diğer alerji türü ise poliptir. Burunda olmaması gereken yumuşak beyaz dokulu etler bulunur. Alınmaması durumunda büyüme gösterir ve cerrahi müdahale edilmesi gerekir. Etler alınsa bile alerjik reaksiyon hala devam edebilir. Bu süreç devam ederken doktorun verdiği spreyler kullanılmaya devam edilir. Alerjinin cerrahi müdahalesi bulunmaz. Alerjik spreyler; akıntı, kaşıntı ve burun tıkanıklığını giderir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>ALERJİK RİNİT, MEVSİMSEL YA DA BÜTÜN YIL GÖRÜLEBİLİR…</strong></p>

<p>Geçmeyen burun akıntısının alerjik kaynaklı olup olmadığı konusunu değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Burun akıntısı bir göstergedir. Sinüzit, burun etleri, polip ya da alerji var mı diye bakılması gerekir. Bunun için de muayene olunmalı. Muayene olurken endoskopi ve önlü arkalı burun tomografisi çekilmesi gerekir. Sonuca göre de tedavi uygulanır.” dedi.</p>

<p>Alerji, nezle ve soğuk algınlığı arasındaki farklara da değinen Rahimi, “Alerjik rinitte; hapşırma, akıntı, kaşıntı ve burun akıntısı bulunur. Vücut kırgınlığı, ateş ve vücut titremesi gibi bulgulara rastlanmaz. Gribal enfeksiyonlar bir süre sonra kendiliğinden geçer. Nezle ve soğuk algınlığı viral enfeksiyonlar olduğu için antibiyotik kullanılmasa bile geçer. Alerjik rinit ise mevsimsel olur ya da yıl boyu devam eder.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 17:51:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/baharda-artan-alerjik-burun-akintisina-dikkat-alerji-nezle-ve-soguk-alginligi-arasindaki-farklar-neler-1742223079.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı tuz tüketmenin vücuda zararları nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/asiri-tuz-tuketmenin-vucuda-zararlari-nelerdir-26667</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/asiri-tuz-tuketmenin-vucuda-zararlari-nelerdir-26667</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı tuz tüketiminin vücut üzerinde çeşitli zararlı etkileri olabilir. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Tuz (sodyum klorür) sıvı dengesini düzenlemek ve sinir uyarılarını iletmek gibi çeşitli fizyolojik işlevler için gerekli olsa da, çok fazla tuz sağlık sorunlarına yol açabilir. İşte aşırı tuz tüketiminin zararlarından bazıları:</p>

<p><strong>Yüksek Kan Basıncı (Hipertansiyon)</strong></p>

<p>Aşırı tuz alımının en iyi bilinen zararlarından biri, kan basıncını yükseltmedeki rolüdür. Yüksek kan basıncı kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı için önemli bir risk faktörüdür. Diyetteki aşırı sodyum vücudun su tutmasına neden olarak kan hacmini ve kan damarı duvarlarındaki basıncı artırabilir. Aşırı tuz alımından kaynaklanan yüksek tansiyon arterlere zarar verebilir ve kalp hastalığı riskini artırabilir. Kalp krizi ve diğer kardiyovasküler sorunlara yol açabilen ateroskleroz (arterlerin daralması ve sertleşmesi) gelişimine katkıda bulunabilir. Genellikle aşırı tuz tüketimi ile ilişkili olan yüksek tansiyon, felç için önemli bir risk faktörüdür. Yüksek kan basıncı beyindeki kan damarlarının yırtılmasına veya beyne kan akışını engelleyen kan pıhtılarının oluşmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>Böbrek Hasarı ve Ödem</strong></p>

<p>Aşırı tuz alımı, vücuttaki sodyum seviyelerini düzenlemekten sorumlu olan böbrekler üzerinde ek stres yaratabilir. Zamanla bu durum böbrek hasarına yol açabilir ve böbrek hastalığının gelişmesine katkıda bulunabilir. Çok fazla tuz tüketmek vücutta su tutulmasına yol açarak özellikle ekstremitelerde (bacaklar ve ayak bilekleri gibi) şişme ve ödeme neden olabilir. Bu durum rahatsız edici olabilir ve konjestif kalp yetmezliği gibi durumları daha da kötüleştirebilir.</p>

<p><strong>Osteoporoz ve Mide Kanseri</strong></p>

<p>Bazı çalışmalar, yüksek tuz alımının idrarda kalsiyum kaybına yol açabileceğini, potansiyel olarak kemikleri zayıflatabileceğini ve kırılgan kemiklerle karakterize bir durum olan osteoporoz riskini artırabileceğini göstermektedir. Özellikle tuzlanmış ve salamura gıdaların tüketimi yoluyla aşırı tuz tüketiminin mide kanseri riskinde artışla ilişkili olabileceğini gösteren bazı kanıtlar vardır.</p>

<p>Aşırı tuz alımı vücudun sıvı dengesini bozabilir, bu da dehidrasyona veya elektrolit dengesizliklerine yol açabilir. Bazı araştırmalar, yüksek tuzlu bir diyetin tuzlu, yüksek kalorili gıdalara yönelik artan bir tercihle ilişkili olabileceğini ve bunun da kilo alımına ve obeziteye katkıda bulunabileceğini öne sürmektedir. Herkesin tuzun etkilerine karşı eşit derecede hassas olmadığını ve tuz alımına verilen bireysel tepkilerin değişebileceğini unutmamak önemlidir. Bununla birlikte, genel sağlığı desteklemek için genellikle tuz alımının sınırlandırılması ve yüksek oranda işlenmiş ve tuzlu gıdaların tüketimini azaltırken bol miktarda meyve, sebze ve tam tahıl içeren dengeli bir diyet tüketilmesi önerilir. Çoğu yetişkin için önerilen günlük sodyum alımı yaklaşık 2.300 miligramdır, ancak birçok sağlık uzmanı, özellikle hipertansiyonu veya diğer risk faktörleri olan bireyler için daha da düşük seviyeler önermektedir.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/14/zzzaslihan-kucuk-8-1741956903-535-x750.jpeg" style="height:1000px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 17:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/asiri-tuz-tuketmenin-vucuda-zararlari-nelerdir-1741960964.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde reflüye dikkat! Bebeklerde Reflü Nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bebeklerde-refluye-dikkat-bebeklerde-reflu-nedir-26657</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bebeklerde-refluye-dikkat-bebeklerde-reflu-nedir-26657</guid>
                <description><![CDATA[Bebeklerde reflü sık görülen ve genellikle bebek büyüdükçe kendiliğinden düzelen bir durumdur. Belirli bir aya ulaşan bebeklerde, reflü durumunun devam etmesi altta yatan bir hastalığa işaret edebilir. Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Genellikle bebek reflüsü veya gastroözofageal reflü (GÖR) olarak adlandırılan bebeklerde reflü hastalığı, bebeğin mide içeriğinin yemek borusuna geri aktığı yaygın bir durumdur. Bu durum bazen rahatsızlığa ve süt veya mama tükürmeye neden olabilir. Bebeklerde reflü genellikle gelişimlerinin normal bir parçasıdır ve tipik olarak büyüdükçe kendiliğinden düzelir. Ancak daha şiddetli ve sorunlu hale geldiğinde gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) teşhisi konulabilir.</p>

<p><strong>İşte bebeklerde reflü hakkında bazı önemli noktalar:</strong></p>

<p><strong>Yaygın Belirtiler</strong>: Bebek reflüsünün yaygın belirtileri arasında tükürme, kusma, beslenme sırasında veya sonrasında huysuzluk, sırtta kamburlaşma ve beslenme güçlükleri yer alır. Çoğu durumda, bu belirtiler endişe nedeni değildir.</p>

<p><strong>Nedenleri:</strong>&nbsp;Bebeklerde reflü, alt özofagus sfinkterinin (mide ve yemek borusunu ayıran bir kas) tam olarak gelişmemiş olması nedeniyle ortaya çıkar. Bu, mide içeriğinin yemek borusuna geri akmasına izin verir. Bebeğin sindirim sistemi olgunlaştıkça genellikle iyileşir.</p>

<p><strong>Pozisyonlama:</strong>&nbsp;Bebekleri beslenme sırasında ve sonrasında dik pozisyonda tutmak reflü semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Yarı dik veya daha dikey bir pozisyonda beslemek de faydalı olabilir.</p>

<p><strong>Daha Küçük, Daha Sık Beslemeler:</strong>&nbsp;Bebeğinizi daha küçük miktarlarda ve daha sık beslemek, midesindeki baskıyı azaltmaya ve reflü olasılığını azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Gaz Çıkarma:</strong>&nbsp;Reflüye katkıda bulunabilecek yutulan havayı serbest bırakmak için her beslenmeden sonra bebeğinizin gazını çıkardığınızdan emin olun.</p>

<p><strong>Koyulaştırılmış Besinler:</strong>&nbsp;Bazı durumlarda, reflüyü azaltmaya yardımcı olmak için anne sütünü veya mamayı pirinç gevreği ile koyulaştırmak önerilebilir. Bu sadece bir sağlık uzmanının rehberliğinde yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Aşırı Beslemekten Kaçının:</strong>&nbsp;Bebeğinizi çok fazla beslemek midesinin aşırı dolmasına neden olabilir ve bu da reflü olasılığını artırır. Dolgunluk belirtilerini izleyin ve bebeğinizi biberonu bitirmeye zorlamaktan kaçının.</p>

<p>Reflüsü olan bebeklerin çoğunun yaşam tarzı ve beslenme ayarlamalarının ötesinde tedavi gerektirmediğini unutmamak önemlidir. Sindirim sistemleri olgunlaştıkça çoğu bebek reflüyü zamanla atlatır.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/19/didem-yildiz-kucuk-1739963000-942-x750.png" style="height:1063px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 23:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/bebeklerde-refluye-dikkat-bebeklerde-reflu-nedir-1741809796.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da hızlı yemek kilo aldırıyor... Şerbetli yerine sütlü yiyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor-serbetli-yerine-sutlu-yiyin-26644</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor-serbetli-yerine-sutlu-yiyin-26644</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan’da uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı besin tüketiminin zararlarına dikkat çeken Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan,  yüksek yağ ve şeker oranına sahip “şerbetli  tatlı”  yerine “sütlü tatlı” yenilmesini önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayında yapılan hatalı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti.</p>

<p>Uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı bir şekilde besin tüketiminin zararlarına da dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Boş olan mideye hızlı ve fazla miktarda besin girdiğinde mide rahatsızlıklarının yanı sıra, şişmanlama da bu süreçte görülebilir. Aslında Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir” diyerek, hem sindirimin tamamlanması için zaman açısından, hem de doyma hissinin algılanması açısından yavaş ve çok çiğneyerek besin tüketiminin altını çizdi.</p>

<p><strong>TOKLUK HİSSİ BEYNE, BESİN AĞZA ALINDIKTAN 15 DAKİKA SONRA ULAŞIYOR</strong></p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, iftarda çok hızlı besin tüketilmesine ilişkin yaptığı değerlendirmede de,&nbsp; “Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşır. Ancak, uzun süreli açlığın etkisiyle neredeyse nefes almadan besin tüketildiği için tokluk hissi algılanamadan porsiyon miktarı artıyor. Genellikle de uzun süreli açlıkta hızlı ve fazla miktarda tüketilen besinler kalorili oluyor. Mesela iftariyeliklerle birlikte pideye çok fazla yükleniliyor ve böylece karbonhidrat içeriğinin fazlalaşması ve enerji alımı da&nbsp; artıyor. Hızlı yemek yeme alışkanlığıyla birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.” dedi.</p>

<p>Uzun süreli açlıkta, 16-18 saatlik bir süreçte, ciddi anlamda şeker düşüşü yaşandığını da ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan,“Sahura kalkmadığınızda bu durumu daha da olumsuz hale getirmiş olursunuz. Hem mide rahatsızlıklarını önlemek hem de kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalıdır.” dedi.</p>

<p>İnsanların Ramazan’da iki farklı beslenme davranış sergilediklerini kaydeden Doç. Dr. Müge Arslan, “Sahura kalkanlar ve sahura kalkmayanlar… Sahura kalkmayanlar, sahura kadar olan süreçte beslenmeye devam edebiliyorlar. Bu, hiç yapmamaktansa tercih edilebilir bir seçenektir. Yani sahura kalkmamaktansa iftar sonrasından sahura kadarki süreçte&nbsp; atıştırmalıklar şeklinde besin alımı, hiç yapılmamasından daha iyidir. Ancak uyku da insanlara daha cazip gelebiliyor. İftardan sonra uyuyup, sonrasında sahura kalkmak çok daha tercih edilebilir bir durumdur. Sahur zamanı sabaha yakın olduğu için, kahvaltı öğünü niteliğindeki sahur, o gün içerisindeki 16-18 saatlik açlığı dengeleyecek olan öğündür. Bu nedenle sahur altın değerindedir, çok önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir.” diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/11/1741691833-m-ge-arslan-1741693308-258-x750.jpeg" style="height:701px; width:750px" /></p>

<p><strong>ŞERBETLİ TATLILAR YERİNE SÜTLÜ TATLILAR VEYA DONDURMA…</strong></p>

<p>İftar sofraları denince akla ilk gelenlerin meşhur iftar pideleri ve tatlılar olduğunu dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, şunları kaydetti:</p>

<p>“Elbette ki tatlı tüketilebilir. Zaten normal beslenme düzeninde de tatlı yenilmez diye bir kural yoktur. Bireylerin yaşam tarzlarına göre tatlı tercihleri değişebilir. Ancak Ramazan'da, uzun süreli açlığın ardından kurulan zengin sofraların sonunda genellikle hamur işi ve şerbetli ve yağı fazla olan tatlılar tercih ediliyor. Bu durum mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Çünkü uzun süren açlığın ardından iftarla birlikte hızlı bir besin tüketimi gerçekleşiyor. Ardından tüketilen şerbetli ve yağlı tatlılar, uzun süre düşük seyreden kan şekerini bir anda yükseltiyor ve sonrasında hızlı bir düşüş yaşanıyor. Bu durum, kan şekeri dengesinin bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle, bu tür yağ içeriği yüksek&nbsp; veya şerbetli tatlılar tüketildiğinde, yedikten sonra halsizlik ve modda düşüklük hissedilebilir. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir. Daha hafif ve sütlü tatlılar, kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.”</p>

<p><strong>ÖNCE ÇORBA ARDINDAN 15 DAKİKA ARA!</strong></p>

<p>Ramazan'ın en önemli öğününün iftar olduğunu söyleyen Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü uzun süren açlığın ardından ilk kez yemek yenecek olması nedeniyle oldukça önemlidir. Ancak bu öğünde çok yanlış beslenme davranışları sergilenebiliyor. Hatta bazı insanlar açlıkla kaşığı ellerinde bekleyip ezan okunduğu anda yemeğe başlıyorlar. Uzun süren açlık sonrası düşen şekerin dengelenmesi açısından iftar oldukça önemlidir. Bu öğünde, uzun süre boş kalan mideyi yormayacak ve sindirimi kolaylaştıracak besinler tercih edilmeli, kan şekeri dengesini korumaya özen gösterilmelidir. İftariyelik olarak bilinen peynir, hurma, zeytin ve küçük birer dilim pastırma veya sucuk gibi seçeneklerle mideyi yavaş yavaş rahatlatmak faydalı olacaktır. İftara başladıktan sonra çorbayla devam edilebilir. Bir kase çorba içildikten sonra 15-20 dakika dinlenilmesi önerilir. Bu, midenin sindirimine yardımcı olur ve kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlar. Bu 20 dakikalık arada namaz kılmak gibi aktivitelerle vakit geçirilebilir. Ardından ana yemeğe geçilebilir. Et yemeği, sebze yemeği, pide, salata ve yoğurt gibi besinlerle iftar tamamlanabilir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 15:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor-serbetli-yerine-sutlu-yiyin-1741697883.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı iftar sofrası için 10 öneri!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/saglikli-iftar-sofrasi-icin-10-oneri-26631</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/saglikli-iftar-sofrasi-icin-10-oneri-26631</guid>
                <description><![CDATA[Dengeli ve düzenli bir beslenme planın yanı sıra yeterli fiziksel aktiviteyle birlikte geçen oruç sürecinin hem kilo kontrolüne yardımcı olduğunu hem de bağışıklık sistemini olumlu etkilediğini açıklayan Diyet Uzmanı Tuba Örnek, orucun faydalarından yararlanabilmek için ilk adımın oruç tutacak kişinin herhangi bir hastalığının olmaması olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA9 - </strong>Ramazan ayıyla birlikte oruç tutmanın genel sağlığa faydaları da gündeme geliyor.</p>

<p>Bilinçli sürdürülmeyen orucun ise yarardan çok zarar getireceğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Uzun süreli açlık sonrası hızlı ve ağır yemekler tüketmenin mide ve bağırsak rahatsızlıkları, sahur ve iftar arasında yeterli miktarda sıvı almamanın dehidrasyon, yetersiz ya da hatalı beslenmenin halsizlik ve tansiyon düşüklüğü gibi olumsuzluklara sebep olabileceği unutulmamalı” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/09/1741329737-asm-tubaornek-gorseli-1741531780-56-x750.jpeg" style="height:273px; width:750px" /></p>

<p>Uzman Diyetisyen Tuba Örnek, ramazan ayında sağlıklı iftar sofraları için 10 tavsiyede bulundu:</p>

<ol>
	<li>Gün boyu tok kalmayı sağlayan sebze, meyve, yulaf ezmesi ve tam tahıllı ekmekler gibi <strong>lifli besinler sahur sofrasında </strong>öncelikli olarak tercih edilmeli. Peynir, yumurta, yoğurt ve kefir gibi protein açısından zengin gıdaların da yeterli miktarda alındığından emin olunmalı.</li>
	<li>İftar yemeğine <strong>hurmayla başlamak </strong>hızlı enerji verdiği ve mideyi rahatlattığı için oldukça faydalı. Hurmanın ardından da çorba ile hafif bir başlangıç yapılmalı.</li>
	<li>Şeker ve krema içermeyen, <strong>kızartılmayan, yağ ve tuz oranı yüksek olmayan ana yemekler </strong>hazırlanmalı. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı.</li>
	<li><strong>Yoğurt ve salata çeşitleri </strong>iftar sofrasında mutlaka yerini almalı.</li>
	<li>Yemek esnasında <strong>su tüketimi sindirimi zorlaştırabileceği için kısıtlanmalı, </strong>iftardan yaklaşık 1 saat sonra artırılmalı.</li>
	<li><strong>Çay ve kahve gibi kafeinli içecekler </strong>vücutta sıvı kaybına yol açabileceği için aşırıya kaçılmadan tüketilmesine dikkat edilmeli.</li>
	<li>İftarın üstünden en az 2 saat geçmesi koşuluyla, tatlı veya atıştırmalık ihtiyacı için şerbetli seçenekler yerine <strong>süt ürünleriyle yapılmış tatlılara </strong>yönelinebilir. Tatlıya alternatif olarak meyve veya bir avuç kadar ceviz, fındık veya badem gibi kuru yemişler de tercih edilebilir.</li>
	<li>Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece <strong>sahur öğünü kesinlikle atlanmamalı.</strong></li>
	<li>Sindirimi kolaylaştırmak için <strong>yemekler yavaş ve iyi çiğnenmeli.</strong></li>
	<li>Dehidrasyonun önlenmesi için <strong>sahur ve iftar arasında en az 2 litre su </strong>tüketilmeli.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Mar 2025 18:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/saglikli-iftar-sofrasi-icin-10-oneri-1741533288.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ayında boğaz reflüsüne dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-26601</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-26601</guid>
                <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım konu ile ilgili bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Boğaz reflüsü mide asidinin boğaza,&nbsp;ses tellerine&nbsp;ve ağız&nbsp;bölgesine kadar gelmesine boğaz reflüsü diyoruz. Özellikle Ramazan ayında daha fazla görmekteyiz çünkü insanlar sahurdan sonra hemen yatıyorlar ve mide boşalması için yeterli zaman olmadığından uykudan sonra midedeki yiyecek&nbsp;ve içecekler boğaza doğru kaçak yapıyor bu nedenle&nbsp;&nbsp;boğaz reflüsü şikayetlerini bu ayda daha fazla görüyoruz.&nbsp;</p>

<p>Aynı şekilde akşam iftarda bir anda çok miktarda yemek yedikten sonra mide fazlasıyla dolu&nbsp;olduğu için geriye doğru kaçak yaparak boğaz şikayetlerine neden oluyor.&nbsp;<br />
Boğaz reflüsü ile mide reflüsü birbirinden farklıdır mide reflüsünde göğüste ağrı, göğüs arka duvarında yanma ve ekşime şikayetleri yaşanırken boğaz reflüsünde boğazda geçmeyen takılma hissi, sürekli boğaz temizleme, öksürük,&nbsp;ses kısıklığı, seste çatallaşma, geniz akıntısı, boğaz kuruluğu ve&nbsp;&nbsp;ağız kokusu gibi bir çok şikayete neden olur.&nbsp;</p>

<p>Hastalığın tanısını koymak için hastanın şikayetleri ayrıntılı değerlendirildikten sonra endoskopik muayene ile yani kamera ile boğaz’a bakıldıktan sonra kolaylıkla tanı konulabilmektedir. &nbsp;<br />
Boğaz reflüsü sigara ve&nbsp;alkol kullanımı gibi alışkanlıklarla beraber birleştiği zaman bu bölgede mide asiti&nbsp;tahrişine bağlı olarak kanser riskini de artırmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Boğaz reflüsün en sık semptomu yani bulgusu boğaz temizleme isteği,&nbsp;boğazda takılma hissi, ses kısıklığı, seste kabalaşma,yutarken takılma hissi ve&nbsp;gıcık tarzında boğazda öksürük görülür.<br />
Gıdalardan ise en fazla boğaz reflüsüne&nbsp;neden olan yiyecek ve içecekler;&nbsp;aşırı kahve içmek, alkollü içecekler, yağlı yiyecekler, asitli içecekler, hazır meyve suları, kakaolu ve çikolatalı&nbsp;yiyecekler, fazla&nbsp;salçalı ve baharatlı yiyecekler ve yağlı yiyecekler yapar.</p>

<p>Prof.Dr.Yavuz Selim Yıldırım,''Boğaz reflüsünden korunmak için özellikle ramazan ayında iftar ve sahurda tıkabasa yiyecek yememek gerekiyor, yatağa yatmadan en az 2-3 saat öncesinde yemeyi içmeyi kesmek gerekiyor, yatak başı bir miktar yükseltilebilir, beli&nbsp;çok sıkan dar kıyafetlerden sakınmak gerekir, reflü yapan yiyecek ve içecekleri azaltmak ve tüketmemekte fayda vardır.''dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/25/doc-dr-yavuz-selim-bey-2-1740483067-592-x750.jpeg" style="height:1000px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-1741187950.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin sırları! Mutlaka sahur yapılmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-sirlari-mutlaka-sahur-yapilmali-26585</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-sirlari-mutlaka-sahur-yapilmali-26585</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında beslenmede en çok merak edilenler hakkında Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Çok uzun süren açlıklarda vücut kendini mutlaka korumaya alarak metabolizma hızını minimuma indirir. Bu bütün organlar için geçerlidir. Beyin sadece glikoz ile çalışır. Günün ilk öğünü sabah yeterli glikoz alınmazsa beynimiz verimli çalışamaz. Dengeli bir kan şekeri hem gün içerisinde tok kalmanızı hem de baş ağrılarınızı önleyecektir. Bunun için sahurda az yağlı ve protein içerikli kahvaltı şeklinde bir sahur bir tercih edilmelidir.</p>

<p>Tuzlu yiyecekler de gün içerisinde çabuk susamanıza yol açar. Bu nedenle peynir tercihi olarak tulum gibi tuzlu ve yağlı peynirler yerine süzme beyaz peynir veya tuzsuz lor peynirleri tercih edilmelidir. Yeşilliklerin üzerine ekstra tuz eklenmemelidir.</p>

<p><strong>PAKET VE İŞLENMİŞ ÜRÜNLERDEN KAÇIN!</strong></p>

<p>Kan şekeri düşüşleri nedeniyle ramazanda gelirim tipi veya migren baş ağrılarında artış yaşanıyor. Dengeli bir sahur ve iftar yaparak, suyu dengeli tüketerek bunu önlemeniz mümkün. Bunlara rağmen işlenmiş ve yağlı etler, paket et ve tavuk suları tüketimi baş ağrılarınızı tetikleyebilir.</p>

<p><strong>ORUCUNU AÇTIKTAN SONRA BEKLE!</strong></p>

<p>Bütün gün beklediğiniz öğün geldi, hemen birkaç bardak su ardından öğünün tamamını yemeye başladıysanız kilolar geliyor demektir. Doyduğunuzu anlamadan ihtiyacınızın iki katını tüketmiş olursunuz.</p>

<p>Bir bardak su, bir hurma, birkaç zeytin yedikten sonra yavaş yavaş çorbanızı içip 15 DAKİKA bekleyiniz. Ardından ana öğününüze devam ettirerek bir ay boyunca en az 4 kiloyu verebilirsiniz.</p>

<p><strong>KİLO VERDİREN, SUSAMANIZI ÖNLEYEN ÖRNEK RAMAZAN MENÜSÜ</strong></p>

<p><strong>SAHUR</strong></p>

<p>1 bardak süt veya kefir</p>

<p>1 dilim süzme beyaz peynir</p>

<p>1-2 haşlanmış yumurta</p>

<p>5-6 zeytin</p>

<p>Yeşillik – domates – salatalık</p>

<p>1 kivi veya yarım taze meyve</p>

<p>1/3 avokado</p>

<p>1 avuç çiğ badem</p>

<p>1 dilim tahıllı ekmek</p>

<p>1 – 2 bardak su</p>

<p><strong>İFTAR&nbsp;</strong></p>

<p>1 bardak su</p>

<p>1 hurma – 2-3 zeytin</p>

<p>1 kase çorba</p>

<p>15 DAKİKA ARA</p>

<p>6-7 yemek kaşığı etli sebze yemeği&nbsp; VEYA&nbsp; soğanlı- biberli et-tavuk sote yemeği</p>

<p>1 kase yoğurt</p>

<p>7-8 yemek kaşığı pilav</p>

<p>İftardan 2 saat sonra : 1 çay bardağı kefir + 1 taze meyve</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/19/didem-yildiz-kucuk-1739963000-942-x750.png" style="height:1063px; width:750px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 14:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-sirlari-mutlaka-sahur-yapilmali-1741002553.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda mide yanması yaşıyorsanız...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-mide-yanmasi-yasiyorsaniz-26580</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-mide-yanmasi-yasiyorsaniz-26580</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, Ramazan ayındaki mide yanması yaşamamak için yapılması gerekenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ramazan ayında mide yanması, özellikle uzun süreli açlık, hızlı yemek yeme, ağır ve yağlı yiyecekler tüketme gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkar.&nbsp; Bazı insanlar oruç tutarken mide yanması yaşayabilirler çünkü gün boyunca yemek yememek, mide asidinin mide zarını tahriş etmesine ve yanma hissine neden olur.&nbsp; Ayrıca, iftar ve sahurda çok fazla yemek yenmesi de mide yanmasını yükseltir.</p>

<p>Bu durumun mide veya göğüs bölgesinde rahatsızlık veya yanma hissiyle karakterize olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, mide yanmasının genellikle sindirim sistemiyle ilgili problemlerden kaynaklandığını ve ancak bazen başka sağlık sorunlarının bir belirtisi de olabildiğini söyledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/02/zzzaslihan-kucuk-8-1740897783-556-x750.jpeg" style="height:474px; width:750px" /></p>

<p><strong>MİDE YANMASI YAŞAMAMAK VEYA AZALTMAK BUNLARI YAPABİLİRSİNİZ...</strong></p>

<p>Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak, iftar ve sahurda dengeli bir şekilde beslenmeye özen gösterilmesini isterken, "Ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçının. Daha çok lifli gıdalar, meyve ve sebzeler tercih edin. Gün boyunca yeterli miktarda su içmeye özen gösterin. Su mide asidini seyrelterek mide yanmasını azaltır. İftar ve sahurda yavaş yiyerek sindiriminizi kolaylaştırın. Hızlı yemek yemek mide yanmasına sebep olur. İftar ve sahurda büyük porsiyonlardan kaçının. Daha küçük porsiyonlar halinde yemek yemek sindirim sistemini yormaz. Oruç tutarken ağır egzersizlerden kaçının. Fazla fiziksel aktivite mide yanmasını arttırır" diye konuştu.</p>

<p>Mide yanmasına sebep olan bazı besinler ve içecekleri de sıralayan Küçük Budak; "Kızartmalar, yağlı etler, fast food ürünleri gibi yağlı yiyecekler mideyi tahriş edebilir ve mide yanmasına neden olur, Acı biber, acı soslar, baharatlı yemekler gibi baharatlı yiyecekler mide asidinin artmasına neden olabilir ve mide yanmasını şiddetlendirebilir. Portakal suyu, limonata, domates, turunçgiller gibi asidik yiyecekler ve içecekler mideyi tahriş eder ve mide yanmasını arttırır, Kahve, çay, kola gibi kafeinli içecekler mide asidini yükseltir ve mide zarını tahriş ederek mide yanmasına yol açar bununla birlikte çikolata, içerdiği kafein ve teobromin gibi maddeler nedeniyle bazı kişilerde mide yanmasına neden olur. Bunlara da dikkat edilmeli" dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 10:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-mide-yanmasi-yasiyorsaniz-1740900310.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı: Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-26571</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-26571</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarında nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İZMİR (İGFA) -&nbsp;</strong>Ramazan ayının başlamasına sayılı günler kala İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan sahur ve iftar sofraları için önerilerini paylaştı. Özellikle sahurda mümkün olduğu kadar az besin tüketilmesi gerektiğini dile getiren Pehlivan, su tüketiminin de yemekten önce olmasının faydalı olacağını belirtti. Pehlivan, Ramazan ayı boyunca alınması gereken takviye gıdaları da sıraladı.</p>

<p><strong>“Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı”</strong></p>

<p>Sahurda nasıl beslenilmesi gerektiğini aktararak öğün örnekleri veren Pehlivan, “Öncelikli olarak hafif ve protein odaklı bir beslenme sisteminin kurulması gerekiyor. Sahurda haşlanmış yumurta, yulaflı omlet ve yanında lorlu salata veya yoğurt, meyve ya da kuru yemişle hazırlanmış bir smoothie kullanılabilir.</p>

<p>Sahur sofrasının olabildiğinde hafif olması gerekiyor. Sıvı tüketiminin ise sahura başlamadan önce yapılması gerekir. 2 bardak suyu içtikten sonra sahur yapmak faydalıdır. Çünkü sahuru yaptıktan sonra uyuyacaksak sahur sırası ve sonrası içilen su hazımsızlık ve şişliğe neden olabilir. Sahurun sonunda içtiğimiz su gastrit, ülser ya da reflü gibi hastalıklara sebebiyet verebilir. Bu yüzden su tüketimini sahur sofrasına başlamadan gerçekleştirmeli, suyu yavaş ve oturarak içmeliyiz” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-cc7fb8ae-1f8a-4e10-b7c6-a59755e587cb-1740754934-428-x750.jpeg" style="height:1125px; width:750px" /></p>

<p><strong>“Sahurda mümkün olduğu kadar az yiyelim”</strong></p>

<p>Aralıklı orucun da son yıllarda yaygınlaştığını kaydeden Pehlivan, şunları söyledi: “Bunun sebebi, açlığın bedene iyi gelmesidir. Fonksiyonel tıp programları açlığı savunur, açlığın organları yenilediği ve onardığı anlatılır. Bu sebeple sahurda çok fazla yiyecek tüketmemek, karbonhidrattan yana zengin beslenmemek gerekir. Oruçta hem fiziksel hem de ruhsal arınmaya odaklanılır. Organların kendilerini yenilemesi için de uzun süreli açlık gerekir. Sahurda ne kadar az tüketirsek o kadar yağ depoları yakılmaya başlanır ve yakılan bu enerji kişiyi daha dinç ve enerjik tutar.”</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-f2510b3c-e189-4d9d-b3e5-b7f1ea06239c-1740754930-22-x750.jpeg" style="height:1026px; width:750px" /></p>

<p><strong>“İftarda önce su içelim”</strong></p>

<p>İftar sofrasında da tıpkı sahurda olduğu gibi önce iki bardak su içerek başlanması gerektiğini ifade eden Pehlivan, “İftar sırasında ve iftardan hemen sonra su tüketmemeliyiz. Bunu yaparsak besinlerle birlikte sıvı karışacak ve ana yemekteki protein sindirilemeyecektir. Böyle bir durumda da şişlik ve hazımsızlık oluşabilir. İki bardak suyun ardından iki hurma yenmeli, ardından baharatsız hafif bir çorba içilmeli. 10 dakika beklendikten sonra protein odaklı bir ana yemek tüketilmeli. İftarın ardından 1,5 saat sonra su tüketmeye yeniden başlamak ve sahura kadar 2,5 litre suyu yudum yudum tüketmek daha faydalı olacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>Üç takviye gıda önerisi</strong></p>

<p>Ramazan ayında çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Pehlivan, “Çay ve kahve, su atımını destekleyen besinlerdir. Oruç sürecinde oldukça susuz kalacağımız için çay ve kahve tüketiminin azaltılması gerekir. İyon dengesini sağlamak için iftardan 2 saat sonra mineralli soda tüketilebilir” diye konuştu. Pehlivan, Ramazan ayında önerilecek üç takviye gıdanın da magnezyun, Omega 3 ve D vitamini olduğunu ifade etti. Pehlivan, takviye gıdaların iftardan 1,5 saat sonra içilecek suyla sırasıyla alınabileceğini ifade etti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-23c5750d-cf19-49ad-b61c-2229390130ef-1740754947-384-x750.jpeg" style="height:450px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 22:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/02/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-1740772286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da doğru su tüketimi nasıl olmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-dogru-su-tuketimi-nasil-olmali-26567</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/ramazanda-dogru-su-tuketimi-nasil-olmali-26567</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sağlıklı beslenme ve oruç süresini daha rahat geçirilmesi için tavsiyelerde bulunan Büyükşehir Tıp Merkezi Diyestisyeni Betül Kurt, vatandaşlara zinde kalmanın formülü olarak aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalardan uzak durmayı önererek, “Bol su tüketmeyi asla ihmal etmeyin” uyarısı yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SAKARYA (İGFA) -&nbsp;</strong>Ramazan ayına sayılı günler kala pek çok kişi Ramazan süresince nasıl beslenilmesi gerektiğini araştırırken, Büyükşehir Tıp Merkezi Diyetisyeni Betül Kurt’tan Ramazan’da oruç sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı olacak sağlıklı beslenme önerisi geldi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>FORMÜL BELLİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sahurda protein, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengin besinler tüketmenin gün boyu tokluk sağlayacağına dikkat çeken Diyetisyen Kurt, iftarda ise ani kan şekeri yükselmelerini önlemek için hafif ve dengeli beslenmenin önemini vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify">Kurt, Ramazan’da zinde kalmanın formülü olarak ise aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalar tüketmekten kaçınmayı ve su tüketimini ihmal etmemeyi önerdi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>SAĞLIKLI ORUÇ AÇMANIN PÜF NOKTALARI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu yıl Ramazan’da oruç süresinin 13-14 saat olacağını hatırlatan Diyetisyen Betül Kurt; “Uzun süren açlığın ardından orucu hafif besinlerle açmak büyük önem taşıyor. Zeytin, hurma ve çorba gibi besinlerle orucu açtıktan sonra, sindirimi rahatlatmak ve kan şekerinin ani yükselmesini önlemek için 5-10 dakika beklemek faydalı olacaktır. Bu kısa aranın ardından ana yemeğe geçilmesi, mideyi yormadan daha sağlıklı bir iftar yapılmasına yardımcı olur” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>DOĞRU SU TÜKETİMİ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kurt, “Orucu açarken ilk olarak su içmek oldukça önemlidir ancak iftar sırasında aşırı su tüketiminden kaçınılmalıdır. Su alımını birden değil, iftar sonrası sahura kadar zamana yayarak tüketmek daha sağlıklıdır. Bu sayede vücudun su dengesi korunur ve sindirim rahatlar. Ayrıca ayran veya az şekerli hoşaf gibi içecekler de sıvı alımını destekleyebilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“SAHUR YAPIN, GÜN BOYU ZİNDE KALIN”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ramazan’da en sık yapılan hatalardan birinin sahur yapmadan sadece iftarla oruç tutmak olduğuna değinen Kurt şöyle dedi: “Tek öğünle vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri yeterince almak mümkün değildir. Bu nedenle sahur yapmak hem yeterli enerji alımı hem de oruç süresince daha rahat hissetmek için büyük önem taşır.Sahurda ise mideyi yormayan, sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Özellikle yağlı kızartmalar ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, gün boyunca daha konforlu ve enerjik hissetmeye yardımcı olur”&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/27/diyetisyen-betul-kurt-1740652249-978-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 15:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/02/ramazanda-dogru-su-tuketimi-nasil-olmali-1740661182.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp hastalarına Ramazan uyarısı! Sahursuz oruç büyük risk taşıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kalp-hastalarina-ramazan-uyarisi-sahursuz-oruc-buyuk-risk-tasiyor-26543</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kalp-hastalarina-ramazan-uyarisi-sahursuz-oruc-buyuk-risk-tasiyor-26543</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı, oruç ibadetini yerine getirmek isteyenler için manevi bir arınma süreci sunarken, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Özellikle kalp hastaları, ilaç kullananlar ve kronik rahatsızlıkları olan bireyler, doktorlarına danışmadan oruç tutmaya karar verdiklerinde ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, Ramazan ayında kalp hastalarının dikkat etmesi gereken hayati noktaları paylaşıyor ve orucun sağlıklı bir şekilde tutulabilmesi için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>

<p><strong>"HER KALP HASTASI ORUÇ TUTAMAZ" DEMEK YANLIŞ!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Cengiz Köksal, her kalp hastasının oruç tutamayacağına dair genel bir yargının doğru olmadığını belirtiyor. Ancak, ileri yaşta olanlar, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkları bulunanlar için mutlaka doktor kontrolü gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>“Oruç, sağlıklı bireyler için kalp ve damar sağlığı açısından büyük bir risk oluşturmaz. Ancak kalp hastaları için durum farklı olabilir. İlaç kullanım saatleri, su kaybı ve uzun süren açlık, kalp hastaları için ciddi riskler doğurabilir. Bu nedenle hekim gözetiminde karar verilmelidir,” diyor.</p>

<p><strong>SAHURSUZ ORUÇ KALBE ZARAR VERİYOR!</strong></p>

<p>Ramazan ayında yapılan en büyük hatalardan biri sahuru atlamak! Uzun saatler süren açlık ve susuzluk, özellikle kalp hastalarında tansiyon düşüklüğüne ve ani rahatsızlıklara yol açabilir.</p>

<p>Prof. Dr. Köksal, sahurun mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayarak şu önerilerde bulunuyor:<br />
- Bol su tüketin: Susuzluk, kanın yoğunlaşmasına ve kalp hastalarında riskin artmasına neden olabilir.<br />
- Aşırı karbonhidrat ve şekerden kaçının: Kan şekerinde ani dalgalanmalara sebep olabilir.<br />
- İlaç kullanım saatlerini hekimle belirleyin: Tansiyon, kolesterol ve kan sulandırıcı ilaçlar doktor kontrolünde düzenlenmeli.</p>

<p>Özellikle kalp kapak ameliyatı geçirmiş ve metal kapak taşıyan hastaların kullandığı kan sulandırıcı ilaçların (kumadin) dozları, Ramazan boyunca yakından takip edilmelidir. Uzun süreli açlık ve susuzluk, kan değerlerinde değişikliklere yol açarak hayati riskler doğurabilir.</p>

<p><strong>ORUÇLUYKEN AŞIRI YÜKSEK EFOR VE SICAKTAN UZAK DURUN!</strong></p>

<p>Kalp hastalarının sadece beslenmelerine değil, günlük aktivitelerine de dikkat etmeleri gerekiyor. Aşırı fiziksel efor, yüksek sıcaklık ve susuzluk kalbi zorlayabilir.</p>

<p>Bu durumlara dikkat edin!<br />
* Ağır egzersizlerden kaçının<br />
* Sauna ve kaplıca gibi aşırı sıcak ortamlara girmeyin<br />
* Uzun süre susuz kalmaktan kaçının</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/24/prof-dr-cengiz-koksal-1740396495-670-x750.png" style="height:428px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/02/kalp-hastalarina-ramazan-uyarisi-sahursuz-oruc-buyuk-risk-tasiyor-1740400360.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kasıktan dize doğru yayılan ağrıya dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kasiktan-dize-dogru-yayilan-agriya-dikkat-26497</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kasiktan-dize-dogru-yayilan-agriya-dikkat-26497</guid>
                <description><![CDATA[Kalça kireçlenmesi kalça eklem hareketlerinin kısıtlanması ve kasıkta oluşan ağrı ile kendini ortaya koymaktadır. Ancak kalça eklem kireçlenmesinin bulgularını sergileyen başka etkenler olduğu da göz ardı edilmemelidir. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Günümüzde en sık rastlanan rahatsızlıklardan birisi de kalça kireçlenmesidir . Kalça kireçlenmesi kalça eklem hareketlerinin kısıtlanması ve kasıkta oluşan ağrı ile kendini ortaya koymaktadır. Ancak kalça eklem kireçlenmesinin bulgularını sergileyen başka etkenler olduğu da göz ardı edilmemelidir.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/17/doc-dr-ahmet-inanir-1739796835-416-x750.jpeg" style="height:999px; width:750px" /></p>

<p><strong>Kalça Kireçlenmesi Nedir ?</strong></p>

<p>Kireçlenme aslında bir kıkırdak bozulmasıdır. Bacağı gövdeye bağlayan ana ekleme kalça eklemi denir. Kalça eklemi çok fazla yük taşır. Kalça eklemi kireçlenmesi çeşitli sebeplerle bu eklemi oluşturan kemiklerin üzerine kaplayan kıkırdağın aşınması, deforme olması ve alttaki kemiklerin anatomik yapısını kaybetmesidir.</p>

<p><strong>Kalça Kireçlenmesinin Sebepleri Nelerdir?</strong></p>

<p>Kalça eklemi kireçlenmeleri 2 gruba ayrılır. 1'inci grup daha sık karşılaşılan doğumsal veya sonradan meydana gelen yapısal bir bozukluk (artrit, kalça çıkığı, çocukluk çağı kalça kemiği hastalıkları, travma gibi...) nedeniyle zaman içinde kalça eklemindeki kıkırdağın aşınması sonucu ortaya çıkan kireçlenmelerdir. 2'inci grup ise sebebi belirlenemeyen kalça kireçlenmeleridir.</p>

<p><strong>Kalça Kireçlenmesi Hangi Yaşlarda Ortaya Çıkar ?</strong></p>

<p>Kalça eklemi kireçlenmesi sorunu çoğunlukla 60 yaşından sonra meydana gelebileceği gibi,&nbsp; çocuklukta geçirilen kalça eklemi hastalıkları sonrasında ya da doğumsal kalça çıkığı olduğu zaman da küçük yaşlarda da görülebilir.</p>

<p><strong>Kalça Kireçlenmesinin Belirtileri Nelerdir ?</strong></p>

<p>Kalça eklemi kireçlenmesi, hastaların hayatını zorlaştırıp aynı zamanda yaşam kalitesini de oldukça düşüren bir hastalıktır. En belirgin ve önemli şikayetlerin başında ağrı gelir. Bu ağrı nedeniyle de çorap giymek, araca binme, oturmak ve kalkmak gibi günlük yapılan işlerde güçlük yaşanması da belirtiler arasındadır. Kalça eklemi hareketlerinde kısıtlanma meydana gelir. Çoğunlukla da ilk önce ağrı ardından hareketlerde kısıtlanma ortaya çıkar. Bu ağrı kalçada değil kasık kısmında hissedilen ve dize doğru yayılma özelliği gösteren bir ağrı olarak karşımıza çıkmaktadır.&nbsp;</p>

<p><strong>Sık karşılaşılan belirtilerin bazıları şunları içerir:</strong></p>

<p>Hareket etmekle azalan eklem sertliği ve hareket kısıtlılığı,</p>

<p>Bir eklem büküldüğünde eklemeden tıkırtı ya da çıtırtı sesi gelmesi,</p>

<p>Eklem etrafında hafif şişme,</p>

<p>Aktivite sonrasında veya gün sonuna doğru artan eklem ağrısı.</p>

<p>Kasık bölgesi veya kalçada, bazen de diz veya uylukta ağrı hissedilir.</p>

<p><strong>Kalça Eklemi Kireçlenmesinin Tanısı Nasıl Konur?</strong></p>

<p>Hastanın şikayetlerinin dinlenilmesinin ardından fiziki muayene ile hastalık ortaya konulabilir. Fakat kalça eklemi hastalıkları arasında ayırıcı tanı yapmak için genellikle ilk önce röntgen filmi çekilmesi gereklidir. Bazı özel durumlarda MR ve bilgisayarlı tomografi incelemesi gerekli olabilir.</p>

<p><strong>Kalça Kireçlenmesi Nasıl Tedavi Edilir ?</strong></p>

<p>Kireçlenmenin belirtilerini azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak için farklı seçenekler mevcuttur. Doktorlar, eklemlerdeki ağrı ve iltihabi durum için ilaç reçete eder fakat bu durum lezyonun ortadan kalkmasını sağlamaz hissettirmeyen ağrı kesiciler lezyonun daha da büyümesine neden olabilir. Fizik tedavi ile belirtilerin hafiflemesi sağlanabilir. Bazı hastalarda cerrahi işlem gerekebilir. Eklem içi veya eklemi çevreleyen dokulara &nbsp;ilaç enjeksiyonları, Proloterapi, Nöralterapi, kök hücre uygulamaları da tercih edilen tedavi yöntemleri arasında bulunur ve bunlar mutlaka uygulanacak tedavi, seçenekleri arasına dahil edilmelidir.. Hastalığın uzun vadeli yönetiminde Ağrı, sertlik ve şişlik gibi belirtileri yönetmek, Eklem hareketliliğini ve esnekliği artırma, kilo verme, yeterli sayıda&nbsp; egzersiz yapmak şarttır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Feb 2025 17:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/02/kasiktan-dize-dogru-yayilan-agriya-dikkat-1739804394.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tedbirlerin gevşetilmesi salgın hastalıkları arttırdı! Hijyeni elden bırakmamak gerek!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/tedbirlerin-gevsetilmesi-salgin-hastaliklari-arttirdi-hijyeni-elden-birakmamak-gerek-26381</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/tedbirlerin-gevsetilmesi-salgin-hastaliklari-arttirdi-hijyeni-elden-birakmamak-gerek-26381</guid>
                <description><![CDATA[Son haftalarda hastanelerdeki yoğunluğa dikkat çeken uzmanlar, pandemi döneminde benimsenen korunma kurallarının gevşetilmesiyle damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların daha hızlı yayıldığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son dönemde artan salgın hastalıklar hakkında bilgi verdi ve koruyucu önlemleri hatırlattı. Mamçu, soğuk algınlığı ve grip gibi belirtileri olanlardan toplu alanlarda maske kullanmalarını istedi.</p>

<p>Toplu taşıma araçlarında maske kullanımının, özellikle solunum yolu ile bulaşan virüslerinin yayılmasını önlemek için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Toplu taşımalarda sosyal mesafenin korunması zor olduğundan, maske takmak ek bir koruma sağlar. Soğuk algınlığı veya grip belirtileri olan kişilerin maske takması, konuşma, öksürük, hapşırık esnasında ağız ve burundan çıkan virüs parçacıklarının maskede tutulmasını sağlayarak başkalarına bulaşmayı engeller.” dedi.</p>

<p>COVID-19 pandemisi süresince maske kullanımı yaygınlaşmış olsa da, tedbirlerin gevşetilmesi ve maske kullanımının bırakılmasının damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların yayılmasını arttırdığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, el hijyeni konusunda en sık yapılan hatalara değindi.</p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Enfeksiyonları önlemede en fazla etkinliği kanıtlanan yöntem el yıkamadır. Etkili bir el hijyeni ancak doğru bir el yıkama ile sağlanır.&nbsp; Bu konudaki tüm bilgilendirmelere ve&nbsp; ayrıca su-sabun- kağıt havlu gibi olanaklara çoğu yerde sahip olmamıza rağmen ne yazık ki hala el yıkamada bazı yaygın hatalar yapılıyor. Eller genellikle yetersiz süre yıkanıyor. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve su ile yıkanmalı. Sabun kullanılmıyor. Ellerin bütün yüzeyleri yıkanmıyor. Avuç içleri, parmak araları ve bilekler iyice ovulmalı. El yıkama öncesinde yüzük, saat gibi aksesuarlar çıkarılmalı. Özellikle tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan önce, yemek yemeye başlamadan önce veya dışarıdan geldikten sonra eller yıkanmalı. El yıkamanın yapılamadığı yerlerde, acil durumlarda, alkol bazlı el dezenfektanı ile el ovalama yapılabilir. Ancak sonrasında mutlaka eller usulüne uygun şekilde yıkanmalı.” diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/07/1736240505-dilek-leyla-mam-u-1736243428-143-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>KAPALI ORTAMLAR SAAT BAŞI HAVALANDIRILMALI, YÜZEYLER DEZENFEKTE EDİLMELİ…</strong></p>

<p>Bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olmasının, hasta kişilerin konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla ortam havasına saldığı enfeksiyon etkenlerinin bulaşma olasılığını arttırdığına vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ev, iş yeri gibi kapalı ortamlar mevcut insan sayısı ile orantılı olarak sık sık havalandırılmalı. Saat başı beş dakika havalandırma yeterli.” dedi.</p>

<p>Hastalık etkeni olan mikroorganizmaların, öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya karışabildiğini ve oradan da ortamdaki yüzeylere bulaşabildiğini yineleyen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ayrıca tuvalet sonrası iyi yıkanmayan veya kirli yüzeylere temas eden eller yoluyla da bakteri ve virüsler yüzeylere bulaşıp burada uzun süre canlılıklarını koruyabiliyorlar. Bulaşıcı hastalıklar bunların deri, burun veya ağız yoluyla vücuda girmesiyle oluşuyor. Kapı kolu, musluklar, elektrik düğmeleri gibi birçok kişinin temas edebildiği yüzeylerin yanında masa gibi yüzeylerin de temiz ve dezenfekte edilmiş olması bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli.” uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jan 2025 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/01/tedbirlerin-gevsetilmesi-salgin-hastaliklari-arttirdi-hijyeni-elden-birakmamak-gerek-1737724847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiğ süt kaç dakika kaynatılmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/cig-sut-kac-dakika-kaynatilmali-26268</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/cig-sut-kac-dakika-kaynatilmali-26268</guid>
                <description><![CDATA[‘Sokak sütçüleri’ nostaljiye dönüşse de çiğ süt tüketimi yaygınlığını koruyor. Ancak bazı hijyenik koşullara uyulmadığında tüketilen çiğ süt ciddi enfeksiyonlara hatta hayati riske yol açabiliyor. Sütlerin tüketimi konusunda bilinmesi gerekenlere dikkati çeken Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, kaynatma süresinin de önemine vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kimileri doğal, işlenmemiş ve taze olduğu düşüncesiyle, kimileri de marketlerdeki ambalajlı sütlere göre daha ekonomik bulduğundan çiğ süt almayı tercih ediyor.</p>

<p>Geçmişte sokak sütçülerinin evlerin kapısına getirdiği ve güğümlerinden sürahilere boşalttığı dönem artık pek çoğumuz için nostaljik bir anı olsa da, çiğ süt tüketimi yaygınlığını koruyor.</p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, yapılan çalışmaların&nbsp;çiğ sütün gerekli koşullar sağlanmadan tüketilmesinin bazı kişilerde böbrek yetmezliğinden felce dek çok ciddi hatta yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabildiğini gösterdiğini kaydetti. Prof. Dr. Kocagöz, herhangi bir &nbsp;ısıl işlem uygulanmadan satılan sütlerin tüketimi hakkında bilinmesi gerekenleri anlatarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/02/1735798024-prof-dr-a-sesin-kocag-z-1735805258-486-x750.jpeg" style="height:535px; width:750px" /></p>

<p><strong>KAYNATMA SÜRESİNE DİKKAT EDİN!</strong></p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kocagöz, “Çiğ süt zararlı mikroplar taşıyabileceği için insan sağlığına riskini ortadan kaldırmak ve mikrobiyolojik güvenliğini sağlamak amacıyla kaynatma, pastörizasyon ve sterilizasyon gibi işlemlerle mikroplar yok edilir. Sağlık riskleri nedeni ile Dünya Sağlık Örgütü insanların çiğ süt veya çiğ süt ürünlerinin (taze, yumuşak peynir çeşitleri, dondurma, yoğurt) bu tip işlemlere girmeden tüketilmemesini önermektedir. Genel anlamda kaynatma işlemi ev ortamında çiğ sütlere uygulanır. Kaynatma süresi süt içindeki mikrop ve mikroplardan gelen toksinleri yok etmek için en az ortalama 15-20 dakika olmalıdır” dedi.&nbsp;</p>

<p>Çiğ sütün,&nbsp;Salmonella, E.col ve toplumda isimleri bilinmeyen birçok tehlikeli bakteriler içerebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kocagöz, "H5N1 (kuş gribi) virüsüyle enfekte ineklerden alınan çiğ sütte bu virüsün bulunduğu tespit edilmiştir. Çiğ süt ve çiğ süt ürünleri (peynir, kaymak, dondurma vb) özellikle toksoplazma enfeksiyonu açısından da ciddi risk taşır ve gebelere bulaştığında bebekte kalıcı hasarlara yol açma riski taşır. Seyahatlerde de bu tür gıdalar, bulaşıcı hastalıklar açısından önemli bir risk oluşturur." dedi.</p>

<p><strong>PASTÖRİZASYON SÜTÜN BESİN DEĞERİNİ AZALTMAZ!</strong></p>

<p>Toplumda pek çok kişinin pastörizasyon işleminin, süte zarar verdiğini ve besin değerini azalttığını, çiğ sütün güvenli ve daha sağlıklı olduğunu düşündüğüjnü belirten Prof. Dr. Kocagöz, bu düşüncenin doğru olmadığını vurguladı.&nbsp;Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, “Pastörizasyon işlemi sütteki zararlı mikroorganizmaları yok ederken, bu süreçlerde sütün besleyici değerinde değişikliğe neden olmaz! Vitamin ve besleyici protein değerinin düşmesi kaygı duyulacak kadar anlamlı miktarlarda değildir. UHT süt de; yüksek ısı derecesiyle çiğ sütün kimyasal, fiziksel ve duyusal özelliklerinde en az değişikliğe yol açarak, bozulma yapabilen tüm mikropların UHT (Ultra High Temperature) işlemi ile yok edilmesidir. Yüksek ısı uygulanması sırasında &nbsp;sütte &nbsp; saptanan besin değerlerindeki değişimler (örneğin vitamin) &nbsp;gıda etkinliği açısından önemsiz düzeyde düşüktür. Sonuç olarak &nbsp;bu işlemler ile mikroorganizma riski olmadan besin değeri korunmuş olmaktadır" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 12:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2025/01/cig-sut-kac-dakika-kaynatilmali-1735811489.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış günlerinde bağışıklığı güçlü tutmanın yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/kis-gunlerinde-bagisikligi-guclu-tutmanin-yollari-26201</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/kis-gunlerinde-bagisikligi-guclu-tutmanin-yollari-26201</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenme büyük önem taşır. Soğuk havalarda vücut direncini artırmak ve hastalıklara karşı korunmak için yapılması gerekenleri İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Uzm. Dyt. İrem Aksoy sizler için detaylandırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla beraber hastalıkların yayılma hızı daha da artıyor. Kapalı ortamlara daha fazla maruz kalmak, iç ve dış ortamlardaki sıcaklık değişimleri gibi nedenler bağışıklık sistemi savunmasını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle, bağışıklığı güçlendirmek ve hastalıklardan korunmak için dengeli ve mevsimine uygun beslenme tarzı benimsemek oldukça önemli olduğuna dikkat çeken&nbsp;Uzm. Dyt. Aksoy,<strong>&nbsp;</strong>sözlerine devam etti.&nbsp;</p>

<p>Bu dönemde en çok merak edilen hangi besinin bağışıklık için önemli olduğudur. Öncelikli olarak, bağışıklık sistemini destekleyen C vitamini açısından zengin portakal, mandalina, greyfurt, limon gibi narenciyeler, kivi, kuşburnu çayı, renkli biberler ve maydanoz gibi besinleri kış aylarında sofralarınızdan eksik etmemelisiniz. C vitamininin iyi kaynakları olan bu besinler, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmak için faydalıdır.&nbsp;</p>

<p>Bağışıklık savunması için önemli olan bir diğer besin bileşimi de antioksidan kaynağı olan renkli sebze ve meyvelerdir. Renkli sebze ve meyveler, hem bağışıklık sistemini güçlendirir, hem vücudun kışa bağlı olarak düşen enerji seviyesini artırır hem de vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri sağlar. Ayrıca yoğurt ve kefir gibi probiyotiklerin de bağışıklık sistemine katkısı büyüktür.</p>

<p>Uzm. Dyt. Aksoy, &nbsp;soğuk havalarda vücudun sıvı dengesine dikkat çekerek<strong>&nbsp;‘’</strong>Kış aylarında hava sıcaklığının düşmesine, terlemenin azalmasına bağlı olarak su tüketimi de genellikle azalır, ancak vücudun sıvı ihtiyacı yılın her döneminde devam eder. Dolayısıyla günde 2-2,5 litre su tüketimi, metabolizmanın düzgün çalışması ve toksinlerin atılması için önemlidir. Kışın su içmekte zorlananlar hastalıkları önleyici bitki çaylarını da tercih edebilirler. Düzenli ilaç kullananlar, kronik hastalığı veya besin alerjisi olanlar bitki çayı seçiminde daha dikkatli olmalıdır.’’ şeklinde uyardı.</p>

<p>Sonbaharla beraber hareketsizlik ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelme, tatlı krizleri gibi davranışlar beraberinde fazla kiloyu da getiriyor. Enerji yoğunluğu yüksek, işlenmiş-paketli gıdalardan ve aşırı şekerli yiyeceklerden kaçınmak, vücudun savunma sistemi, kilo kontrolü ve genel sağlık açısından önemlidir. Bu gıdalar yerine tam tahıllı ürünler, ceviz, fındık, badem, avokado gibi sağlıklı yağlar, süt ürünleri, sebze ve meyveler tercih edilebilir.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/18/1734504189-uzm-dyt-rem-aksoy-1734529273-410-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Antiinflamatuar özellikleri nedeniyle kış aylarında yiyecek ve içeceklerinize zencefil ve zerdeçal eklemeyi ihmal etmemelisiniz.&nbsp;</p>

<p>Uzm. Dyt. Aksoy, sözlerine devam ederek beslenme konusunda önerilerde bulundu. ‘<strong>’</strong>Kış aylarında sağlıklı bir beslenme planı, bağışıklığı güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda kış depresyonuna yakalanma riskini de azaltır. Mevsimsel sağlıklı besinlerle zenginleştirilmiş bir beslenme planı, hem sağlıklı hem de enerji dolu, ruha iyi gelen bir kış geçirmenizi sağlar. Mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin seviyesini artıracak muz, ananas, ceviz, fındık, badem, peynir, yumurta, et, balık gibi gıdalara da beslenmenizde yer vermelisiniz. Bu gıdaların tüketilmesi ve olabildiğince güneş ışığından yararlanmak, egzersiz yapıyor olmak da zihinsel sağlığa ve ruh haline destek olacaktır.’’</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 20:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/12/kis-gunlerinde-bagisikligi-guclu-tutmanin-yollari-1734544745.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Takviye edici gıdaların bilinçsiz kullanımı tehlikeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/takviye-edici-gidalarin-bilincsiz-kullanimi-tehlikeli-26182</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/takviye-edici-gidalarin-bilincsiz-kullanimi-tehlikeli-26182</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda, sağlıklı yaşam ve hastalıklardan korunma adına gıda takviyelerine olan ilgi giderek artarken, bu takviyelerin yanlış ve bilinçsiz kullanımı, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Dahiliye Uzmanı Dr. Hasan Açık, gıda takviyelerinin doğru şekilde kullanılması gerektiği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Dr. Açık, gıda takviyelerinin ilaç olmadığını vurgulayarak, "Gıda takviyeleri, normalde vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve diğer besin öğelerini almak için kullanılır. Ancak, bunların bilinçsiz kullanımı, bazı sağlık problemlerine yol açabilir" dedi.</p>

<p>Takviyelerin, özellikle sosyal medya ve influencerların etkisiyle çok yaygın bir şekilde kullanıldığını belirten Dr. Açık, "Pandemi dönemiyle birlikte insanlar, bağışıklıklarını güçlendirebilmek adına her türlü takviyeyi almaya başladılar. Ancak bu durum, bazı ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor" şeklinde konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/15/1733898154-dr-r-yesi-hasan-a-k-1734261120-935-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>‘SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN VERİLEN ÖNERİLERE KULAK ASILMAMALI’</strong></p>

<p>Dr. Hasan Açık, özellikle sosyal medya üzerinden yayılan yanlış bilgilerle gıda takviyelerinin gereksiz yere kullanılmasının sağlık açısından tehlikeli olabileceğine dikkat çekti. "Doğru takviyeyi doğru kişi ve doğru zamanda alırsanız bir zararı yoktur. Ancak, kendi kendine yapılan yanlış kullanımlar, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diyen Açık, şu örnekleri verdi:</p>

<ul>
	<li>Uzun süreli selenyum kullanımı, kemik iliği kanserine yol açabilir.</li>
	<li>Aşırı C vitamini alımı, böbrek taşı ve ishal gibi sorunlara neden olabilir.</li>
	<li>Yanlış magnezyum türevleri mide problemlerine yol açabilir.</li>
	<li>Kan sulandırıcı etkisi olduğu için, kanama problemi olan kişilerde ciddi sağlık risklerine neden olabilir.</li>
	<li>Aşırı dozda kullanımı, kan pıhtılaşmasını artırarak felç veya kalp krizi riskini yükseltebilir.</li>
</ul>

<p>Bireylerin vitamin ve mineral takviyesi almadan önce bir uzmandan onay alması büyük önem taşıdığını ifade eden Dr. Açık, özellikle internet ve sosyal medya üzerinden yayılan bilgilerle hareket edilmemesi gerektiğine vurgu yaparak, insanların sağlıklı kalma ve güzel yaşlanma isteği gibi psikolojik faktörlerin, gıda takviyesi kullanımını tetiklediğine dikkat çekti. Dr. Açık, "Birçok insan, sağlıklı kalmak ve yaşlanmayı ertelemek için bu takviyelere başvuruyor. Kendilerini araştırdıklarını ve sağlık okuryazarlıklarının yüksek olduğunu düşünüyorlar. Ancak, sosyal medya ve influencerlar üzerinden yapılan tanıtımların çok doğru olamayabileceğini unutmamak gerekir. Bu kişiler, geride kalmama isteğiyle, bazen doğru veya yanlış olmasına bakmadan bu takviyeleri almaya başlıyorlar" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Dec 2024 09:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/12/takviye-edici-gidalarin-bilincsiz-kullanimi-tehlikeli-1734328969.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geri ödeme kapsamındaki ilaç sayısı 8 bin 845 oldu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/geri-odeme-kapsamindaki-ilac-sayisi-8-bin-845-oldu-26178</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/geri-odeme-kapsamindaki-ilac-sayisi-8-bin-845-oldu-26178</guid>
                <description><![CDATA[18 yaş altındaki Tip 1 Diyabet hastaları için sensörlü cilt altı glukoz izlem cihazlarını SGK; tarafından geri ödeme kapsamına alındı. 2024 Kasım sonu itibarıyla geri ödeme kapsamındaki ilaç sayısı 8 bin 845’e yükseldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) </strong>- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, geri ödeme kapsamındaki ilaç sayısının 2000’li yıllarda 3 bin 986 iken 2024 Kasım sonu itibarıyla 8 bin 845’e yükseldiğini belirtti.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9 Aralık’ta açıklanan önemli bir konuyu daha hayata geçirdiklerini aktaran Işıkhan, “Tip 1 Diyabet hastalığıyla ilgili, 18 yaş altındaki hastalarımıza, evlatlarımıza sensörlü cilt altı glikoz izlem cihazlarını SGK tarafından geri ödeme kapsamına aldık. Evlatlarımıza ve ailelerine hayırlı olsun.” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<blockquote>
<p>????18 yaş altındaki Tip 1 Diyabet hastası evlatlarımız için sensörlü cilt altı glukoz izlem cihazlarını, SGK tarafından geri ödeme kapsamına aldık. <a href="https://t.co/Vr2EQv52u7">pic.twitter.com/Vr2EQv52u7</a></p>
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) <a href="https://twitter.com/isikhanvedat/status/1868174493899989005?ref_src=twsrc%5Etfw">December 15, 2024</a></blockquote>

<p>&nbsp;</p>

<p>Işıkhan, 2025 yılı bütçesini en verimli şekilde kullanacaklarını dile getirerek, insana yakışır işler, adil büyüme, güçlü istihdam, kalıcı refah, sosyal diyalog, herkes için sosyal güvence, emeğe vefa, güvenli iş ve sağlıklı iş gücü ilkeleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde üretmeye, çalışmaya ve istihdamı artırmaya devam edeceklerini kaydetti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/15/ge0x-olxqaaiaze-1734258622-969-x750.jpeg" style="height:750px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Dec 2024 15:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/12/geri-odeme-kapsamindaki-ilac-sayisi-8-bin-845-oldu-1734264376.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çayı ve kahveyi şekerli içiyorsanız dikkat!  Sıcak içeceklerdeki dişleri çatlatabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/cayi-ve-kahveyi-sekerli-iciyorsaniz-dikkat-sicak-iceceklerdeki-disleri-catlatabilir-26158</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/cayi-ve-kahveyi-sekerli-iciyorsaniz-dikkat-sicak-iceceklerdeki-disleri-catlatabilir-26158</guid>
                <description><![CDATA[Çay ve kahve gibi sıcak içeceklerin içerisine şeker ilave edildiğinde asidik hale geldiğini belirten Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, bu asidik içeceklerin dişleri koruyan mine tabakasına zarar verdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sıcak içecek tüketiminin dişlere olan etkilerinden bahsetti ve diş hassasiyeti hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Diş minesinin, dişlerin en dış tabakası olduğunu ve yüksek oranda mineral içerdiğini hatırlatan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Mine tabakası dişlerimizi soğuk, sıcak ve asitli yiyeceklerden korur.” dedi.</p>

<p>Çay ve kahve gibi sıcak içeceklerin içerisine şeker ilave edildiği durumlarda asidik hale geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bu asidik içecekler, diş minesini aşındırarak zayıflamasına, mine tabakasının incelmesine ve sık tüketildiği durumlarda minede erozyon oluşumuna neden olabilirler. Aynı zamanda çay ve kahve gibi içecekler içerisinde bulunan çeşitli maddeler nedeni ile diş yüzeyinde sarı-siyah-kahverengi renklenmeler oluşturabilirler.” dedi.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/12/1733903882-sedanur-yavuz-1733988457-131-x750.jpeg" style="height:422px; width:750px" /></p>

<p>Dişlerin kron kısmını kaplayan mine tabakası veya kök kısmını kaplayan sement tabakasının çeşitli faktörler ile aşınabileceğine ve buna bağlı olarak dişin dentin tabakasının açığa çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Dentin tabakası aşırı sert diş fırçalama, çok sert kıllı diş fırçası kullanımı, dişeti çekilmesi, diş eti hastalığı, asitli yiyecek ve içeceklerin tüketimi, diş çürükleri gibi nedenler ile açığa çıkabilir. Açığa çıkan dentin tabakasında bulunan dentin tübülleri sinirsel iletim sağlar. Bu nedenle sıcak-soğuk içeceklerin tüketilmesi durumunda açıkta olan dentin tübülleri sıcak-soğuk iletimine neden olarak dişte hassasiyet hissedilmesine sebep olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>SICAK İÇECEKLER DİŞLERİN ÇATLAMASINA NEDEN OLABİLİR!</strong></p>

<p>Diş dokularının ve ağzı içerisindeki restoratif materyallerin sıcaklığa bağlı olarak genleştiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz,&nbsp;“Sıcak içecekler ile oral bölge termal bir irritasyona maruz kalır. Hem diş dokuları hem de restoratif materyaller ağızda meydana gelen bu sıcaklık artışı ile genleşir. Sıcaklık değişimleri, restoratif materyaller ile diş dokularının arsındaki ısısal genleşme katsayılarının farklılığından dolayı dişlerde bir stres meydana getirir. Bu stres sonucunda restoratif materyallerde kırık veya kenar sızıntıları meydana gelebilir.” dedi.</p>

<p>Dr. Yavuz, sıcak içeceklerin, şeker ilave edilerek tüketilmesi halinde hem ağız içerisinde oluşan asidik ortamı nötralize etmek hem de diş yüzeylerindeki renklenmeyi engellemek için ağzın çalkalanması ve dişlerin fırçalanmasını tavsiye etti.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/12/cayi-ve-kahveyi-sekerli-iciyorsaniz-dikkat-sicak-iceceklerdeki-disleri-catlatabilir-1733993472.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunu: Antibiyotik direnci</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/insan-hayvan-ve-cevre-sagligini-iceren-tek-saglik-sorunu-antibiyotik-direnci-26064</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/insan-hayvan-ve-cevre-sagligini-iceren-tek-saglik-sorunu-antibiyotik-direnci-26064</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, her yıl 18-24 Kasım tarihlerinde kutlanan ‘Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’ kapsamında bilinçli antibiyotik kullanmanın önemine ilişkin açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Her yıl 18-24 Kasım tarihlerinde kutlanan ‘Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası’, antibiyotik direnci problemine karşı hem toplumda hem hekimlerde farkındalık yaratmayı, antibiyotiklerin etkinliklerinin korunması yönünden herkesin rolü ve yapabilecekleri katkılar konusunda bilgiler vermeyi amaçlıyor. Bu kapsamda bilinçli antibiyotik kullanımının önemine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor ve hatta bazen imkansız bile olabilir.” dedi. COVID-19 pandemisiyle antibiyotik direncinin önemli ölçüde arttığının düşünüldüğüne değinen Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren tek sağlık sorunudur. Bu sorunun&nbsp;‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması geleceğimiz için büyük önem taşıyor.” uyarısını yaptı</p>

<p><strong>Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi imkansız olabilir!</strong></p>

<p>İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin, aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmaları gerekliliğinin antibiyotik direnci olarak tanımlandığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Antibiyotik direnci kısaca ilaç etkisine karşı direnç gelişimi demektir. Antibiyotikler bugüne kadar milyonlarca hayat kurtarmış olup tıpta devrim niteliği taşır. Ancak her antibiyotik kullanımı, antibiyotik direncinin gelişmesine de katkı sağlayabilir.” dedi.</p>

<p>Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisinin zor ve hatta bazen imkansız olabildiğine dikkat çeken Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Antibiyotiğe dirençli mikroorganizmalar toplumda, sağlık kurumlarında ve çevrede (toprak ve su da dahil olmak üzere) çeşitli ortamlara hızla yayılabilir. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını içeren ‘tek’ sağlık sorunudur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren bir sorun!</strong></p>

<p>Antibiyotik direncinin tüm dünyayı ve sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren, çok önemli bir sağlık sorunu olduğuna vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarının yardımıyla uluslararası seyahat sıklığının artmasının bir sonucu olarak, dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkan antibiyotik direnci sorunu çok kısa süre içinde tüm dünyayı kapsayan bir boyuta ulaşabiliyor. Bu nedenle, ulusal düzenlemeler ve çalışmalar, dünya genelinde antibiyotik direncinin kontrol altına alınmasında kilit rol oynar. Ancak başarıya ulaşmak için tüm ulusal programların aynı başarı seviyesine ulaşmaları gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>COVID-19 pandemisinin antibiyotik direncini önemli ölçüde arttığı düşünülüyor</strong></p>

<p>Son dönemlerde tedavi alanına giren yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça az ve direnç konusundaki sorunları çözme beklentisini tam olarak karşılayamadığını aktaran&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Artık geçmişte olduğu gibi yeni bir antibiyotiğin kullanımı sonunda direnç gelişmesi ve yeni diğer bir antibiyotiğin tedavi alanına girmesi ve tekrar buna da direnç gelişmesi sonucu bir diğer yeni antibiyotiğin devreye girmesi dönemi kapandı. Elimizde kalan antibiyotikleri çok daha dikkatli kullanmamız yani iyi yönetmemiz&nbsp;gereken bir dönemdeyiz.” değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu ayrıca, COVID-19 pandemisi başlarında geniş spektrumlu antibiyotiklerin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu dünya çapında antimikrobiyal direnç oranlarının önemli ölçüde arttığının düşünüldüğünü söyledi.</p>

<p><strong>Akılcı antibiyotik kullanımı nasıl olmalı?&nbsp;</strong></p>

<p>“İdeal antibiyotik kullanımı için, doğru tanı sonrası doğru antibiyotik en uygun yoldan, etkin dozda, optimum aralıklarla, uygun süreyle verilmelidir.” diyen Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı. Tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılması, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması durumlarında antibiyotikler uygun kullanılmamış olur.”</p>

<p><strong>Sorun&nbsp;‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınmalı</strong></p>

<p>Antimikrobiyallere direncin önlenmesi veya azaltılmasında tüm antibiyotik kullanım alanları (tıp, veterinerlik ve tarım) için ortak geliştirilmiş ulusal antibiyotik politikaları yanında enfeksiyon kontrol tedbirlerinin uygulanmasının esas olduğunu vurgulayan&nbsp;Dr. Dilek&nbsp;Leyla&nbsp;Mamçu, “Ülkemizde antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesi bu anlamda çok önemli bir yarar sağladı.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/11/insan-hayvan-ve-cevre-sagligini-iceren-tek-saglik-sorunu-antibiyotik-direnci-1731929145.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlar ’fonksiyonel gıdalar’a yöneldi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-26058</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-26058</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada 45 ülkede her gün 100 milyon insana dokunan Sodexo, son dönemde giderek popülerleşen ‘fonksiyonel gıdalar’ ve insan üzerindeki etkilerine dair bir araştırma yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Bir yiyecek veya içeceğin 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanabilmesi için, o yiyeceğin zengin besin öğelerinin yanı sıra hastalık önleyici olması da gerekiyor. Günümüzde artık hangi yiyeceğin hangi faydayı sağladığını bilmek, insanların sağlıklı beslenme tercihlerini de yakından etkiliyor.</p>

<p><strong>&nbsp;ÇİÇEK AROMALI TATLARA İLGİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Sodexo’nun araştırmasına göre son dönemde çiçek aromasına olan ilgi arttı. Araştırmalar bazı çiçek türlerin insanları rahatlatarak olumsuz duyguları da hafiflettiğini belirtiyor. Bunun bir sonucu olarak da dünya genelinde geçtiğimiz yıl her 3 tüketiciden 1’i daha fazla çiçek aromasına yöneldi. Bu yiyeceklerin başında çiçek aromalı kahveler, çikolatalar ve meyve ile tatlandırılmış içecekler geliyor.</p>

<p>&nbsp;<strong>BAĞIRSAK SAĞLIĞINA DA İYİ GELİYOR</strong></p>

<p>Fonksiyonel gıdalar genel sağlık ve ruh sağlığının yanı sıra bağırsak sağlığına da iyi geliyor. Araştırmalar da insanların 2021'den bu yana bağırsak sağlığına yüzde 247 daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Buna örnek olarak son dönemde tüketimi artan shot içecekler, Kombucha ve Kimchi gibi probiyotik ve prebiyotik gıdalar, sindirim sağlığı açısından popüler tercihler arasında yer alıyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Nov 2024 19:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/11/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-1731862137.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin sağlığı için 6 etkili önlem!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/beyin-sagligi-icin-6-etkili-onlem-26007</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/beyin-sagligi-icin-6-etkili-onlem-26007</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda gençlerin de giderek daha fazla unutkanlık ve konsantrasyon sorunu şikayetleriyle başvurduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Koşak Kağanoğlu “Modern çağda özellikle çok daha yoğun yaşanan kronik stres, sağlıksız beslenme, uyku eksikliği, hareketsizlik ve sigara-alkol gibi zararlı alışkanlıklar zihinsel yorgunluğa ve bilişsel gerilemeye neden olabiliyor. Bazı basit ama etkili önlemlerle beyin fonksiyonumuzu önemli ölçüde artırmak ve beyin sağlığımızı korumak mümkündür” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Koşak Kağanoğlu, beyin fonksiyonlarının her yaşta sağlıklı kalmasını sağlayacak 6 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>BAĞIRSAK SAĞLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN</strong>&nbsp;</p>

<p>Yapılan araştırmalar bağırsak sağlığının beyin fonksiyonu üzerindeki önemli etkisini ortaya koyuyor. Bu nedenle; yoğurt, kefir, lahana turşusu vb probiyotik içeriği yüksek besinler ile sarımsak, soğan, pırasa ve muz gibi prebiyotik içeriği zengin besinleri mutlaka diyetinize ekleyin. Tam tahıllar, meyveler ve sebzeler gibi lif açısından zengin yiyecekler, yeşil çay, bitter çikolata ve kırmızı üzüm gibi polifenol içeriği yüksek besinler de bağırsak sağlığını destekleyerek bilişsel işlevi artıracağından beslenmenizde mutlaka yer verin. &nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>YETERLİ VE KALİTELİ UYKUYA ÖZEN GÖSTERİN&nbsp;</strong></p>

<p>Beyin sağlığı için 6-8 saatlik kaliteli bir uyku büyük önem taşıyor. Her gün aynı saatte uyumak için yatağa yatmak ve aynı saatte kalkmak, yatmadan en az bir saat önce telefon, tablet ve tv gibi ekranlardan uzak durmak, yatak odanızı karanlık, serin ve sessiz tutarak uyku getiren bir ortam yaratmak kaliteli uykuyu destekleyecektir. Bu uygulamaları günlük alışkanlığınız arasına katarak beyin sağlığınızı güçlendirmeye katkı sağlayabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;<strong>VİTAMİN VE MİNERAL DEĞERLERİNİZİ KONTROL ETTİRİN</strong></p>

<p>Beyin sağlığı için vitamin ve mineral değerlerinizi kontrol ettirin. Çalışmalar; magnezyumun beyinde çok sayıdaki biyokimyasal reaksiyon için kritik önem taşıdığını, magnezyum eksikliğinin bilişsel gerilemede rolü olduğunu gösteriyor. Diyetinize yeşil yapraklı sebzeler, badem, ceviz gibi kuruyemişler ve tam tahıllar gibi magnezyum içeriği yüksek besinler ekleyin. Doktorunuz gerekli görürse magnezyum takviyesi ve beyin fonksiyonunu destekleyen B vitaminleri ile bilişsel sağlıkla bağlantılı D vitamini takviyesi kullanabilirsiniz.</p>

<p>&nbsp;<strong>OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİNE ÖNCELİK VERİN</strong></p>

<p>Omega-3 yağ asitleri beyin sağlığını korumada hayati rol oynarlar. Araştırmalar, omega-3 yağ asitlerinin yeni nöronların oluşumunu destekleyerek beynin yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini gösteriyor. Bu temel yağ asitlerinden faydalanabilmek için somon, uskumru ve sardalya gibi yağlı balıklar, ceviz, keten tohumu ve chia tohumu tüketebilirsiniz. Yeterince balık tüketmeyenler doktor önerisiyle, gerekli dozda ve ağır metallerden arındırılmış omega-3 yağ asidi içeren yüksek kaliteli takviyeleri kullanabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>DÜZENLİ BİLİŞSEL EGZERSİZLER YAPIN</strong></p>

<p>Düzenli yapılacak bilişsel egzersizlerin zihinsel gerilemeyi yavaşlatıp hafızayı güçlendirdiğini ve beyin sağlığında kritik önem taşıdığını belirten Dr. Seda Koşak Kağanoğlu “Bulmaca çözmek, hafıza oyunlarına ağırlık vermek, kitap okumak, grup aktivitelerine katılmak ve yeni beceriler öğrenmek beynin yeni bağlantılar kurma ve yeni bilgilere uyum sağlama yeteneğini geliştirir. Beyin eğitimi uygulamaları olan dijital araçlar da, hafıza, dikkat ve problem çözme becerileri gibi bilişsel işlevin çeşitli yönlerini geliştirmek için tasarlanmıştır” diyor. &nbsp;</p>

<p><strong>BİLİŞSEL İŞLEVLERİ ARTIRAN TAKVİYE KULLANABİLİRSİNİZ, AMA!</strong></p>

<p>Bilişsel işlevi artırabilen maddeler olan nootropiklerin son yıllarda revaçta olduğunu belirten Dr. Kağanoğlu şöyle konuşuyor: “Bilişsel işlevi destekleyen, hafızayı güçlendiren, yorgunlukla mücadele etmeye, odaklanmaya ve stres altında zihinsel performansı iyileştirmeye yardımcı olan nootropikler mutlaka doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Hekiminizle karar verdiğiniz bu takviyeler beyin sağlığını güçlendirmeye katkı sağlayabili Mevcut ilaç kullanımlarınız varsa ilaç etkileşimlerini göz önünde bulundurmak her zaman çok önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Nov 2024 11:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/11/beyin-sagligi-icin-6-etkili-onlem-1730880229.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Riskli gruptaysanız dikkat! Gıda zehirlenmelerini önlemenin 6 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-25993</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-25993</guid>
                <description><![CDATA[Ticari kuruluşlar ve ortamlarda değil evde de gıdaların yanlış saklanması, hazırlanması, kullanılması veya pişirilmesinin gıda zehirlenmelerine yol açabildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Özellikle çiğ tüketilen sebze, meyve gibi gıdalar ya da uygun koşullarda saklanmamış et ya da işlenmiş et ürünleri ve konserveler gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Gıda zehirlenmesi bakteriler, virüsler, parazitler ve mikroorganizmalar veya bu mikroorganizmaların oluşturduğu toksinlerin bulaştığı gıdaların sindirim sistemini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Melih Özel, gıda zehirlenmelerine karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;20 SANİYE KURALINI UYGULAYIN&nbsp;</strong></p>

<p>Evde gıda zehirlenmesini önlemek için hepimizin alabileceği en kolay ve etkili yöntem ellerimizi iyi yıkamak. Yiyeceklere el sürmeden ve hazırlık işine başlamadan önce ellerinizi ılık su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın. Benzer şekilde mutfak eşyaları ile gıda hazırlama yüzeylerinin de temiz ve kontrollü olması önemli. Bulaşıkların, kesme tahtalarının ve yemek hazırlamak için kullanılan diğer yüzeylerin sıcak, sabunlu suyla yıkanması uygundur.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;ÇAPRAZ BULAŞI ÖNLEMEK İÇİN AYRI TUTUN&nbsp;</strong></p>

<p>Hazır gıdaları çiğ yiyeceklerden ayrı tutun. Et ve hayvansal gıdaların hazırlanmasında kullandığınız yüzeylerin cam ya da seramik olması tahta olmasından daha iyidir. Tahtaları unlu mamuller ile sebzelerin hazırlanmasında tercih edebilirsiniz. Çapraz bulaşı yani zararlı mikroorganizmaların bir yüzeyden başka bir yüzeye geçmesini önlemek için de hem alışveriş sırasında hem de yiyecek ve içecekleri saklarken, hatta yemek yapmak için hazırlarken kümes hayvanları, balık ve kabuklu deniz hayvanları gibi çiğ etleri sebze ve meyvelerden uzak tutun.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;PİŞİRME KURALLARINI CİDDİYE ALIN&nbsp;</strong></p>

<p>Yiyecekleri hazırlarken pişirme kurallarına sıkıca uyun, hazırladığınız yemeklere göre uygun sıcaklıkları doğru seçtiğinizden emin olun ve yeterince pişmelerini sağlayın.&nbsp;</p>

<p><strong>GIDALARI ÇÖZDÜRDÜKTEN SONRA YENİDEN DONDURMAYIN&nbsp;</strong></p>

<p>Bozulabilecek gıdaları hızlıca soğutun ya da dondurun. Dondurulmuş yiyecekleri çözerken oda sıcaklığında bekletmek yerine, buzdolabını kullanın. Ya da fırınların “buz çözme” seçeneğini kullanarak çözdürün ve sonrasında hemen pişirin. Ayıca, dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra asla yeniden dondurmayın.&nbsp;</p>

<p><strong>EMİN DEĞİLSENİZ ASLA TÜKETMEYİN</strong></p>

<p>Eğer gıdanın güvenli bir şekilde saklanıp hazırlandığından, hijyen kurallarına uygun servis edildiğinden emin değilseniz asla tüketmeyin. Oda sıcaklığında çok uzun süre kalan yiyeceklerin, pişirilseler bile bakteri veya toksinler içerebileceğini aklınızdan çıkarmayın.&nbsp;</p>

<p><strong>RİSKLİ GRUPTAYSANIZ DAHA DİKKATLİ DAVRANIN&nbsp;</strong></p>

<p>Küçük bebek ve çocuklar, ileri yaşta olanlar ve hamileler yani gastrointestinal direnç açısından risk taşıyan bireyler çiğ ya da az pişmiş beyaz ve kırmızı et tüketirken çok daha dikkatli olmalı. Pastörize edilmemiş meyve suları, süt ve süt ürünleri de mutlaka bu kapsamda değerlendirilmeli.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Nov 2024 20:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/11/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-1730656132.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besinlerin tam zamanı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bu-besinlerin-tam-zamani-25950</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bu-besinlerin-tam-zamani-25950</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Dönmez sonbaharda bağışıklığı güçlendirmede etkili 9 besini anlattı, önemli uyarılar ve uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Sonbaharda soğuyan havalar ve viral enfeksiyonlar bağışıklık sistemini olumsuz etkilerken, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, stres ve yetersiz uyku gibi etkenlerle hastalıklar çok daha hızlı şekilde kapıyı çalmadan bağışıklık sistemini güçlendirmek ve vücut direncini artırmak için önerilerde bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Dönmez “Kaliteli, dengeli ve yeterli beslenmek özellikle sonbahar ve kış aylarında çok daha fazla önem taşıyor. Son dönemde çok sık görülen gribal enfeksiyonlardan korunmak ve hastalığı hızlıca atlatmak için sofralarda bol bol mevsim sebzelerine yer vermek, meyvede aşırıya kaçmamak, her gün yeterli su ve sıvı tüketimine dikkat etmek gerekiyor. Doktora danışmadan kullanılan vitamin takviyelerinden ve içeriğinden emin olunmayan bitki çaylarından uzak durmak da çok önemli&nbsp;bunlar vücutta depolandığında böbrek veya karaciğer yetmezliği gibi ciddi hastalıklara yol açabilir” dedi.</p>

<p><strong>Portakal</strong></p>

<p>Portakal, içerdiği C ve A vitaminleri sayesinde kışın bağışıklık sistemini destekleyen en önemli besinlerden biridir. Ayrıca potasyum ve folat gibi minareller barındıran portakal, kalp sağlığını korumaya ve kan basıncını düzenlemeye katkı sağlar. Ancak lif tüketimini artırmak ve şeker alımını azaltmak açısından portakal suyu yerine portakalın kendisini tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Asidik yapısı, reflü veya mide rahatsızlıklarını tetikleyebilmektedir.</p>

<p><strong>Ispanak</strong></p>

<p>Yüksek oranda demir, kalsiyum, A ve C vitamini ve folat içerir. Bu vitaminler sayesinde hücreleri korur, kemik sağlığını destekler ve bağışıklık sisteminin zayıflamasını önler. Besin değeri kayıplarını önlemek amacı ile ıspanağı, kısa sürede ve düşük ısıda pişirmek gerekir. Bağışıklık sistemini desteklemek için haftada iki kere ıspanak tüketilebilir. Ancak oksalat içeriği yüksek olduğu için böbrek taşı sorununu artırabilmektedir. K vitamini içeriği ile kan sulandırıcı ilaçlarla etkileşime girebilmektedir.</p>

<p><strong>Balık</strong></p>

<p>Balık, vücutta üretilemeyen bu nedenle besinlerle alınması gereken omega 3 yağ asidi açısından zengin bir besindir. Enflamasyonu azaltarak bağışıklık hücrelerinin etkinliğini artırır. Selenyum ve çinko kaynağı olan balık, bağışıklık sistemini destekler ve kalp sağlığını korur. Ayrıca zengin bir protein kaynağıdır. Böylece vücudun antikor üretimine ve enfeksiyonlara karşı savaşmasına katkı sağlar. Haftada iki-üç kere balık tüketmek, balığı fırında ya da buğulama şeklinde hazırlamak, kızartmadan kaçınmak gerekir. &nbsp;</p>

<p><strong>Yoğurt</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Aybala Dönmez “Vücudumuzdaki yararlı bakteriler olan probiyotikleri içeren yoğurt özellikle bağışıklık sistemi için önem taşır. Probiyotikler sindirim sistemini destekler, bağırsak florasını dengeler ve sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca kalsiyum ve fosfor içeriği ile kemik sağlığını destekler. Protein içeriği sayesinde tok tutma süresini uzatır ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Genel olarak günde 200-250 gram yoğurt tüketimi sağlığı desteklemek için önemlidir. Alternatif olarak kefir ve fermente gıdalar tercih edilebilir. Bu besinleri yeteri kadar tüketemeyenlerin doktora danışarak probiyotik takviyesi alması faydalı olmaktadır” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Balkabağı</strong></p>

<p>Balkabağı, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan beta-karoten içerir. Ayrıca C vitamini, E vitamini ve çinko gibi antioksidanlar ile vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Aynı zamanda cilt ve göz sağlığını destekler. Potasyum içeriği ile kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur. Tohumları ise çinko ve magnezyum kaynağıdır. Ancak yüksek karbonhidrat içeriği nedeni ile diyabet hastalarının ve yüksek potasyum nedeniyle de böbrek hastalarının dikkatli tüketmesi gerekir.</p>

<p><strong>Kereviz</strong></p>

<p>Sonbahar sebzeleri arasından kereviz, serbest radikallerle savaşan flavanoidler ve C vitamini gibi antioksidanlar içerir. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olup sindirim sistemi sağlığını destekler ve tokluk süresini uzatır. Kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olur. Kereviz salatalarda, çorbalarda veya atıştırmalık olarak kolayca tüketilebilir.</p>

<p><strong>Nar</strong></p>

<p>Nar içeriğinde polifenoller ve C vitamini gibi güçlü antioksidanlar barındırır. Böylece serbest radikallari nötralize ederek hücre hasarını önler ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye katkıda bulunur. Aynı zamanda potasyum ve folat gibi diğer önemli besin maddelerini içerir. Kolesterol seviyelerini düşürmeye ve kan basıncını kontrol etmeye yardımcı olur. Lif içeriği sayesinde sindirim sistemini düzenler ve kabızlık sorununu önler.</p>

<p><strong>Brokoli</strong></p>

<p>Yüksek C vitamini içeriği ile beyaz kan hücrelerinin üretimini artırarak enfeksiyonlara karşı koruyan brokoli, içeriğindeki sulforafan gibi güçlü antioksidanlar sayesinde vücuttaki toksinlerin temizlenmesine katkı sağlar. Yüksek lif seviyesi ile bağırsak sağlığını dengede tutarak bağışıklık sistemine olumlu etki sağlar. Aynı zamanda tokluk hissi sağlar ve düşük kalori içeriği ile kilo kontrolüne yardımcı olur.</p>

<p><strong>Havuç</strong></p>

<p>Havucun içeriğinde bulunan yüksek miktarda beta karoten vücutta A vitaminine dönüştürülerek bağışıklık hücrelerinin üretimini destekler, enfeksiyonlara karşı korumada rol oynar ve göz sağlığını destekler. Ayrıca havuç, iyi bir C vitamini kaynağıdır. Lif içeriği sayesinde bağırsaklarda sağlıklı bakteri dengesini koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Günde bir-iki tane havuç tüketebilirsiniz ancak ciltte sarı-turuncu renk değişikliklerine neden olabileceğinden dolayı aşıya kaçmamaya dikkat etmek gerekir.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/10/bu-besinlerin-tam-zamani-1729851014.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>61 ilaç SGK’nın geri ödeme listesine dahil edildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/61-ilac-sgknin-geri-odeme-listesine-dahil-edildi-25949</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/61-ilac-sgknin-geri-odeme-listesine-dahil-edildi-25949</guid>
                <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan,  58'i yerli üretim olmak üzere 61 ilacın daha Sosyal Güvenlik Kurumu'nun geri ödeme listesine alındığını duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANKARA (İGFA) -&nbsp;</strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, X hesabından yaptığı açıklamada ''Sosyal Güvenlik Kurumumuz tarafından yapılan düzenlemeyle 58’i yerli üretim olmak üzere 61 ilacı daha geri ödeme listesine dahil ediyoruz. Böylelikle vatandaşlarımıza daha etkin hizmet sunmak için bu yılın Ocak - Ekim ayları döneminde 397 adet ilacı geri ödeme kapsamına aldık. Geri Ödeme Listelerimizde yer alan ilaç sayımızı toplamda 8.786’ya çıkardık'' paylaşımında bulundu.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Bakan Işıkhan, ayrıca&nbsp; ''İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni eder, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür dilerim. '' ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<div>https://twitter.com/isikhanvedat/status/1849721588070981912</div>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 13:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/10/61-ilac-sgknin-geri-odeme-listesine-dahil-edildi-1729850605.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroid sorunları kadınları 5 kat fazla etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-fazla-etkiliyor-25861</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-fazla-etkiliyor-25861</guid>
                <description><![CDATA[Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, tiroid bezi vücut sıcaklığından kasların çalışmasına, kalp atış hızından böbrek fonksiyonlarına kadar tüm sistem üzerinde etkili bir role sahip olduğunu belirtirken, hastalığın istatistiksel verilerine bakıldığında ise kadınların tiroid sorunlarına yakalanma olasılığı erkeklere göre 5 ila 8 kat daha fazla olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Boynun ön kısmında, adem elmasının hemen altında bulunan ve kelebek şeklinde bir bez olan tiroid; vücudun metabolizmasını, büyümesini ve gelişmesini düzenleyen hormonlar üretiyor.</p>

<p>Tiroidin zaman zaman guatr ile karıştırılabildiğini söyleyen Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, “Tiroid boynumuzda yer alan bir salgı beziyken, guatr ise bu bezin büyümüş halini tanımlamak için kullanılıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>YORGUNLUK VE DEPRESYON TİROİD SORUNU BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>

<p>Tiroid sorununun birçok belirtisinin bulunduğunu hatırlatan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, “Yorgunluk, depresyon, kabızlık, kuru cilt, saç dökülmesi, beklenmeyen kilo kaybı, kalp çarpıntısı tiroid sorunlarının önemli belirtilerinden” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/04/1728024092-asm-erdemturemen-gorseli-1728055573-981-x750.jpeg" style="height:207px; width:750px" /></p>

<p>Tiroid nodüllerinin ise büyük bir kısmının iyi huylu yani kanser olmadığını söyleyen Dr. Türemen, “Ancak yine de boyunda bir şişlik ya da kitle fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurmayı ihmal etmeyin” önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>TİROİD KANSERİ ÖLÜM ORANLARI AZALIYOR</strong></p>

<p>Tiroid kanserlerinin ise tiroid bezindeki hücrelerin kontrolsüzce büyümesi sonucu ortaya çıktığını paylaşan Dr. Erdem Türemen, “Erken tanı konduğunda tiroid kanserinin tamamen tedavisi mümkün” şeklinde konuştu.</p>

<p>Boyunda şişlik, boğazda sıkıntı hissi, ağrı, yutkunma güçlüğü, nefes almada zorluk, ses kısılması, kilo artışı, sinirlilik, saçlarda zayıflık ve cilt kuruluğunun tiroid kanseri belirtisi olabildiğini belirten Dr. Erdem Türemen, “Dünya Sağlık Örgütü'ne göre 2020 yılında tiroid kanserinin dünyada görülme sıklığı yüzde 3 olarak açıklandı. Türkiye’de de hastalığın görülme sıklığı artış içinde olsa da tiroid kanserinden ölüm oranları giderek azalıyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Oct 2024 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/10/tiroid-sorunlari-kadinlari-5-kat-fazla-etkiliyor-1728115254.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okula yeni başlayanların güvenlikleri nasıl sağlanmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-25842</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-25842</guid>
                <description><![CDATA[Okula yeni başlayan veya yeni bir ortama giren çocukların güvenliği ve mahremiyetinin önemli olduğunu belirten uzmanlar, çocukların güvende kalabilmeleri için ailelerin birçok konuya özen göstermesi gerektiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, okula yeni başlayan çocukların kendilerini rahat hissetmeleri ve kişisel sınırlarını koruyarak güvende kalabilmeleri için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Okula yeni başlayan veya yeni bir ortama giren çocukların güvenliği ve mahremiyeti için, çocukların öncelikle yabancı ve tanımadığı kişilerle isim, adres, telefon numarası ya da aile bilgileri gibi kişisel bilgilerini paylaşmamaları gerektiğinin anlatılmasının önemine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Okul ortamında öğretmen, okul idarecileri gibi güvenli yetişkinlerin kimler olduğundan bahsetmek ve herhangi bir sorun yaşadıklarında bu kişilerle iletişim kurabileceklerini belirtmek önemlidir. Bunların yanı sıra tehlikede olduklarını düşündüklerinde neler yapabileceklerini de konuşmak gerekir.” dedi.</p>

<p>Çocuğun okula ve öğretmenlerine güvenebilmesi ve okulda rahat hissedebilmesi için kendisini kimin bırakacağı, kimin nereden alacağı gibi bilgileri ve bilmesi gereken kuralları ailenin anlatmasının önemli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, belirsizlik ne kadar az olursa çocuğun kendisini o denli güvende hissedeceğini ve okula daha kolay uyum sağlayacağını söyledi.</p>

<p><strong>AİLELER DİKKATLİ BİR GÖZLEMCİ OLUP ÇOCUĞUN DAVRANIŞLARINDA MEYDANA GELEN ANİ DEĞİŞİMLERİ FARK ETMELİ</strong></p>

<p>Anne babaların çocuğun okul ortamında hem fiziksel hem de duygusal olarak güvende olup olmadığını takip etmelerinin önemli olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bunu yaparken çocukları kaygılandırmaktan uzak durmaya dikkat etmeliler.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Ailelerin çocuğun bulunacağı fiziksel ortamın güvenliği ve temizliğinden emin olabilmek için okulu ve sınıfları ziyaret edebileceklerini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ailelerin öğretmen ve okul yönetimiyle iletişimde olmaları, çocuğun okulda yaşadıkları, kendisiyle nasıl ilgilenildiği, sorunların nasıl ele alındığı gibi detaylar hakkında bilgi sahibi olabilmelerini sağlayacaktır. Aynı zamanda ailenin çocukla düzenli iletişimde olması, çocukla gün içinde yaşadıkları ve arkadaşlık ilişkileri hakkında sohbet etmesi, çocuğun sosyal ve duygusal durumunu takip edebilmek için oldukça önemlidir. Bunların yanı sıra çocuğun davranışlarında meydana gelen ani değişimlerde aileler dikkatli bir gözlemci olup, okul yönetimiyle durumu paylaşarak sorunların büyümesinin hızlıca önüne geçebilirler.”</p>

<p>“Çocuklara, kişilerin yaklaşımlarını nasıl değerlendirmeleri gerektiğini ve kendilerini korumaları gereken durumları anlamalarını öğretmek, onların güvenliği açısından büyük önem taşır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, bunu yaparken çocuğun yaşına uygun ve anlaşılır bir dil kullanarak, korkutmadan farkındalık kazandırmak gerektiğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 20:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-1727718873.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetli hasta sayısı her geçen gün artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-25836</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-25836</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda diyabet hastalığı dünya genelinde hızla artmaya devam ediyor. Türkiye'de de bu kronik hastalık, her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de diyabet hastalığı görülme oranı artış gösterdi.&nbsp;Türkiye'de bu kronik hastalık, her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/28/diyabet-1727522779-680-x750.jpeg" style="height:501px; width:750px" /></p>

<p>Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme ve obezite gibi faktörlerin bu artışta önemli bir rol oynadığını belirten uzmanlar, "Diyabet, kalp hastalıkları ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve düzenli tedavi büyük önem taşıyor" diyerek vatandaşları sağlıklı yaşam alışkanlıklarına yönelmeye davet ediyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/28/diyabet1-1727522777-143-x750.jpeg" style="height:375px; width:750px" /></p>

<p>Diyabet hastası olmamak için sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek gerektiği vurgulayan uzmanlar,&nbsp;şeker ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapmak, ideal kiloyu yakalamak ve stres yönetimi kontrol etmek gibi alışkanlıkların diyabeti önlemede etkili olabileceğini ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Sep 2024 08:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-1727587281.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meme reddi için uzmanından altın değerinde öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-25827</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-25827</guid>
                <description><![CDATA[Meme reddi bebeklerde sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak biliniyor. Emzirme sırasında bebeğin çığlık atarak kafasını çevirip memeyi emmek istememesi, emerken kısa süre sonra bırakıp ağlamaya başlaması, memeyi reddetmesi veya hiç memeye gelmek istememesi meme reddi olarak adlandırılıyor. Peki meme reddi durumunda ne yapmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzman Emzirme Danışmanı Sena Türkkan, meme reddinde uygulanması gereken adımları Herkes Duysun ekibiyle paylaştı.<br />
<br />
İlk olarak meme reddinin sebebinin belirlenmesi ve bunun üzerinden çözümler üretilmesi gerektiğini belirten Uzman Danışman Türkkan, ardından bebekteki alışkanlığın değiştirilmesi için bebeğe uygun, alternatif beslenme yöntemine geçilmesi gerektiğini dile getirdi.<br />
<br />
Anne ve bebek için her fırsatta ten tene temas sağlanması gerektiğinin altını çizen Türkkan, böylece anne ve bebek arasındaki bağın tekrar kurulmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/meme-reddi3-1727273553-104-x750.jpeg" style="height:467px; width:750px" /><br />
<strong>“BEBEK ASLA EMZİRİLMEYE ZORLANMAMALIDIR”</strong><br />
<br />
Meme reddi sürecinde annenin sakin olmasının önemli olduğunu söyleyen Türkkan, “Bebeğin sakin anlarından yararlanarak emzirme teklif edilmeli, bebek asla emzirilmeye zorlanmamalıdır. Bebeklerdeki beslenme alışkanlığının değişmesi günler, bazende haftalar alabiliyor. Anne sabırlı kalmalıdır ve bu dönemde psikolojik destek çok önemlidir.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/meme-reddi2-1727273565-981-x750.jpeg" style="height:499px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>MEME REDDİ YAŞAYAN ANNEYE DESTEK OLUNMALI</strong><br />
<br />
Son olarak meme reddi yaşayan bir annenin danışmanlık sürecini çevre faktörlerinin oldukça fazla etkilediğini vurgulayan Uzman Emzirme Danışmanı Türkkan şu ifadeleri kullandı:<br />
<br />
“Anneye yardımcı olan eş, kardeş, anneanne veya babaannenin bu süreci iyi takip etmeleri ve anneye destek olmaları çok önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 15:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-1727352931.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BTÜ’lü akademisyenler kozalak şuruplarının içeriğini araştıracak </title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/btulu-akademisyenler-kozalak-suruplarinin-icerigini-arastiracak-25823</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/btulu-akademisyenler-kozalak-suruplarinin-icerigini-arastiracak-25823</guid>
                <description><![CDATA[Üst solunum yolları rahatsızlıklarını giderdiği düşüncesiyle halk arasında talebin arttığı kozalak şuruplarının içeriği, Bursa Teknik Üniversitesi akademisyenleri tarafından araştırılacak. TÜBİTAK tarafından da desteklenen proje ile kozalak şuruplarının insan sağlığı üzerindeki etkileri çalışılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Nadide Seyhun’un yürütücülüğünü yaptığı “Kızılçam (Pinus brutia), Karaçam (Pinus nigra), Toros Göknarı (Abies cilicica) ve Toros Sediri (Cedrus libani) Kozalakları Kullanılarak Elde Edilen Kozalak Şuruplarının Fizikokimyasal ve Duyusal Özellikleri ile Toksikolojik Profillerinin Karşılaştırılması” başlıklı araştırması TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında da destekleniyor. 30 ay sürecek olan projenin ekibinde, Gıda Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Rasim Alper Oral, Prof. Dr. Gökçen Yıldız, Araştırma Görevlisi Esranur Tan, Biyomühendislik Bölümü'nden Doç. Dr. Gökçe Taner ve Başkent Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ayşe Nurşen Başaran araştırmacı olarak yer alıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/25/6j5a8590-1600-1067-1727250484-294-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>PİYASADAKİ ÜRÜNLERİN İÇERİĞİ BİLİNMİYOR</strong></p>

<p>Özellikle koronavirüs pandemisiyle üst solunum yolları rahatsızlıklarını tedavi etmek amacıyla kozalak şuruplarına talebin arttığını ifade eden Nadide Seyhun, piyasada bulunan ürünlerin ağırlıklı olarak çevrimiçi alışveriş sitelerinde satışa sunulduğunu, bu ürünlerin içeriği, üretim şekli gibi kriterler hakkında yanlış ya da yetersiz bilgi olduğunu dile getirdi. Piyasadaki ürünlerin herhangi bir standardizasyonunun olmadığına vurgu yapan Seyhun, “Ürünlerin üretim koşulları, kaynağı ve fizikokimyasal özellikleri hakkında bilgiye ulaşılamaması, ürünlerin gıda güvenliği açısından bir risk içerip içermediği hakkında soru işaretleri oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>KOZALAK ŞURUPLARININ ANALİZİ YAPILDI</strong></p>

<p>Proje için yapılan ön denemelerde piyasadan alınan bazı kozalak şuruplarının analizlerinin yapıldığını dile getiren Nadide Seyhun, “Bu ürünlerde HMF (hidroksimetil furfural) adı verilen ve kanserojenik potansiyeli olan bir bileşiğin yasal sınırların üzerinde olduğu görülmüştür. Projemizin ana hedeflerinden birisi, fonksiyonel özellikleri güçlü ve gıda güvenliği açısından risk oluşturmayan kozalak şurubu elde etme olanaklarının araştırılmasıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>&nbsp;<img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/25/6j5a8576-1600-1067-1727250492-677-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></strong></p>

<p><strong>AKCİĞER KANSERİNE ETKİSİNE DE BAKILACAK</strong></p>

<p>Kozalak şurubunun halk arasında başta öksürük olmak üzere mide rahatsızlıkları, astım, bronşit gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanıldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Seyhun, “Ancak kozalak şuruplarının sağlık üzerindeki etkileri ve uygun kullanım dozları hakkında yeterli çalışma bulunmamaktadır. Proje kapsamında 4 farklı türden elde edilen kozalak şuruplarının güvenli kullanım dozlarının belirlenmesi amacıyla olası toksik etkileri karşılaştırmalı olarak çalışılacaktır. Proje kapsamında bu testler hem sağlıklı hem de kanserli akciğer hücre kültürlerinde yapılacak, böylece kozalak şuruplarının akciğer kanserinde kullanım potansiyeli olup olmadığına dair ön veri elde edilmesi de sağlanacaktır” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>GELENEKSEL ÜRETİMLE KARŞILAŞTIRMA</strong></p>

<p>Proje kapsamında kozalak şurubu üretiminde yaygın olarak kullanılan kızılçam ve karaçam kozalaklarının yanı sıra Anadolu’ya özgü türler olan Toros göknarı ve Toros sediri kozalakları da kullanılacağını aktaran Seyhun, şunları sözlerine ekledi: “Göknar ve sedir kozalaklarından elde edilecek olan kozalak şuruplarının fizikokimyasal ve duyusal özellikleri ile toksikolojik profilleri incelenecek ve geleneksel üretimde kullanılan kızılçam ve karaçam kozalakları ile üretilen kozalak şurubunun özellikleri ile karşılaştırılarak aralarında fark olup olmadığı araştırılacaktır.” Dr. Öğretim Üyesi Seyhun, proje kapsamında kullanılacak olan kozalakların Mersin Orman İşletme Müdürlüğü’nden temin edileceğini belirterek Mersin Orman İşletme Müdürü Kenan Çetin başta olmak üzere Mersin Orman İşletme Müdürlüğü personeline destekleri için teşekkür ettiklerini belirtti.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/btulu-akademisyenler-kozalak-suruplarinin-icerigini-arastiracak-1727254225.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tümöre ’canlı takip’!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/tumore-canli-takip-25814</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/tumore-canli-takip-25814</guid>
                <description><![CDATA[Kanser vakaları dünya genelinde artış göstermeyi sürdürürken tedavi tarafında da umut veren gelişmeler yaşanıyor. Akıllı radyoterapi tedavilerinde son zamanlarda ön plana çıkan MR Linac cihazı modern teknolojisiyle dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’na göre Avrupa’daki kanser vakaları gelecek 20 yılda yüzde 22,5 oranında artacak.</p>

<p>Bu tablo 2022 yılında yaklaşık 20 milyon olarak açıklanan vaka sayısının bu yıl 30 milyonu aşması anlamına geliyor. Dünya genelinde vaka sayısı artarken kanser tedavisinde de gelişmeler sürüyor. Dünyada ve ülkemizde sınırlı sayıda bulunan MR linac akıllı radyoterapi cihazları yardımıyla tümör ve organ hareketi hesaba katılıyor ve böylece tümör anlık ve canlı takip edilerek yüksek hassasiyette ışınlama yapılabiliyor. MR Linac’lara yeni eklenen ve CMM (Kapsamlı Hareket Yönetimi) ismi verilen, hareketi dikkate alarak tedaviler yapabilen cihaz dünyada yalnızca 5 merkezde, Türkiye’de ise sadece Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nde bulunuyor.</p>

<p><strong>NAVİGASYON GÖREVİ GÖRÜYOR, IŞINI TAM ADRESİNE ULAŞTIRIYOR</strong></p>

<p>MR Linac’ın yüksek kaliteli görüntüler sağlayan bir radyoterapi cihazı olduğunu anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Cihaz hareket eden tümörlerin ve etraflarındaki sağlam organların kesin konumunu belirleyebiliyor. Cihaz adeta navigasyon görevi görüyor ve ışının tam adrese ulaştırılmasını sağlıyor. Bu sayede tedavi edilen tümör hacimleri azaltılırken, radyasyona bağlı olumsuz etkiler de en aza indiriliyor” dedi. MR Linac ile, gerektiğinde hastaya verilen radyasyon dozunun her seansta tekrar ayarlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Özellikle küçük tümörlerin tedavisinde olağanüstü hassasiyette ışınlama yapıyor. Cihaz kanser hücrelerinin vücudun farklı bölgelerine yayıldığı durumlarda veya daha önce radyoterapi almış hastaların yeniden tedavi edilmesinde önemli bir rol üstleniyor” diye konuştu. Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, MR Linac cihazının en çok faydalanıldığı kanser türlerini; pankreas, karaciğer, prostat, rektal kanserler, baş-boyun kanserleri, meme kanserleri, böbrek tümörleri, akciğer ve beyin tümörleri olarak sıraladı. &nbsp;</p>

<p><strong>ANLIK VE YÜKSEK KALİTEDE GÖRÜNTÜ VERİYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Geleneksel radyoterapi tedavisinin, bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanmayı ya da referans işaretleyicilerin yerleştirilmesi için cerrahi bir işlem gerektirdiğini paylaşan Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Oysa MR Linac geleneksel yöntemlere kıyasla, ekstra radyasyon maruziyetine gerek kalmadan tedavi sırasında anlık MR görüntüsü alabiliyor. Bu da hastanın radyasyon temasını azaltarak onu oluşabilecek risklerden koruduğu anlamına geliyor. Görüntü kalitesi yüksek olduğu için tümörler daha net bir şekilde analiz ediliyor. Tedavi sırasında alınan anlık görüntüler sayesinde hastanın günlük anatomik değişiklikleri belirlenebiliyor” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2024 12:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/tumore-canli-takip-1727082477.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reflü hastalığı son yıllarda yaygınlaşıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-25778</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-25778</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde reflünün tanı ve tedavisinde hızlı ilerlemeler yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Karaca, GÖRH’nın tedavisinde yeni gelişmeleri anlattı, reflüye karşı önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Tıp dilindeki adıyla ‘gastroözofagial reflü’ hastalığına; sağlıksız beslenmeden aşırı strese, sigara ve alkolden fazla kiloya dek pek çok etken neden olabiliyor.</p>

<p>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Çetin Karaca, “Reflü mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde yemek borusu ile mide arasında kapak görevi yapan ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını engelleyen kapak mevcuttur. Bu kapağın geçici olarak gevşemesine neden olan birçok faktör (sigara, alkol, acılı- baharatlı yiyecekler, kızartmalar, şişmanlık, turunçgiller vb) reflüye neden olur” diyor.</p>

<p>Yapılan çalışmalarda, geçmişte sadece yetişkinlerin hastalığı olarak bilinen reflünün son yıllarda yaygınlaştığının ve artık çocuklarda da sık görüldüğünün ortaya konulduğunu belirten Prof. Dr. Karaca, günümüzde her 5 kişiden birinde reflü tespit edildiğini söylüyor. Reflünün tipik bulgusunu; göğüs kafesi arkasında yanma hissi ve acı-ekşi mide içeriğinin mideden ağıza doğru gelmesi oluşturuyor. Yemeğin ardından genellikle yaklaşık yarım saat içerisinde şikayetler başlıyor; aşırı dolu mide ile yatan kişilerde mide içeriği gece soluk borusu, yutak ve ağıza kadar geri gelebiliyor. Bu hastalarda gece astım benzeri öksürük ve boğulma krizleri, boğazda yanma ve ses kısıklığı sorunu baş gösterdiğini belirten Prof. Dr. Çetin Karaca “Kalp hastalıklarına bağlı olmayan göğüs ağrısının en sık nedeni gastroözofagial reflüdür. Geniş katılımlı toplum çalışmalarına göre; insanların yüzde 50’si yılda en az bir kez, yüzde 25’i ayda bir kez, yüzde 15’i haftada bir kez ve yüzde 5-10’u da her gün en az bir kez reflü semptomlarını yaşamaktadırlar. Reflü tedavisi hem günlük yaşam kalitesinin artırılması hem de ihmal edildiğinde kanserleşme ihtimali olabildiğinden geciktirilmemelidir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>REFLÜ HASTALIĞINDA ENDOSKOPİK TEDAVİ</strong></p>

<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde reflü hastalığının tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Yeterli dozda ilaç kullanmasına rağmen reflü şikayetleri kontrol altına alınamayan, ilaç kullanmak istemeyen, gece reflü semptomları yoğun olan hastalara endoskopik reflü tedavilerinin önerilebildiğini belirten Prof. Dr. Çetin Karaca şöyle konuşuyor: “Endoskopik reflü tedavi yöntemlerinde hastanede yatış ve cilt kesisi gerekmez. Endoskopi ünitesinde uygulanmakta ve hasta aynı gün normal hayatına dönebilmektedir. Endoskopik reflü tedavisi denildiğinde iki yöntem akla gelir; anti reflü mukozal ablasyon/rezeksiyon ve endoskopik fundoplikasyon. Anti reflü mukozal ablasyon ve rezeksiyonda, yemek borusu ile mide bileşimindeki mukoza soyularak veya argon gazı ile yakılarak bu alanın daralması sağlanır. 5 yıllık izlemde yüzde 85 hastada çok etkili olduğu ve reflü semptomlarının kaybolduğu gösterilmiştir.” Endoskopik fundoplikasyonda ise midenin üst kısmı yemek borusunun alt ucunun etrafına sarılarak dikilmektedir. Bu endoskopik tedavi yöntemlerinin; cerrahi müdahaleye alternatif olarak daha az kesiyle yapılmaları, ağrısız olmaları, iyileşme süreçlerinin daha kısa olması ve komplikasyon risklerinin daha düşük olmaları dolayısıyla tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Karaca “Ancak hangi tedavi yönteminin uygun olduğuna karar vermek için hastanın durumu ve reflü hastalığının şiddeti dikkate alınarak bir gastroenterolog ile görüşülmelidir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>REFLÜYE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!</strong></p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Çetin Karaca reflü hastalığına karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor;</p>

<ul>
	<li>Yatağınızın başını yükseltin ya da başınızın altına çift yastık kullanın</li>
	<li>Yatmadan üç saat önce yemekten kaçının</li>
	<li>Yemeklerin miktarı ve yağ içeriği ile kafein ve çikolata tüketimini azaltın</li>
	<li>Sigara, alkol ve asitli içecekler ile salçalı ve baharatlı gıdalardan kaçının</li>
	<li>Fazla kilolarınızdan sağlıklı bir şekilde kurtulun</li>
	<li>Karın içi basıncını artıran korse ve sıkı kemer takmayın&nbsp;</li>
	<li>Stresden uzak durun, stresi yönetmeyi öğrenin</li>
	<li>Ağrı kesici ilaçları mümkün olduğunca kullanmayın</li>
	<li>Düzenli egzersiz yapın ama egzersizi yemeğin hemen ardından değil iki saat sonra yapmaya özen gösterin</li>
	<li>Yemek esnasında su tüketmek reflüyü kolaylaştıracağından, suyu öğün arasında için</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2024 17:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-1726498737.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Su tüketimi okul başarısına doğrudan etkili!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-25771</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-25771</guid>
                <description><![CDATA[Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocukların okul performansını maksimize etmek için yeterli su tüketiminin hayati olduğunu vurgulayan beslenme uzmanları, suyun yalnızca temel bir ihtiyaç olmadığını, konsantrasyon, hafıza ve problem çözme yetenekleri üzerinde de doğrudan etkili olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Pınar Su ve İçecek Beslenme Uzmanı Serenay Bender, çocukların akademik başarılarını artırmak için su tüketiminin önemine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>"Oksijenin ardından vücut için en önemli ihtiyaç sudur. Vücudun büyük bir kısmı sudan oluşur ve su, sadece temel ihtiyaçları karşılamakla kalmaz, aynı zamanda çocukların dikkat, hafıza ve problem çözme becerileri üzerinde de doğrudan etkilidir" diyen Bender, çocukların günde en az 6-8 bardak su içmesi gerektiğini belirtti.&nbsp; Sıcak hava koşullarında ve yoğun fiziksel aktivitelerde bu miktarın artırılmasının önemli olduğunu ekleyen Bender,&nbsp; yetersiz su tüketiminin, çocuklarda dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve baş ağrısı gibi sorunlara yol açarak okul performansını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.</p>

<p>Çocukların yaşlarına göre günlük su ihtiyacını da açıklayan Bender, "1-3 yaş arası çocuklar için 1 litre, 4-8 yaş arası için 1.2 litre ve 9 yaş ve üzeri için 1.5 litre su tüketimi önerilmektedir. Ancak bu miktarlar, çocuğun boyu, kilosu, cinsiyeti, yaptığı aktiviteler ve aldığı ilaçlara göre değişkenlik gösterebilir” dedi.</p>

<p><strong>SU İÇME ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?</strong></p>

<p>Su içme alışkanlığı kazandırmak için önerilerde bulunan Bender, çocuklara suyun neden önemli olduğunu anlatmanın, onları su tüketimi konusunda bilinçlendirmek için atılacak ilk adım olduğunu söyledi. Bender, çocuklara su içmenin önemini göstermek için idrar rengini gözlemlemeyi öğretmenin etkili bir yöntem olduğunu belirterek, “Bol su içildiğinde idrar renginin açılacağını, suyun yetersiz olması durumunda ise koyulaşacağını gözlemleyerek çocukların kendi vücutları üzerinden öğrenme sağlayabilirler” diye konuştu.</p>

<p>Çocukların su içmek istememeleri durumunda, suya nane, limon veya sevdiği meyveler ekleyerek tat kazandırılabileceğini öneren Bender,&nbsp; renkli ve ilgi çekici mataralar kullanmanın da çocukları su içmeye teşvik edebileceğine dikkat çekerek, su içmeyi eğlenceli hale getirmek için ebeveynlerin bir su çizelgesi oluşturulabileceğini ve çocukların su tüketimini bir oyuna dönüştürülebileceğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Sep 2024 22:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-1726429738.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan bıttım sabunu tavsiyesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-25759</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-25759</guid>
                <description><![CDATA[Güneydoğu Anadolu’nun kadim doğal ürünlerinden biri olan bıttım sabunu, son yıllarda büyük bir ilgi görüyor. Özellikle cilt ve saç sağlığına olan faydaları bedeniyle vatandaş tarafından tercih ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzmanlar, bıttım sabununun saç dökülmesi, kepek, egzama gibi cilt sorunlarına karşı olumlu etkilerini doğrularken, kullanıcıların da sabuna olan bağlılığı her geçen gün arttığı belirtiliyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135604-512-1726144690-469-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>

<p>Bıttım sabununun ,yabani meyvelerinden elde edilen doğal bir sabun olduğunu belirten uzmanlar, “Geleneksel yöntemlerle üretilen bu sabun, zeytinyağı sabununa benzer şekilde işlenir ancak ana ham maddesi menengiç yağıdır. Sabunun yapımında hiçbir kimyasal madde kullanılmaz, bu da onu tamamen doğal bir cilt ve saç bakım ürünü haline getirir.” ifadelerine yer verdiler.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135602-781-1726144687-911-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>

<p>Cilt sorunlarıyla başa çıkmak isteyenler için bıttım sabunu doğal bir mucize olarak görüldüğünü vurgulayan uzmanlar,&nbsp; "Bıttım sabununun antiseptik özelliği, ciltteki iltihaplanmayı ve bakterileri azaltmaya yardımcı olur. Egzama, sivilce gibi sorunlar yaşayanlar için düzenli kullanım öneriliyor." diye belirtiyor.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135600-498-1726144685-538-x750.jpeg" style="height:562px; width:750px" /></p>

<p>Bıttım sabununun ayrıca en çok bilinen faydalarından biri de saç sağlığına olan etkisi olduğunu söyleyen uzmanlar, saç dökülmesi, kepek ve saç derisi problemleri yaşayan birçok insanın bu sabunu tercih ettiğini de belirttiler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 17:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-1726152932.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsimsel geçişlerde bağışıklık sisteminizi güçlendirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsimsel-gecislerde-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin-25726</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/mevsimsel-gecislerde-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin-25726</guid>
                <description><![CDATA[Eylül ayı sonbahara gelindiğinin habercisi oldu. Havaların bir sıcak bir soğuk seyretmesi bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar mevsim geçişlerinde dikkatli olunması konusunda vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Eylül ayının başında görülen ani hava değişimlerinin sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirten uzmanlar, gün içinde hava sıcaklıkları arasında ciddi farklılıklar olabileceğini hatırlatarak, sabah ve akşam serinliklerinin vücudun ısı dengesini bozarak bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini kaydediyor. Bu nedenle uzmanlar ince giysilerin yanı sıra hafif bir ceket veya hırka taşımanın faydalı olabileceği tavsiyesinde bulunuyor.</p>

<p>Mevsim geçişlerinde vücut direncini korumak için dengeli beslenmenin ve yeterli sıvı alımının da önemine dikkat çeken uzmanlar , sonbaharda bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol bol sebze ve meyve tüketmek gerektiğini vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>Mevsimsel geçişlerin sadece fiziksel sağlığı değil, ruh halini de etkileyebileceğini dile getiren uzmanlar, Eylül ayının sonlarına doğru hissedilen günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından mümkün olduğunca faydalanmanın, açık havada yürüyüşler yapmanın ve sosyal aktivitelere katılmanın, ruh sağlığını olumlu etkileyeceğini söylüyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Sep 2024 22:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/mevsimsel-gecislerde-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin-1725476760.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşı karşıtlığı bazı hastalıkların tekrar yayılmasına neden oluyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/asi-karsitligi-bazi-hastaliklarin-tekrar-yayilmasina-neden-oluyor-25718</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/asi-karsitligi-bazi-hastaliklarin-tekrar-yayilmasina-neden-oluyor-25718</guid>
                <description><![CDATA[Aşı karşıtlığının son yıllarda artmaya başladığına dikkat çeken uzmanlar, bu durumun nüfuslar arasında aşılama oranlarının düşmesine yol açarak bulaşıcı hastalıkların kontrol altına alınmasında zorluk oluşturduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, aşılamanın önemi ve aşı karşıtlığı hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Dünya çapında başarılı aşı geçmişine rağmen, birçok siyasi parti ve dini grubun aşı karşıtı harekete katılarak aşıların bilimsel güvenilirliğini sorguladığını ve kökenlerini eleştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Aşı karşıtı hikayeler, genellikle sosyal medya aracılığıyla çevrimiçi ve çevrimdışı olarak yayılır. İnternet, adeta komplo teorilerine dayalı hikayeler üretirken ‘zorla uygulanan hükümet ilaçları ve zorunlu tıbbi süreçlerle’ mücadeleye de davetiye çıkarıyor.” dedi.</p>

<p>Aşı ve sağlık bilgilerinin her zaman ulusal Sağlık Bakanlığı Aşı Portalı’ndan veya Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi güvenilir kaynaklardan alınması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Sosyal medyadaki aşı bilgileri bilimsel kanıtlara dayanmayabilir ve çocuğunuzu ciddi bir hastalık riskine sokabilir. Mevcut tüm kanıtlar bize aşı yaptırmanın aşı yaptırmamaktan daha güvenli olduğunu söylüyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>AŞILAR OTİZME NEDEN OLMAZ!</strong></p>

<p>Aşıların ne yapıp ne yapmadığına değinen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, şunları kaydetti:</p>

<p>“Aşılar, sizi ve çocuğunuzu birçok ciddi ve potansiyel olarak ölümcül hastalıktan korumaya yardımcı olur. Ailenizdeki ve toplumunuzdaki diğer insanları korur. Aşı olamayacak kadar küçük bebekler ve aşı olamayacak kadar hasta olanlar gibi aşı olamayan kişilere hastalıkların yayılmasını durdurmaya yardımcı olur. Tanıtılmadan önce sıkı güvenlik testlerinden geçer ve ayrıca tanıtıldıktan sonra da yan etkiler açısından sürekli olarak izlenir. Bazen uzun sürmeyecek hafif yan etkilere neden olarak, kendinizi biraz hasta hissetmenize, 2 veya 3 gün boyunca kolunuzda ağrı oluşmasına neden olabilir. Yeterli sayıda insan aşılanırsa bazı hastalıkları azaltır ve hatta ortadan kaldırabilir.”</p>

<p>Öte yandan aşıların bağışıklık sisteminin aşırı yüklenmesine neden olmayacağının veya zayıflatmayacağının altını çizen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Çocuklara ve yetişkinlere aynı anda birkaç aşı yapmak güvenlidir ve bu, gereken enjeksiyon miktarını azaltır. Aşılar cıva (tiyomersal) veya zarar veren hiçbir bileşen içermez. Daha güvenli ve daha etkili hale getirmek için gerekli olan bileşenler içerir. Otizme neden olmaz. Çalışmalarda kızamık, kabakulak ve kızamıkçık (KKK) aşıları ile otizm arasında bir bağlantı olduğuna dair hiçbir kanıt bulamamıştır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“AŞILAR HER YIL DÜNYA ÇAPINDA MİLYONLARCA ÖLÜMÜ ÖNLER”</strong></p>

<p>Aşılamanın, kendimizi ve çocuklarımızı hastalıklardan korumak için yapabileceğimiz en önemli şey olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Her yıl dünya çapında milyonlarca ölümü önler. Tanıtıldığından beri uygulanan aşılar ile milyonlarca insanı öldüren veya sakat bırakan çiçek hastalığı, çocuk felci ve tetanos gibi hastalıklar ya ortadan kalktı ya da artık çok nadir görülüyor. Kızamık ve difteri gibi diğer hastalıklar, aşılar tanıtıldığından beri her yıl çok düşük sayıda vakaya düştü. Ancak, insanlar aşı olmayı bırakırsa, bulaşıcı hastalıkların hızla tekrar yayılması mümkündür.” uyarısında bulundu.</p>

<p>KKK aşısının, kızamık ve kabakulak hastalıklarına karşı en iyi koruma olmasına rağmen dünyada tekrar bu hastalıkların görülmeye başlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Bu ciddi bir durumdur çünkü kızamık, menenjit gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir ve kabakulak da işitme kaybına neden olabilir.” dedi.</p>

<p>Çocukların yüzde 95'inin KKK aşısı olması halinde, kızamığın tamamen yayılmasının durdurulacağını da dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Ancak, insanların yüzde 90'ından azı aşılanırsa kızamık, kabakulak ve kızamıkçık hızla tekrar yayılabilir. En iyi korumayı sağlamak için herkes aşı takvimlerini güncel tutmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/03/1725347965-nilg-n-tekke-in-1-1725350872-954-x750.jpeg" style="height:569px; width:750px" /></p>

<p><strong>AŞILAR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ EĞİTİYOR…</strong></p>

<p>Aşıların nasıl çalıştığına da değinen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Aşılar bağışıklık sisteminize sizi hastalıklardan koruyan antikorları nasıl üreteceğini öğretir. Bağışıklık sisteminizin bunu aşı yoluyla öğrenmesi, hastalıkları yakalayıp tedavi etmekten çok daha güvenlidir. Bağışıklık sisteminiz bir hastalıkla nasıl savaşacağını öğrendiğinde, size genellikle ömür boyu koruma sağlayabilir. Aşı yaptırmak, ‘sürü bağışıklığı’ yoluyla tüm topluluğa da fayda sağlar. Yeterli sayıda insan aşılanırsa, hastalığın aşı olamayan kişilere yayılması daha zordur.”</p>

<p><strong>“AŞI KARŞITI HAREKETLER DÜNYA ÇAPINDA ARTIYOR”</strong></p>

<p>Aşıların tüm zamanların en başarılı kamu müdahalelerinden biri olmasına rağmen, bazı ebeveynlerin aşı güvenliği konusunda endişe duymaya devam ettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Ebeveynlere aşılar hakkında güvenilir, kanıta dayalı bilgiler sağlamak, aşı riski iletişiminin önemli bir bileşenidir.” dedi.</p>

<p><strong>YANLIŞ POLİTİKA, TIBBI YENECEK Mİ?</strong></p>

<p>Bazı ülke veya eyaletlerde aşı erişimini sınırlayacak, okullarda ve işyerlerinde aşı muafiyetlerini teşvik edecek yasa tasarılarının hazırlanmaya çalışıldığına işaret eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Maske takma ve aşılarla ilgili halk sağlığı zorunluluklarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Herkesin kendi sağlık kararlarını verme fırsatına sahip olması, sorumluluğunu alması ve sonuçlarına katlanması gerekliliğini savunan ‘Tıbbi özgürlük’ hareketi güç kazanırken, çocukluk aşılama oranları düşmeye devam ediyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre, Amerika’da, ebeveynleri tarafından aşı yaptırmaktan vazgeçen anaokulu öğrencilerinin oranı 2022-2023 okul yılında yüzde 3'lük yeni bir zirveye ulaşmış durumda ve bu da halk sağlığı uzmanlarını endişelendiriyor. Artan aşı karşıtlığı, geçen yıl düşük aşılama oranlarına sahip topluluklarda maalesef kızamık salgınına yol açmıştır.” dedi.</p>

<p>Asılsız iddiaların ‘sağlık dezenformasyonunun kasıtlı olarak yayılması’ olarak yürütüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, aşı biliminin bu şekilde çarpıtılmasının yaratabileceği tehlikenin boyutlarının çok ürkütücü olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Sep 2024 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/09/asi-karsitligi-bazi-hastaliklarin-tekrar-yayilmasina-neden-oluyor-1725356025.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz sağlığı okul başarısını etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-25687</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-25687</guid>
                <description><![CDATA[Okulların açılmasına kısa bir süre kala Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, çocukların göz sağlığının eğitim başarıları üzerindeki kritik rolüne dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Göz sağlığının ihmal edilmesi durumunda, öğrencilerin akademik performansında düşüşler yaşanabileceğini belirten &nbsp;Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban&nbsp;Atilla, hem ebeveynlere hem de öğretmenlere önerilerde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Huban Atilla, görme sorunlarının çocukların dersleri takip etme, okuma ve yazma becerilerini doğrudan etkilediğini ifade etti. “Göz sağlığı, çocukların öğrenme sürecinde temel bir rol oynar. Net bir görüşe sahip olmayan çocuklar, tahtadaki yazıları göremeyebilir, kitapları okumakta zorlanabilir ve derslere odaklanmakta güçlük çekebilirler” diyen Atilla, özellikle miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının erken teşhis edilip tedavi edilmesinin önemine vurgu yaptı. Çocukların göz sağlığı ile ilgili olarak hem anne babaların hem de öğretmenlerin dikkatinin önemli olduğunu paylaştı.&nbsp;</p>

<p><strong>TÜRK OFTALMOLOJİ DERNEĞİ’NDEN ÖNERİLER</strong></p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla çocukların göz sağlığını korumak ve okul başarısını desteklemek için ebeveynlere ve öğretmenlere şu önemli tavsiyelerde bulundu;</p>

<p><strong>Düzenli göz muayenesi: </strong>Çocukların okul öncesi dönemde ilk göz muayenesini yaptırmaları büyük önem taşır. Ayrıca, okul çağında olan çocukların her yıl düzenli olarak göz kontrollerine götürülmesi, olası görme problemlerinin erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Özellikle miyopi okul çağı çocuklarında ortaya çıkar ve gözlerini kısma, baş ağrısı gibi şikayetlere sebep olur.</p>

<p><strong>Ekran süresine dikkat: </strong>Günümüzde çocuklar, ders çalışırken veya oyun oynarken uzun süre ekran başında vakit geçiriyor. Bu durum göz yorgunluğuna ve uzun vadede göz problemlerine yol açabilir. Ebeveynler, çocuklarının ekran karşısında geçirdiği süreyi sınırlamalı ve 20-20-20 kuralını uygulamalıdır. Çocuklar her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 metre uzaklıktaki bir nesneye bakarak gözlerini dinlendirmelidirler. Ayrıca miyopi varlığında açık havada geçirilen sürenin arttırılması ve yakın mesafeden bakmanın engellenmesi miyopinin ilerlemesini azaltabilir.</p>

<p><strong>Aydınlatma ve çalışma ortamı: </strong>Çalışma masalarının iyi aydınlatılmış olması, gözlerin zorlanmasını önlemek açısından önemlidir. Çocukların ders çalıştığı ortamda doğal ışık tercih edilmeli, yapay ışık kullanılıyorsa da göz yormayan, yeterli düzeyde aydınlatma sağlanmalıdır. Loş ışıkta veya karanlıkta yakın çalışma, telefon veya tablete bakmak miyopinin artması için risk teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>Dengeli beslenme: </strong>Göz sağlığı için gerekli vitamin ve minerallerin düzenli olarak alınması gerekmektedir. A, C ve E vitaminleri ile omega-3 yağ asitleri açısından zengin besinler tüketilmelidir. Düzgün ve sağlıklı beslenen çocuklarda ek vitamin A desteğine ihtiyaç yoktur. &nbsp;</p>

<p><strong>Görme şikayetlerine duyarlılık: </strong>Çocuklar genellikle görme problemlerini fark edemez veya bunu ifade edemezler. Ancak sık sık baş ağrısı, gözlerini kısarak bakma, tahtadaki yazıları görememe, kitap okurken zorlanma gibi belirtiler göz problemlerinin işareti olabilir. Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>Okul ve aile iş birliği</strong>: Öğretmenlerin, öğrencilerin göz sağlığı konusundaki olası şikayetlerine karşı dikkatli olmaları ve ebeveynlerle işbirliği içinde olmaları gerekmektedir. Okulda tahtayı görememe, yakın okuma veya gözlerini kısma kırma kusurlarının habercisi olarak değerlendirilmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Aug 2024 21:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/08/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-1724784361.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide küçültme ameliyatlarındaki ölüm vakaları artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/mide-kucultme-ameliyatlarindaki-olum-vakalari-artiyor-25683</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/mide-kucultme-ameliyatlarindaki-olum-vakalari-artiyor-25683</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde mide küçültme ameliyatları ile ilgili art arda yaşanan birkaç trajik olay, bu ameliyatların ne kadar güvenli olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi. Afyonkarahisar, İstanbul ve Antalya'da yaşanan benzer vakalar, mide küçültme ameliyatlarının ardından hastaların hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Son yıllarda hızla artan mide küçültme ameliyatları, kilo vermek isteyen birçok kişi için bir umut ışığı oldu. Ancak bu operasyonlar her zaman beklenen sonuçları vermiyor; hatta bazı durumlarda ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Son günlerde art arda yaşanan birkaç trajik olay, bu ameliyatların ne kadar güvenli olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi. Afyonkarahisar, İstanbul ve Antalya'da yaşanan benzer vakalar, mide küçültme ameliyatlarının ardından hastaların hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Peki bu vakaların ardındaki olası nedenleri nelerdir? Sağlık sektöründe yaşanan ihmallerin konuyla bağlantısı var mı?</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/26/haber-gorseli-1724681418-254-x750.jpeg" style="height:422px; width:750px" /></p>

<p><strong>AFYONKARAHİSAR'DA İKİ ÇOCUK ANNESİ HAYATINI KAYBETMİŞTİ</strong></p>

<p>Afyonkarahisar'da 52 yaşındaki Serpil Aydemir, fazla kilolarından kurtulmak için Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi'nde mide küçültme ameliyatı oldu. Ancak bu ameliyat, beklenmedik bir şekilde Aydemir'in hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Ameliyatın ardından evine taburcu edilen Aydemir, birkaç gün sonra fenalaşarak tekrar hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık iki ay boyunca yoğun bakımda kalan Aydemir, iç kanama geçirerek hayatını kaybetti.</p>

<p>Aydemir'in ailesi, doktorun ameliyat için gerekli önlemleri almadığını ve yaşanan sürecin ihmalden kaynaklandığını iddia ediyor. Özellikle doktorun, Aydemir'in iltihaplı romatizma gibi ciddi bir sağlık sorunu olmasına rağmen, ameliyatın risk taşımadığını söyleyerek güvence verdiği belirtiliyor. Aile, bu güvenceye rağmen Aydemir'in yaşadığı sağlık sorunlarının dikkate alınmadığını ve ölümle sonuçlanan bu süreçte ciddi ihmallerin bulunduğunu öne sürüyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/26/haber-gorseli-3-1724681431-307-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>İSTANBUL'DA GENÇ BİR HAYAT SON BULMUŞTU</strong></p>

<p>İstanbul'da yaşanan bir başka trajik olay ise 19 yaşındaki Rojin Elveren'in mide küçültme ameliyatı sırasında hayatını kaybetmesi oldu. Kağıthane'de bir klinikte başladığı süreç, Bağcılar'daki bir hastanede son buldu. Ailesi, Elveren'in ameliyata uygun olup olmadığını belirlemek için yeterli testlerin yapılmadığını ve ameliyatın aceleye getirildiğini iddia ediyor. Özellikle Elveren'in küçük yaşta kalp hastası olduğu ve bu durumun ameliyat öncesinde yeterince değerlendirilmediği belirtiliyor. Aile, hastane ve doktor hakkında dava açmaya hazırlanıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/26/haber-gorseli-2-1-1724681426-413-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>ANTALYA'DA İNGİLİZ TURİSTİN ÖLÜMÜ</strong></p>

<p>Benzer bir trajedi de Antalya'da yaşandı. İngiliz turist Emma Louise Rhodes, kilo vermek amacıyla Antalya'da bir özel hastanede mide küçültme ameliyatı oldu. Ancak ameliyatın ardından yoğun bakıma alınan Rhodes, iki gün sonra hayatını kaybetti. Hastane yönetimi ölüm nedenini doğal olarak belirtse de aile bu durumu şüpheli buldu. İngiltere'de yapılan bağımsız otopsi sonucunda, hastanenin ve doktorun hatalı olduğu iddia edildi. Aile, Türkiye'de hukuki süreç başlatarak adalet arayışına girdi.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/26/tup-mide-ameliyatlari-1724681495-249-x750.jpeg" style="height:529px; width:750px" /></p>

<p><strong>AMELİYATLARDAKİ RİSKLER VE İHMALLER</strong></p>

<p>Mide küçültme ameliyatları, dünya genelinde yaygınlaşan bir tedavi yöntemi haline geldi. Ancak bu ameliyatlar, ciddi riskler taşıyor ve her zaman sorunsuz geçmiyor. Cerrahi müdahaleler sırasında yapılan hatalar, hastaların hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Özellikle ameliyat öncesinde yeterli tetkiklerin yapılmaması, hastaların sağlık durumlarının yeterince değerlendirilmemesi ve ameliyat sonrası bakımın yetersizliği gibi ihmaller, bu tür trajik sonuçlara yol açabiliyor.</p>

<p>Sağlık sektöründeki bu tür ihmaller, sadece Türkiye'de değil, dünya genelinde de tartışma konusu. Ancak artan vaka sayıları, Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin kalitesini sorgulamaya zorluyor. Özellikle özel hastanelerde ve bazı üniversite hastanelerinde yaşanan bu tür olaylar, daha sıkı denetimlerin gerekliliğini ortaya koyuyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/26/tup-mide-1724681499-977-x750.jpeg" style="height:375px; width:750px" /></p>

<p><strong>“HER AMELİYAT RİSK TAŞIR, ANCAK İHMAL KABUL EDİLEMEZ”</strong></p>

<p>Bu tür ameliyatlarda yaşanan ölümlerle ilgili olarak konuşan uzmanlar, “Her cerrahi müdahale risk taşır ancak ihmaller ise kabul edilemez. Cerrahi operasyonlar titizlikle yapılmalı. Ameliyat öncesi ve sonrası süreçlerde hastaların yakından izlenmesi gerekiyor.” dedi. Ayrıca, ameliyat kararının verilmeden önce hastaların tüm sağlık durumlarının detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiği de uzmanların üzerinde durduğu bir diğer önemli konu.</p>

<p>Son yıllarda artan mide küçültme ameliyatları, birçok insan için umut olsa da yaşanan bu tür trajik olaylar, sağlık sektöründe daha sıkı denetimlerin yapılması gerektiğini gösteriyor. Hastaların bu tür ameliyatlar öncesinde detaylı bir şekilde bilgilendirilmesi, risklerin net bir şekilde ortaya konması ve ameliyatların yalnızca gerekli olduğu durumlarda yapılması gerekiyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Aug 2024 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/08/mide-kucultme-ameliyatlarindaki-olum-vakalari-artiyor-1724740562.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maymun çiçeği virüsü hakkında bilinen yanlışlar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/maymun-cicegi-virusu-hakkinda-bilinen-yanlislar-25671</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/maymun-cicegi-virusu-hakkinda-bilinen-yanlislar-25671</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemde dünya genelinde yayılan maymun çiçeği virüsü (monkeypox) hakkında pek çok yanlış bilgi dolaşıyor. Özellikle, virüsün sadece cinsel yolla bulaştığı yönündeki iddialar oldukça yaygın. Uzmanlar, bu bilginin doğru olmadığını ve virüsün esas bulaşma yollarının farklı olduğunu belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzmanlar Maymun çiçeği hastalığının,&nbsp;<strong>Orthopoxvirus&nbsp;</strong>ailesine ait bir virüs türüdür ve insanlara genellikle kemirgenler veya diğer hayvanlardan bulaşır. Belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, sırt ağrısı, şişmiş lenf düğümleri ve döküntüler bulunur. Bu döküntüler, zamanla kabarcıklar haline gelir ve sonunda kabuklanır diye tanımlıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/24/sakarya-da-maymun-cicegi-iddiasina-iliskin-aciklama-1724509828-434-x750.jpeg" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p><strong>Uzmanlar&nbsp; maymun çiçeği virüsünün yayılma yolları hakkında şu açıklamalarda bulunuyor:</strong></p>

<p>"Maymun çiçeği virüsü, cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak sınıflandırılamaz. Virüsün bulaşması için enfekte kişiyle uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu, cinsel ilişki sırasında da gerçekleşebilir, ancak virüsün bulaşma yolu yalnızca cinsel temasla sınırlı değildir. Enfekte kişilerle doğrudan temas eden herkes risk altındadır."</p>

<p>Uzmanlar ayrıca hava yoluyla bulaşmıyor ağızdan çıkan su kabarcıkları yoluyla bulaşma durumu bulunuyor. Pandemi döneminde ki COVID gibi hava yoluyla bulaşan bir hastalık olmadığını vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/24/maymun-cicegi-virusu-1724509837-141-x750.jpeg" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Edilinen bilgilere göre Burçalık köyünden Pazaryeri ilçesine seyir halindeki N. Y idaresindeki 3 tekerlekli elektrikli bisiklet ilçe yakınlarında Bursa karayolunda sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yaşanan kazada elektrikli bisiklet sürücüsü N. Y ve yanında yolcu olarak bulunan 15 yaşındaki oğlu S. Y yaralandı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İhbar üzerine olay yerine 112 Acil Servis ekipleri sevk edilirken, yaralılara ilk müdahale Sağlık ekiplerince kaza yerinde yapıldı. Yararlılar Pazaryeri İlçe Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Jandarma ekipleri kazayla ilgili inceleme başlattı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 20:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-hakkinda-bilinen-yanlislar-1724519574.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş gözlüğü alırken bunlara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunes-gozlugu-alirken-bunlara-dikkat-25633</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/gunes-gozlugu-alirken-bunlara-dikkat-25633</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, yaz aylarının vazgeçilmez ürünlerinden olan güneş gözlüklerini kullanırken, göz sağlığı için dikkat edilmesi gerekenler hususunda vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Yaz aylarının vazgeçilmez ürünlerinden olan güneş gözlükleri optikçilerden bijuterilere, alışveriş merkezlerinden çarşılara ve pazarlara kadar birçok yerde satılıyor. Uzmanlar, göz sağlığı açısından her güneş gözlüğünü kullanmamaları gerektiği konusunda vatandaşları uyarıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/14/5cfa363fae784929a4ca7ae6-1723628830-255-x750.webp" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p>Güneş gözlüğü kullanılmasının sebebinin, gözleri zararlı güneş ışınlarından korumak olduğunu kaydeden uzmanlar, ultraviyole ışınlar içeren güneş ışınlarının gözler için tehdit oluşturabileceğini, bunun için de doğru gözlük kullanımının önemli olduğunu vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/08/14/sahte-gunes-gozlugu-nasil-anlasilir-dogru-gunes-gozlugu-ozellikleri-1695300102-3526-1723628834-847-x750.webp" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p>Konu ile ilgili Herkes Duysun muhabirine açıklamalarda bulunan Optik İşletmecisi Haluk Devletkuşu, “Güneş gözlüğü sanılanın aksine önemli bir eşyadır. Çünkü güneş gözlükleri sağlığımızı doğrudan etkileme özelliğine sahiptir. Kalitesiz güneş gözlükleri yapımında ultraviyole ışın değerlerine dikkat edilmediği için bu şekilde üretilen gözlükler göz sağlığımız için ciddi tehditler oluşturabilir. Kaliteli bir güneş gözlüğü&nbsp; 400 UV (ultraviyole) oranına sahip olmalıdır. Vatandaşların bu oranlara göre güneş gözlüğü almaları kendi sağlıkları için en iyi seçenek olur.” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Devletkuşu ayrıca, numaralı gözlük kullanan vatandaşların güneş gözlüğünü de muhakkak bir uzman doktor kontrolünde kullanmaları gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Aug 2024 23:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/08/gunes-gozlugu-alirken-bunlara-dikkat-1723668432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalar psikiyatrik hastalıkları artırabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-havalar-psikiyatrik-hastaliklari-artirabiliyor-25626</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-havalar-psikiyatrik-hastaliklari-artirabiliyor-25626</guid>
                <description><![CDATA[Yüksek sıcaklıkların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çeken uzmanlar, sıcak havalarda psikiyatrik bozuklukların oluşma riskinin yaklaşık 4 kat arttığı belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, sıcak havaların psikiyatrik sorun yaşayan kişileri nasıl etkilediğini anlattı ve psikiyatrik ilaç kullanan kişilerin sıcak havalarda dikkat etmesi gerekenlere değindi.</p>

<p><strong>YÜKSEK SICAKLIKLAR, PSİKİYATRİK SORUNLAR NEDENİYLE HASTANEYE BAŞVURU SAYISINI ARTIRIYOR</strong></p>

<p>İklim değişikliğinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmaların son birkaç yılda önemli ölçüde arttığını belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Isıya bağlı hastalık ile psikiyatrik bozuklukların gelişme riski arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada, psikiyatrik bozuklukların oluşma riskinin 4 kata yakın arttığı tespit edildi. Şizofreniform bozukluklar, travma sonrası stres bozuklukları ve akut stres bozukluğu dışındaki psikiyatrik bozuklukların gelişimi ile ilişkiliydi. Sıcaklık, psikiyatrik bozuklukların artması üzerinde potansiyel bir tehlike olabileceği sonucuna varıldı.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/08/13/1723529600-elvan-ciftci-1723532378-652-x750.jpeg" style="height:420px; width:750px" /></p>

<p>1993-2006 yılları arasında, Güney Avustralya'da sıcak hava dalgalarının, hastaneye başvurular ve zihinsel, davranışsal ve bilişsel bozukluklara atfedilen ölümler üzerindeki etkisinin araştırıldığı bir başka araştırmadan bahseden Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi,&nbsp;“Tüm akıl hastalıkları için 26,7 derecelik ortam sıcaklığı eşiğinin üzerinde hastaneye başvurularda yüzde 7,3'lük bir artış olduğu bildirildi. Yüksek hava sıcaklıklarının demans, ruh hali duygusal bozuklukları, nevrotik, strese bağlı ve somatoform bozukluklar, psikolojik gelişim bozuklukları ve yaşlılık gibi organik hastalıklara bağlı hastaneye başvuru oranları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görüldü. Ayrıca araştırmacılar 65-74 yaş grubundaki kişilerde ve şizofreni, şizotipal ve sanrısal bozukluk hastalarında ruhsal bozukluklara atfedilen ölümlerde bir artış gözlemlemiştir. Benzer şekilde, Toronto, Kanada'da, yüksek sıcaklıklar ile zihinsel ve davranışsal hastalıklarla ilişkili acil servis ziyaretleri arasında şizofreni, duygudurum ve nevrotik bozukluklara yönelik önemli eğilimler ile bir ilişki olduğu rapor edilmiştir.” dedi.</p>

<p><strong>PSİKİYATRİK İLAÇLARIN YAZ DÖNEMİNDE DÜZENLENMESİ GEREKEBİLİR</strong></p>

<p>Psikiyatri ilaçları kullanan kişilerin yaz mevsiminde doz ayarlaması yapması gerekebileceğini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, bu konuda yapılmış araştırmalara da değindi:</p>

<p>“1950'den 1984'e kadar New York Eyaleti psikiyatri hastanesindeki ölüm verilerini analiz eden araştırmacılar, bu dönemde psikiyatri hastalarının sıcak hava dalgası sırasında ölme riskinin genel nüfusa göre iki kat daha fazla olduğunu belirtti. Ayrıca, antipsikotik ilaçların geniş çapta kullanıma sunulmasından önce, 1950'lerde ölüm riskinin 1980'lere göre daha yüksek olduğunu da gözlemledi. Hem psikiyatrik hastalığın hem de antipsikotik ilaç kullanımının sıcak hava dalgaları sırasında artan ölüm riskine katkıda bulunduğu sonucuna varıldı.”</p>

<p>Antidepresanlar ve antipsikotik ilaçların, monoaminlerin seviyelerini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Sıcak hava dalgaları sırasında antipsikotik ilaçlar uyumsuz etkiler oluşturabilir. Antikolinerjik ilaçlar veya antikolinerjik etkileri olan ilaçlar terlemeyi bozar, ısı atılımını azaltır, böylece kullanıcılarının sıcak hava dalgalarına karşı savunmasızlığını artırır. Bazı ilaçlar derideki kan akışının azalmasına, dolayısıyla hipertermiye yani sıcak çarpmasına neden olabilir. Antikolinerjik etkiler dışında diğer hücresel tepkimeler ile de ısı dengesi değişebilir. Özellikle egzersiz yapan kişilerde vücut sıcaklığını önemli ölçüde artırabilir. Susuzluk algısı, düzenleme sisteminin çeşitli seviyelerindeki ilaçlar tarafından bozulabilir, bu da dehidrasyonun gelişmesine katkıda bulunur. Psikiyatrik ilaçların yaz döneminde düzenlenmesinde, psikiyatri doktorunuz ile iş birliğinde olmanız gerekir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Aug 2024 11:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/08/sicak-havalar-psikiyatrik-hastaliklari-artirabiliyor-1723537162.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak çarpmasında hayat kurtaran önlem... Günün bu saatleri çok riskli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-carpmasinda-hayat-kurtaran-onlem-gunun-bu-saatleri-cok-riskli-25560</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-carpmasinda-hayat-kurtaran-onlem-gunun-bu-saatleri-cok-riskli-25560</guid>
                <description><![CDATA[Anne babaların “Aman güneşin altında durma, şapka tak, öğlen sıcağında evden çıkma, güneş kremi sür” uyarıları, yaz aylarının giderek daha da sıcak geçtiği günümüzde daha da anlamlı bir hale geliyor. Üstelik sadece bebek ve çocuklar değil, özellikle kronik hastalıkları olanlar ve ileri yaştaki kişiler “sıcak çarpması” tehdidiyle daha fazla karşı karşıya kalıyor.  11.00 – 16.00 saatleri sıcağa maruz kalma açısından en tehlikeli saatler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yüksek sıcaklıklarda vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının yetersiz kalarak aşırı ısınmasına “sıcak çarpması” denildiğini belirten Dr. Kayra Aydoğan Taşcı, yaz sıcaklarında vücudun kendini soğutmaya çalışırken maruz kaldığı baskı; kalp ile diyabet gibi hastalıkların kötüleşmesine, felce ve böbrek hasarına yol açabildiğini söyledi.</p>

<p>"Sıcak çarpması şiddetli tablolarda ölümcül de olabiliyor" diyen Dr. Taşcı, "Dolayısıyla yüksek vücut ısısı, aşırı terleme, kafa karışıklığı, konuşma bozukluğu, sersemlik hissi, artmış kalp hızı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi belirtilerde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması yaşamsal öneme sahip. Sıcak çarpması tedavisinde vücut sıcaklığını mümkün olan en kısa sürede normal seviyelere indirmek; beyin, kalp ile böbrekler gibi hayati organların fonksiyonlarını korumak ve hasarı önlemek hedefleniyor” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUK VE YAŞLILARDA SICAK ÇARPMASI RİSKİ ARTIYOR!</strong></p>

<p>Küresel sıcaklıkların ve nemin artması nedeniyle 65 yaş üstü kişilerde sıcağa bağlı ölümlerin geçtiğimiz yıllarda yüzde 85 oranında arttığı belirtiliyor. Bu nedenle ciddi bir sağlık sorunu olan sıcak çarpmasında, erken tanı ve acil müdahale büyük önem taşıyor. Vücudun ısı dengeleme ve terleme mekanizması çocuklarda henüz gelişmediği; yaşlılarda ise zayıfladığı için bu gruplar ile kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkları olan bireyler daha fazla risk altında oluyor. Sıcak havalarda efor sarf eden, açık havada çalışan, seyahat yoluyla sıcak havaya aniden maruz kalan kişilerin yanı sıra kan damarlarını daraltan, adrenalini bloke ederek kan basıncını düzenleyen, vücuttaki sodyum ve suyu atan veya psikiyatrik semptomları azaltan ilaçlar kullanan kişilerin de sıcağa karşı daha fazla önlem almaları gerekiyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/07/30/1722150269-dr-kayra-aydo-an-ta-ci-1722342350-856-x750.jpeg" style="height:945px; width:750px" /></p>

<p><strong>SICAK ÇARPMASINA KARŞI KRİTİK ÖNLEMLER!&nbsp;</strong></p>

<p>Sıcak çarpmasını önlemenin tedaviden daha etkili olduğunun altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kayra Aydoğan Taşcı, gündelik hayatta alınabilecek bir dizi önlem sıraladı. İşte o önlemler:</p>

<p><strong>BU SAATLER ARASINDA SOKAĞA ÇIKMAYIN!&nbsp;</strong></p>

<p>Güneşin etkisinin yoğun olduğu öğle saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçının. Çok sıcak havalarda 11.00 – 16.00 saatleri sıcağa maruz kalma açısından en tehlikeli saatlerdir. Günün bu en sıcak kısmını kapalı alan aktiviteleriniz ve dinlenmeniz için kullanın.</p>

<p>Koyu renkli ve kalın veya üzerinize sıkı oturan giysiler vücudunuzun düzgün bir şekilde soğumasına izin vermez. Koyu renkler güneş ışığından gelen ısıyı emer, açık renkler ise yansıtır. Dolayısıyla hafif, açık renkli ve bol giysiler giymeyi alışkanlık edinin. Nefes alabilen kumaşlardan yapılmış, dışarıdayken içinde rahat edeceğiniz türden giysiler seçin. Bebek ve çocuklar daha az terledikleri için aşırı ısınma riski altında oluyorlar, bu da sıcakta serinleme yeteneklerini sınırlıyor. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda bebekleri aşırı giydirmemeye özellikle dikkat edin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jul 2024 15:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/sicak-carpmasinda-hayat-kurtaran-onlem-gunun-bu-saatleri-cok-riskli-1722343368.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman:  &quot;GÖZ SAĞLIĞINIZI, DOĞRU BESLENEREK KORUYUN&quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/op-dr-hanife-ozturk-kahraman-goz-sagliginizi-dogru-beslenerek-koruyun-25509</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/op-dr-hanife-ozturk-kahraman-goz-sagliginizi-dogru-beslenerek-koruyun-25509</guid>
                <description><![CDATA[Göz sağlığına her yaşta dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, bağışıklık sistemini önemli ölçüde güçlendiren doğru beslenmenin, göz sağlığını da koruduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğru beslenme ve vitaminlerin görme problemlerinin önlenmesinde faydalı olacağını hatırlatan Kahraman, Omega 3 yağ asitleri, çinko, C ve E vitamini almanın katarakt gibi yaşla ilgili olan görme problemlerinin önlenmesine yardımcı olacağını dile getirdi.</p>

<p>Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, "Ispanak gibi yeşil ve yapraklı sebzeleri, somon, ton balığı ve diğer yağlı balıklar, yumurta ve diğer protein kaynakları, portakal ya da turunçgiller ailesine ait diğer meyveleri ya da taze meyvelerden elde edilen meyve sularını düzenli tüketmek göz sağlığını korumada önem taşıyor" dedi.</p>

<p><strong>DÜZENLİ MUAYENE ŞART</strong></p>

<p>Düzenli göz muayenesinin büyük önem taşıdığını da belirten Kahraman, "Gözle ilgili herhangi bir</p>

<p>şikayet olmasa bile olası risklerin erken tespiti için uzman hekimler tarafından yapılacak kontrol,</p>

<p>göz rahatsızlıklarının tanı ve tedavisini kolaylaştırır" diye konuştu.</p>

<p>Göz sağlığını korumak için alınması gereken bir dizi önlemler olduğu bilgisini de veren Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, şunları söyledi: "Gözü yoran televizyon ve bilgisayar ekranına uzun süre yakından bakmayın. Kitap okurken gözünüzle kitap arasında en az 30 cm mesafe olmasına dikkat edin. Çok az ya da çok fazla ışıkta okuyup yazmayın. Göz hastalıklarına neden olan bazı mikroplara karşı gözlerinizi temiz tutmaya özen gösterin. Doğru güneş gözlüğü kullanmanın da gözlerinizi güneşin UV ışınlarına karşı koruyacağını unutmayın"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jul 2024 20:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/op-dr-hanife-ozturk-kahraman-goz-sagliginizi-dogru-beslenerek-koruyun-1721411002.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu içecekler serinletiyor... Ya kalori miktarları?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-25451</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-25451</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı yaz sıcaklarında çok da düşünmeden bir çırpıda başımıza diktiğimiz, içimizi ferahlatan soğuk içecekler bilinçsiz tüketildiğinde obeziteden diyabete dek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, 200 ml denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, özellikle yaz aylarında değil terleme yoluyla nefes alıp verirken bile sıvı kaybettiğimiz için vücudun&nbsp;suya ihtiyacının arttığını söyledi.</p>

<p>Günde 2,5 litreden az su içmemek gerektiğine dikkati çeken Tokgöz, pek çok kişi aşırı sıcaklarda su yerine soğuk şekerli içeceklere yönelebildiğini, oysa gerek vücudumuzun sıvı ihtiyacını karşılamak gerekse serinlemek için kesinlikle sağlıksız, katkılı ve yapay içeceklerden uzak durmak çok önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1720504389-s-la-bilgili-tokg-z-1720531902-704.jpeg" style="height:946px; width:750px" /></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz aşırı sıcaklarda evde hazırlayabileceğiniz serinleten içecekleri, bir su bardağına (200 ml) denk gelen kalori miktarlarını ve tariflerini anlatarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERSİZ LİMONATA ( 200 ML/ 65 KALORİ)&nbsp;</strong><br />
Yaz ayı denilince akla ilk gelenlerden biri ev yapımı limonata oluyor. 1 su bardağı limonatanın (200 ml) 65 kalori içerdiğini belirten Sıla Bilgili Tokgöz, içerisinde bal olduğu için 1 yaş altı çocuklardan uzak tutulması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>İki büyük limon ve bir portakalın kabuklarını rendeleyip suyunu sıkın. Üç yemek kaşığı çiçek balı, bir tutam fesleğen ya da nane ve bir litre su ekleyerek derin bir sürahide karıştırın. Buzdolabında en az iki saat dinlenmeye bırakın. Sonra ince bir süzgeç ile süzün. Bol buz, nane veya fesleğen yaprakları ile servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>KARPUZ VE KAVUNLU MADEN SUYU (200 ML/120 KALORİ)</strong><br />
Yazın vazgeçilmez meyvelerinden karpuz ve kavun içeriğindeki yüksek su oranıyla öne çıkıyor. Bu meyveleri maden suyuyla buluşturunca ortaya 120 kalorilik lezzetli bir içecek çıkıyor. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Tokgöz, glisemik indeksi yani kan şekerini yükseltme hızı oldukça yüksek olduğundan diyabet hastalarının bu içeceği daha az ölçüyle ve dikkatli tüketmeleri gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Tarifi: </strong>İki dilim karpuz (200 gr) ve iki dilim kavunu (200 gr) buzlukta iki saat dondurun. Daha sonra taze nane yapraklarıyla blenderden geçirin. Üzerine yarım limon suyu ve bir şiye maden suyu ekleyerek tüketebilirsiniz. &nbsp;</p>

<p><strong>YABAN MERSİNLİ SMOOTHİE (200 ML/ 250 KALORİ)</strong><br />
Özellikle yazın kahvaltı için farklı alternatif arayanların da severek tüketeceği tok tutan ve serinleten içeceklerden biri; yaban mersinli smoothie. Bir bardağı (200 ml) 250 kalori olan bu içeceğin; içerisindeki çilek ve yaban mersini sayesinde C vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengin olduğunu söyleyen Tokgöz “Yulaf içerisindeki lif sayesinde mideyi daha geç terkederek daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor. Süt hem kalsiyum hem protein bakımından günlük alıma katkı sağlıyor. Glisemik indeksi düşük meyve kullanıldığı için diyabet hastaları da rahatlıkla tercih edebilirler” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Sekiz adet yaban mersini, bir su bardağı süt, iki yemek kaşığı yulaf ve bir çay kaşığı toz tarçını bir kaba koyarak blenderden geçirip tüketebilirsiniz. Daha şekerli bir tat arayanlar bu tarife bir adet muz da ilave edebilirler. Süt ve süt ürünlerine intoleransı olanlar ise badem veya yulaf sütü gibi bitkisel içecekler de tercih edebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>MEYVELİ KEFİR (200 ML/195 KALORİ)</strong><br />
Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, kefirin probiyotik etkinliği ile bağırsak dostu bir içecek olduğunu vurgulayarak “İçerisindeki kalsiyum ve protein sayesinde kas ve kemik sağlığı için de son derece önemli. Ek gıda döneminde bebeklerin bile rahatlıkla içebileceği hem çok sağlıklı hem de çok doyurucu bir içecek tarifi olarak öne çıkıyor” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Bir su bardağının dörtte üçü kadar kefiri, yarım çay bardağı suyu, bir küçük muzu ve iki adet kayısıyı blenderden geçirdikten sonra içebilirsiniz. Diyabet hastaları için; kiraz, şeftali, elma ve çilek gibi kan şekerini hızlı yükseltmeyen besinler tercih edilebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>SAĞLIKLI REYHAN ŞERBETİ (200 ML/32 KALORİ)</strong><br />
Osmanlı mutfağından günümüze kadar gelen bu vazgeçilmez şerbetin oldukça sağlıklı olduğunu belirten Tokgöz şöyle konuşuyor: “Reyhan, antioksidan-bağışıklık destekleyici ve mide bağırsak yakınmalarına, hazımsızlığa iyi geliyor. Şerbet deyince akla hemen şekerli bir içecek gelse de yüksek şeker ve kalori alımı vücutta yağ olarak depolanıp hızla kilo aldırdığı için rafine şeker kullanmadan da reyhan şerbeti hazırlayabilirsiniz.”</p>

<p><strong>Tarifi:&nbsp;</strong>Bir demet taze reyhanı yıkayıp bir kaseye alın. Üzerine bir litre sıcak su döküp içerisine bir adet kabuk tarçın, beş adet karanfil ve bir adet limon suyu ekleyerek soğuyana kadar bekleyin. Soğuduktan sonra iki yemek kaşığı hurma özü veya balı ekleyip bol buzla servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>SOĞUK ŞEFTALİLİ YEŞİL ÇAY (200 ML/60 KALORİ)</strong><br />
Hazır satılan soğuk çayların yüksek oranda rafine şeker içerdiğini, bu nedenle evde hazırlayarak hem aşırı sıcaklarda serinleyip hem de sağlıklı içecek olarak tüketebileceğinizi belirten Sıla Bilgili Tokgöz, bir su bardağı (200 ml) içeceğin 60 kalori olduğunu söylüyor. Tokgöz şöyle konuşuyor: “Termojenik etkiye bağlı olarak yeşil çay daha fazla enerji harcanmasını sağlıyor. Aynı zamanda yeşil çay polifenolik bileşenlerinin etkisiyle de kilo kaybına ve ödem atmaya da yardımcı oluyor. Ancak içeriğindeki kafein sebebiyle yüksek tansiyonu, kardiyovasküler hastalığı ve böbrek hastalığı olanların dikkat etmesi gerekiyor.”</p>

<p><strong>Tarifi: </strong>İki adet poşet yeşil çayı ya da bir yemek kaşığı dökme yeşil çayı yarım litre kaynatılmış suda demleyin. Soğumaya bırakın. İki adet olgun şeftaliyi bir çay bardağı su ile blenderden geçirip bir sürahiye süzün. Ardından üzerine soğumuş yeşil çayınızı ekleyip buzla servis edebilirsiniz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jul 2024 20:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/bu-icecekler-serinletiyor-ya-kalori-miktarlari-1720546649.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutsuz evlilik kalp krizi riskini artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/mutsuz-evlilik-kalp-krizi-riskini-artiriyor-25446</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/mutsuz-evlilik-kalp-krizi-riskini-artiriyor-25446</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda 18,6 milyondan fazla ölüme yol açan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kötü beslenme, az egzersiz, diyabet, hipertansiyon, sigara ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin dışında kalbe zarar veren birçok unsur olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Akla ilk gelen örneklerden olmasa da vardiyalı çalışma, horlama, mutsuz evlilik veya çok televizyon seyretmek gibi alışkanlıklar kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul (İGFA)</strong> - Kalp sağlığı ile doğrudan ilişkilendirilmeyen bu durumların yoğun yaşam döngüsü içinde gözden kaçtığına değinen Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bu negatif çevresel etkenlerden uzaklaşmak kardiyovasküler hastalıklara karşı gardımızı almamıza yardımcı olur” diye konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan çok bilinmeyen 12 kalp sağlığı düşmanını sıraladı;&nbsp;</p>

<p><strong>TRAFİKTE GEÇEN SÜRE RİSKİ ARTIRIYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Tampon tampona trafikte kalmış olan herkes bu durumun çok stresli olduğunu söyler. Araştırmalar da trafikte bir saat geçirmenin kalp krizi olasılığını artırdığını gösteriyor. Otoyoldaki yüksek gürültü seviyeleri de kalp hastalıklarına etki edebiliyor. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde seyahat etmekten kaçınamıyorsanız, rahatlatıcı müzikler dinleyerek stresi azaltmaya çalışın. Ya da yolculuğu paylaşın ve yol arkadaşınızla sohbet edin.</p>

<p><strong>MUTSUZ EVLİLİK KALBİ YORUYOR&nbsp;</strong></p>

<p>İyi bir eş seçimi kalbinizi mutlu ve sağlıklı kılar. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, birlikteliklerinden memnun olan yaşlı yetişkinlerin kalp hastalığı riski, memnun olmayanlara göre daha düşük. Bunun muhtemel nedeni ise stres. Stresli olduğunuzda, kötü beslenme tercihleri yapmanız ve sigara gibi kalp sağlığınıza zarar verebilecek alışkanlıklara yönelmeniz daha olasıdır. Ek olarak stres hormonlarının da başlı başına kalp üzerinde olumsuz bir etkileri bulunur.</p>

<p><strong>VARDİYALI ÇALIŞMA “İÇ SAATİMİZİ” BOZUYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Kanada’daki Western Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre,&nbsp;gece veya düzensiz saatlerde çalışmak&nbsp;kalp krizi riskini artırıyor. Vardiyalı çalışmanın vücudun sirkadiyen ritmi yani diğer bir deyişle “iç saati” üzerinde kötü bir etkisinin olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da kalp zarar görüyor. Bu nedenle düzenli olarak gündüz saatlerinde çalışmıyorsanız, kalp hastalığı riskinizi azaltmak için ekstra adımlar atın. Egzersiz yapın, dengeli beslenin ve doktorunuza düzenli aralıklarla kontrole gidin.</p>

<p><strong>KALP YALNIZLIĞI SEVMİYOR</strong></p>

<p>Sevdiklerinizle vakit geçirmeniz stres oranınızı azaltır ve aktif kalmanıza yardımcı olur. Bu açıdan yalnız insanların kalp hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksek olabilir. Ailenizin veya yakın arkadaşlarınızın yakınında değilseniz, ihtiyacı olan birilerine yardım ederek veya bir kedi / köpek sahiplenerek sosyal bağlantılar kurmaya çalışabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>DİŞ SAĞLIĞI ÖNEMLİ&nbsp;</strong></p>

<p>Diş eti hastalığı olan kişilerde kalp hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Aradaki bağlantı net değildir ancak diş etlerindeki bakterilerin kan dolaşımına geçerek kan damarlarının iltihaplanmasına ve diğer kalp sorunlarına yol açtığı tahmin ediliyor.<strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>ERKEN MENOPOZ RİSKİ ARTIRIYOR&nbsp;</strong></p>

<p>46 yaşından önce&nbsp;menopoza&nbsp;girenlerin kalp krizi ya da felç geçirme olasılığı, 46 yaşından sonra menopoza girenlere göre iki kat daha yüksek olabilir. Kalp dostu etkilere sahip bir hormon olan östrojen menopoz döneminde düşüşe geçtiği için erken menopoza girenlerde kalp hastalıkları riskinin arttığı sonucuna varılabilir.</p>

<p><strong>HORLUYORSANIZ MUTLAKA DOKTORA BAŞVURUN&nbsp;</strong></p>

<p>Partneriniz düzenli olarak horladığınızı veya uyurken nefes nefese kalıyormuş gibi sesler çıkardığınızı söylüyorsa doktorunuza görünmeyi ihmal etmeyin. Bu belirtiler uyku apnesi rahatsızlığının habercisi olabilir. Bu hastalık, hava yolunuz kısmen tıkandığında ortaya çıkabilir ve nefes alıp verişlerinizde duraksamalara yol açabilir.<strong>&nbsp;</strong>Dolayısıyla bu bozukluk; yüksek tansiyon, düzensiz kalp atışı, felç ve kalp yetmezliği ile bağlantılıdır. Tedaviler daha kolay nefes almanıza yardımcı olabilir ve kalp hastalığı riskinizi de azaltabilir.</p>

<p><strong>HEPATİT C KALPTEKİ HÜCRE VE DOKULARI ETKİLİYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Araştırmacılar Hepatit C’nin kalptekiler de dahil olmak üzere vücut hücreleri ve dokularında iltihaplanmaya neden olabileceğini düşünüyor. Herhangi bir kalp semptomunuz varsa doktorunuzla birlikte takip edin.</p>

<p><strong>6 SAATTEN AZ UYUYORSANIZ DİKKAT&nbsp;</strong></p>

<p>Geceleri rutin olarak 6 saatten az uyuduğunuzda, yüksek tansiyon ve kolesterol riskinizi artırırsınız. Obez olma ve diyabete yakalanma ihtimaliniz de artar ve bunların her ikisi de kalbinize zarar verebilir. 6 saatten az uyumamak, gün boyunca uyumanız gerektiği anlamına gelmez. Düzenli olarak 9 saatten fazla yatar pozisyonda vakit geçirirseniz de kalp hastalığı için önemli risk faktörleri olan diyabet ve felç geçirme olasılığınız artar. Beyninize, vücudunuza, kalbinize iyi bakın ve gecede 7 ila 9 saat uyumayı hedefleyin.</p>

<p><strong>GÖBEK BÖLGESİNDE YAĞLANMA TEHLİKELİ&nbsp;</strong></p>

<p>Her türlü fazla kilo kalbiniz için zorluk çıkarır ancak özellikle göbek yağları oldukça tehlikelidir. Göbeğinizdeki yağ vücudunuzun kan basıncını yükseltebilecek hormonları veya diğer kimyasalları üretmesini tetikleyebilir. Bel çevresi kadınlarda 85 cm’den, erkeklerde ise 100 cm’den fazlaysa, bir diyet ve egzersiz planı için doktora başvurmak gerekir.</p>

<p><strong>FAZLA TV İZLEMEK KALP KRİZİ RİSKİNİ YÜZDE 20 ARTIRIYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Çok fazla televizyon seyreden kişilerin kalp sorunlarına yakalanma olasılığı, televizyon sürelerini sınırlayanlara göre daha yüksektir. Günde televizyon izleyerek geçirdiğiniz her saat, kalp hastalıkları riskinizi neredeyse yüzde 20 oranında artırabilir. Oturmak bu maddenin en olası suçlusudur ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla bağlantılıdır.</p>

<p><strong>FAZLA EGZERSİZ DE ZARAR&nbsp;</strong></p>

<p>Egzersiz kalbiniz için harikadır. Ancak formda değilseniz veya sadece ara sıra egzersiz yapıyorsanız, yavaş başlayarak dayanıklılığın kademeli olarak artırılması gerekir. Araştırmalar, çok uzun süre veya çok sert egzersiz yapıldığında kalp krizi riskinin arttığına işaret ediyor. Bu nedenle alışkın değilseniz yürüyüş gibi hafif seçenekleri tercih edin. Yüksek kalp hastalığı riskiniz varsa, egzersiz planınız için mutlaka doktorunuzla konuşun ve egzersiz esnasında kalp monitörü kullanmayı düşünün.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jul 2024 15:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/mutsuz-evlilik-kalp-krizi-riskini-artiriyor-1720442760.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elektronik sigaralar tehlike saçıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-25430</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-25430</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, elektronik sigaranın sanıldığı kadar masum olmadığını vurgulayarak, bu cihazların potansiyel tehlikelerine karşı vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Reyhan ÖZBAKIR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlar, sigaranın yerine koyabilecekleri alternatiflere başvururken elektronik sigaraları da oldukça yoğun bir şekilde tercih ediyor.&nbsp;</p>

<p>Fakat uzmanlar, elektronik sigaraların da sağlık açısından ciddi riskler barındırdırdığı ve birçok hastalığa kapı araladığını vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/ek-sigara1-1720166520-894-x750.jpeg" style="height:346px; width:750px" /></p>

<p><strong>SANILDIĞI KADAR MASUM DEĞİL</strong><br />
Son yıllarda geleneksel sigaraya alternatif olarak popüler hale gelen elektronik sigaralar, sağlıklı bir seçenek olarak tanıtılıyor. Ancak, uzmanlar bu cihazların da ciddi sağlık riskleri taşıdığı konusunda uyarılarda bulunuyor. Uzmanlar elektronik sigaraların içerdiği kimyasalların ve nikotinin, uzun vadede kalp ve damar sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtiyor. Öte yandan elektronik sigaraların içindeki sıvıların akciğerlere yapıştığını kaydeden uzmanlar, elektronik sigara kullanımının zamanla solunum yolu hastalıklarına sebep olduğunu belirtiyor.</p>

<p><strong>‘’BAĞIMLILIK YAPICI ÖZELLİKLERİNİ KORUYOR’’</strong><br />
Elektronik sigaraların, içerdikleri nikotin sayesinde bağımlılık yapıcı özelliklerini koruduğunu ifade eden uzmanlar, bunun yanı sıra bu cihazların içindeki likitlerde bulunan kimyasalların solunmasının, akciğerler ve kalp üzerinde zararlı etkilere neden olduğunu kaydediyor. Özellikle kullanmaya genç yaşta başlayan kullanıcılar için bu risklerin daha da yüksek olduğunu belirtiyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/704022-1720166573-200-x750.jpeg" style="height:415px; width:750px" /></p>

<p><strong>‘’AKCİĞER İÇİN BÜYÜK TEHDİT’’</strong><br />
<br />
Uzman isimler, elektronik sigara kullanımının akciğer sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturduğunu da vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>Elektronik sigaraların, sıvı halindeki kimyasalların ısıtılarak buharlaştırılması prensibiyle çalıştığını hatırlatan uzmanlar, bu buharın solunmasının akciğer dokusuna ciddi şekilde zarar vererek çeşitli solunum yolu hastalıklarına yol açtığını ve son yıllarda artan vaka sayılarının, elektronik sigara kullanımının akciğer hastalıkları ile olan bağlantısını açıkça gösterdiğini söylüyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/05/likit-1140x700-1720166602-630-x750.jpeg" style="height:460px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>AROMALAR DA TEHDİT UNSURU</strong></p>

<p>Ayrıca, elektronik sigaraların içerisinde yer alan aroma maddelerinin de ciddi sağlık riskleri taşıdığını kaydeden uzmanlar, bu aromaların çoğunun yüksek sıcaklıkta toksik bileşikler oluşturduğunu ve bu bileşiklerin solunmasının solunum yollarında tahrişe, iltihaplanmaya ve uzun vadede ciddi hastalıklara neden olduğunu vurguluyor.&nbsp;<br />
Uzmanlar, geleneksel sigaraya alternatif olarak piyasaya sürülen ve sağlıklı bir tercih olduğu iddia edilerek bu yönde reklamı yapılan elektronik sigaraların kullanıcılar için büyük sağlık riskleri taşıdığı konusunda vatandaşları uyarıyor ve sağlıklı bir gelecek için tüm sigara kullanıcılarını sigarasız bir hayata davet ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jul 2024 13:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/elektronik-sigaralar-tehlike-saciyor-1720176489.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havuz ve deniz keyfine gölge düşmesin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/havuz-ve-deniz-keyfine-golge-dusmesin-25428</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/havuz-ve-deniz-keyfine-golge-dusmesin-25428</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte serinlemek amacıyla kendimizi sık sık deniz ve havuzun serin sularına bırakıyoruz. Ancak gerekli önlemleri alınmadığında sağlık sorunları gelişebiliyor. İşte havuz ve deniz keyfine gölge düşmemesi için uzmanından önemli uyarılar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, dış kulak yolunun ıslak kalması dolayısıyla enfeksiyonlara açık hale geldiğine dikkati çekti. Kulağın kuru kalmasının önemli olduğunu belirten Dr. Atmış,&nbsp;"Bunun için dikkat edilmesi gereken en önemli kural ise yüzdükten veya banyodan sonra kulakta oluşan ıslaklığı dışarıdan yumuşak bir havlu veya bez ile kurutmaktır. Ayrıca gerekirse 30 santim uzakta tutulan düşük ayarlı saç kurutma makinesiyle de kulağı kurutmaya destek olunabilir” dedi.</p>

<p>Kulak enfeksiyonları dış ve orta kulak enfeksiyonları olarak ayrı ayrı ele alındığına dikkati çeken Dr. Esin Özlem Atmış, klulak zarından kulak kepçesine doğru uzanan alanda oluşan enfeksiyonlar dış kulak yolu enfeksiyonları olarak nitelendirildiğini belirtti.</p>

<p>Yaz aylarında daha yaygın görülen bu hastalığın dış kulak yolunda ve kulak kepçesinde yerleşen zararlı mantar veya bakteriler nedeniyle oluştuğuna işaret eden Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, “Özellikle hijyeni iyi sağlanamamış havuz veya kirli deniz sularında bu mikroorganizmalara daha çok rastlanır. Bu nedenle hastalık yaz mevsiminde oldukça sık görülür. Tedavi edilmeyen dış kulak yolu enfeksiyonları; kemik iltihabı, yüz felci, beyin zarı iltihabı, beyin apsesi gibi beyin ile ilişkili ciddi sorunlar oluşturabilir. Dolayısıyla kulak kepçesinde dokunulmayla oluşan ağrı, kulakta tıkanıklık ve işitmede azalma gibi şikayetler başladığında gecikmeden hekime başvurmak çok önemlidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>KULAK ENFEKSİYONUNA KARŞI 6 ETKİLİ ÖNLEM! &nbsp;</strong></p>

<p>Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, yaz aylarında dış kulak yolu enfeksiyonundan korunmanız için almanız gereken önlemleri şöyle sıraladı:&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Kirli veya temizliğinden şüphe duyduğunuz sularda yüzmeyin</li>
	<li>Doktorunuz önerdiyse, yüzerken su geçirmeyen kulak tıpalarından faydalanın.&nbsp;</li>
	<li>Yüzdükten sonra mutlaka duş alın&nbsp;</li>
	<li>Duş sonrasında kulaklarınızı iyi kurutmanız gerekiyor. Dış kulağınızı asla kulak pamuğu gibi materyaller ile temizlemeye çalışmayın. Dışarıdan yumuşak bir havlu veya bez ile kurutun. Gerekirse, kulağınızdan 30 santim uzakta tuttuğunuz düşük ayardaki saç kurutma makinesiyle kurutmaya destek olabilirsiniz.&nbsp;</li>
	<li>Buşon (kulak kiri) probleminiz varsa tatil öncesinde kulak temizliği için kulak, burun ve boğaz uzmanı bir hekime başvurun.&nbsp;</li>
	<li>Kulağınız kaşındığı zaman tırnaklarınızı dış kulağınız ile temas ettirmeyin. Zira yabancı sert bir cisimle kaşımak da kulağı enfeksiyona açık hale getiriyor. Çok kaşıntı olması durumunda parmağınızı dış kulak kıkırdağına bastırarak kaşımanız daha güvenli olacaktır.&nbsp;</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jul 2024 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/07/havuz-ve-deniz-keyfine-golge-dusmesin-1720166393.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Rezil olacağım’ düşüncesi sosyal anksiyeteyi tetikliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/rezil-olacagim-dusuncesi-sosyal-anksiyeteyi-tetikliyor-25398</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/rezil-olacagim-dusuncesi-sosyal-anksiyeteyi-tetikliyor-25398</guid>
                <description><![CDATA[Kaygı belirtilerinin korkutucu bir durumla karşılaşıldığında ortaya çıkan belirtilerle benzer olduğunu belirten uzmanlar ses titremesi, nabızda veya kalp ritminde yükselme, ellerde titreme, yüzde kızarma ve odaklanma güçlükleri görülebileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar, insanların hayatını olumsuz etkileyebilen sosyal anksiyete hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>KAYGI BELİRTİLERİ KORKU BELİRTİLERİNE BENZİYOR</strong></p>

<p>Günlük yaşantımızda hemen hemen her ortamda yeni insanlarla bir araya geldiğimizi söyleyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar, “Bazı kişiler bu durumlarla iç içeyken çok rahat işlevselliğini sürdürebiliyor. İnsanlarla beraber olmak, toplum önünde görünür olmak, toplantıda katılım gösterirken paylaşımda bulunmak kişi için sorun olmuyor ve dolayısıyla bu durum onun hayatını, işlevselliğini etkilemiyor. Sosyal anksiyete yaşayan kişiler ise topluluk karşısında, yeni birileriyle tanışırken oldukça yoğun ve onun işlevselliğini bozacak düzeyde kaygı belirtileri yaşıyor.” dedi.</p>

<p>Kaygı belirtilerinin kişinin korkutucu bir durumla karşılaştığında gösterdiği belirtilerle benzer olduğunu ifade eden Gökpınar, “Ses titremesi, nabızda veya kalp ritminde yükselme, ellerde titreme, yüzde kızarma ve odaklanma güçlükleri olabilir.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>DÜŞÜNCELER VE FİZYOLOJİK BELİRTİLER KISIR DÖNGÜ HALİNDE DEVAM EDEBİLİYOR</strong></p>

<p>Sosyal anksiyetenin hangi durumlarda ne şekilde oluşabileceği konusunda örnekler veren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Örneğin; kişinin sunum yapması gerekiyor ve öncesinde sunuma hazırlanıyor. Yeterince bilgiye sahip ve anlatacağı konuya da hakim. Ancak sunuma girmeden önce kişinin zihnine bazı düşünceler gelmeye başlıyor. ‘Rezil olacağım, insanlar beni yetersiz görecek’ ya da ‘heyecanlandığımın farkına varacaklar’ gibi… O anda insanlarla göz göze geldiğinde kişi belirgin bir şekilde anksiyete belirtileri başlıyor. Hali hazırlarda var olan bir kaygı varken bununa birlikte olmaya başlayan diğer bir düşünce geliyor. ‘Elimin titrediğini görecekler, konuya hakim olmadığımı düşünecekler, rezil olacağım’ gibi kişi kaygıyı uyandıracak düşünceler üretmeye başlıyor. Bu durumu kısır döngü olarak düşünürsek zaten ‘rezil olacağım’ kaygısı varken bir yandan fizyolojik belirtilerle beraber bunun karşı taraftan fark edileceği düşüncesiyle heyecan daha da artmaya başlıyor.”</p>

<p><strong>SONUÇ ‘KAÇINMA’ DAVRANIŞI OLABİLİYOR&nbsp;</strong></p>

<p>“Kişiler böyle durumlarla karşılaştığında kaçınma davranışı sergilemeye başlıyor.” diyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar, “Örneğin bir toplantı veya sunumda, okulda ya da bir arkadaş ortamında, kişi artık konuşmaya katılmaktan bir şeyler anlatmaktan kaçınmaya başlıyor. Aslında ‘ben o ortama girersem kesin yetersiz olacağım’ kaygısını ortadan kaldırmak istiyor. Kaygıları ortadan kaybetmek için kişi sanki tedavisi bu yöntemmiş gibi &nbsp;kendince durumu idare etmeye çalışıyor fakat burada önemli bir nokta; beyin bize o anda kaygı sinyalini gönderiyor ve bizi o ortamdan uzaklaştırıyor. Hâlbuki bizim yapmamız gereken o ortamda bulunup kademeli olarak üzerine gitmek ve kaygıyı yönetmeyi öğrenmek. Dolayısıyla bizim için önemli olan sosyal anksiyetenin ne olduğunu, düşünce sisteminde neler yaptığını, belirti anlamında neler yaptığını tanıyıp daha işlevsel yolları bulmaya çalışmak.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>GENETİK, YETİŞTİRİLME VE TECRÜBELER SOSYAL ANKSİYETEDE ETKİLİ OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Kişinin sosyal anksiyete yaşamasının birçok nedeni olduğuna değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar, bu nedenleri şöyle anlattı:</p>

<p>“Genetik yüklülükler sebep olabilir. Kişinin yetiştirilme tutumlarıyla alakalı bazen başarısızlığa, rezil olmaya ve yetersizliğe bağlı aşırı eleştirel tutumda yetiştirilen bireylerde benzer süreçlerin tetiklenmesi muhtemeldir. Hayatta yaşadığı olaylar da ileride kişinin sosyal anksiyete geliştirmesine sebep olabilir. Bireysel olarak kişinin kaygısının temelinde ne olduğu detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Bazen sosyal anksiyete denilen durum, performans anksiyetesi ile de alakalı olabiliyor. Örneğin kişi arkadaş grubuyla gayet rahatken herhangi bir işi yapacağı zaman insanların yanında performans sergilemeye dair kişinin kaygısı olduğu görülebiliyor.”&nbsp;</p>

<p><strong>KAYGILI DÜŞÜNCELER ODAĞIMIZI ELE GEÇİRMEKTE DAHA ETKİLİ</strong></p>

<p>Kaygının son derece normal bir duygu olduğuna vurgu yapan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar herkesin zaman zaman bu duyguyu deneyimlediğini ve belli bir seviyede kişiyi koruyan duygular olduğunu söyledi: “Sizi önlem almaya yöneltir fakat kaygı düzeyi, işlevselliği bozacak duruma gelirse yani kişi o eylemi sergilemekten kendini geride tutmaya başlarsa bu sebeple okul hayatında, aile hayatında, sosyal yaşamında ve mesleki hayatında zaman zaman kayıplar yaşamaya başladığında &nbsp;bizim için kaygı bozukluğu boyutuna evrilmeye başlamıştır.”</p>

<p>Herkesin aklına konu ve ortamdan bağımsız çeşitli düşünceler gelebileceğine de değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Ece Cemre Gökpınar bu durumun da son derece normal olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Böyle durumlarda odağımızı o noktada tutmaya çalışırız fakat kaygılı düşünceler bizim odağımızı ele geçirmekte daha etkilidir. Örneğin bir toplantıda karşı taraftan birisi esnediğinde var olan bir durumu kişiselleştiriyor. Bu durumda kişi insanları sıktığını düşünüyor ve anksiyete belirtileri kendini göstermeye başlıyor. Sosyal fobi kişinin mesleki, aile ve sosyal alan olarak nitelendirdiğimiz tüm alanlarda, bir noktada sosyalliğin barındığını düşünürsek eğer kaçınma davranışlarıyla beraber uzaklaşmalar, zamanla kendilerini izole edildiği gözlemlenir. Örneğin sunum yapılması &nbsp; gerekiyor fakat kaygı nedeniyle yapılamıyor. Birçok sosyallikten&nbsp;kaçınılırken hayatta da birçok şeyden kaçınmamıza yol açıyor. Sosyal fobide, tedavi bu noktada farkındalıkla birlikte başvurulması gereken bir adımdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Jun 2024 22:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/06/rezil-olacagim-dusuncesi-sosyal-anksiyeteyi-tetikliyor-1719688915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Demir Eksikliği Tedavisinde Süreklilik Önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/demir-eksikligi-tedavisinde-sureklilik-onemli-25373</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/demir-eksikligi-tedavisinde-sureklilik-onemli-25373</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kadir Biberoğlu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak görülen demir eksikliği anemisi (kansızlık) hastalığının yaşam kalitesini etkilediğini ve vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hastalığın kalıcı tedavisinin 9 ay kadar sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Biberoğlu, kandaki düşük alyuvar seviyesi bulgusu ile tanı koyulan kansızlıkta önemli olanın altta yatan nedenlerin saptanıp tedavi edilmesi olduğunu belirtti.</p>

<p>Demir eksikliği anemisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Kadir Biberoğlu, "Demir anemisi yani halk tabiriyle kansızlık hastalığı halsizlik, solukluk, baş dönmesi, çabuk yorulma, efor sarf edildiği zaman nefes nefese kalma, taşikardi, kramp gibi şikayetlerle kendini gösterir. Hastalığın ilerleme durumuna göre bu şikayetler daha da belirgin hale gelebilir. Fabrika gibi çalışan kemik iliği bazen yeterince alyuvar üretemez. Kimi durumlarda alyuvarlar dolaşımda normalde 3 ay gibi bir süre kalırken, daha erken sürede temizlenebilir. Tüm dünyada yaygın olarak görülen kansızlık tipi olan demir eksikliği hastalığının başlıca sebebi kan kaybıdır. Kadınlarda menstüral periyod denilen dönemde aşırı uzun ve fazla miktarda kan kayıpları demir eksikliğinin en önemli sebeplerinden biridir. Gebelik döneminde bebek annenin demir depolarını kullanır. Ortalama 500 mg bir demir tüketimi olur. Sık gebelikler, düşükler ayrı bir demir eksikliği kansızlığı sebebidir. Mide asidinin olmaması mide koruyucularının uzun süre kullanılması demir emilimini azaltan bir sebeptir. Romatizma ilaçları da sindirim sistemini tahriş eder. Ülser erozyon, delinme ve kanamaya yola açabilir. Bunların sık kullanımı, sindirim sistemi kanalında 50 ml'nin altında kan içeriği olduğunda dışkı renginde siyahlaşma olmadığı için fark edilmeden bir demir eksikliğine yol açar"</p>

<p><strong>ALTTA YATAN ASIL SEBEP BULUNMALI</strong></p>

<p>Hastalıkta kansızlık tedavisinin tek başına yeterli olmadığını kanamaya neden olan asıl sebebin bulunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Kadir Biberoğlu, şu bilgileri verdi: "Hemoglobin düzeyiyle bu hastalığa tanı konur. Kandaki alyuvarda bulunan hemoglobin, dokulara oksijen taşınması ve dokuların beslenmesi için çok önemlidir. Erişkinlerde demir eksikliği kansızlığı saptandığında asla demir düşüklüğü tedavisi tek başına yeterli olmuyor. Mutlaka bu hastada vücuttaki kanama yapan sebebi ortayı çıkarıp araştırmak gerekir. Kadın hastalara Kadın Doğum Uzmanı myom, hormonal ve aşırı adet kanaması konsültasyonları yapmalıdır. Eğer hastaların kadın hastalığı sorunu yoksa veya hasta erkekse mutlaka mide ve kalın bağırsağa tetkiklerin yapılması gerekir. Bunlar kolon kanserinin erkenden yakalanabilmesi için çok önemlidir. Ve hastalığın geleceği de olumlu yönde kurtarılmış olur" diye konuştu</p>

<p><strong>DEVAMLILIK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Tedavinin mutlaka uzman hekim gözetiminde yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kadir Biberoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tedaviyle ilgili hastanın demiri düşükse bir iki kutu birkaç hafta ilaç tedavisini alır ve kan değerleri yükseldiğinde hasta tedaviyi bırakır. Böylece yaşam boyu buna benzer kansızlık gelişimiyle doktora gider. Demir eksikliği tedavisi prensip olarak emelimin azalmaması için mutlaka aç karına yapılmalıdır. Ek bir kan kaybı yoksa ikinci haftada kan seviyesi yükselmeye başlar 4- 6 hafta da düzelme görülür. Hiçbir şikayet olmadığı için hasta tedaviyi bırakabilir. Asıl olması gereken demir tedavisinin 6 – 9 ay süresince depoları dolduracak şekilde sürdürülmesidir"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Jun 2024 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/06/demir-eksikligi-tedavisinde-sureklilik-onemli-1719314928.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak çarpması aşırı kilolu ve zayıfları daha çok etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-carpmasi-asiri-kilolu-ve-zayiflari-daha-cok-etkiliyor-25365</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/sicak-carpmasi-asiri-kilolu-ve-zayiflari-daha-cok-etkiliyor-25365</guid>
                <description><![CDATA[Haziran itibarıyla aşırı ısınan havalar; yaşlıları, 5 yaş altı çocukları, hamileleri ve aşırı kilolu ya da zayıf kişileri daha çok etkiliyor. Sıcak havalara karşı herkesin dikkatli olması ve önlem alması gerektiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma ve idrar koyulaşması gibi durumlar sıcak çarpmasının yaygın belirtileri arasında yer alıyor. Sıcaklık artmaya devam ederse cildin kuru, sıcak ve kırmızı bir hal aldığını, vücut ısısının yükseldiğini, solunum ve nabzın hızlandığını, davranış bozukluğu ve bilinç bulanıklığı gelişebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Damarların genişlemesi nedeniyle tansiyon düşer ve vücutta kan dolaşımını sağlamak için kalbin daha hızlı ve yoğun çalışması gerekir. Bu durumda damarlarda oluşan sızıntı yüzünden isilik veya ayaklarda şişme görülebilir. Tansiyon daha fazla düşerse hayati organlara yeterince kan ulaşamaz ve kalp krizi riski artar. Terleme yüzünden vücutta hem sıvı hem de tuz kaybı olur ve aralarındaki denge bozulur. Tansiyonun düşmesiyle birlikte bu sorun, sıcak bitkinliği olarak adlandırılan soruna yol açar” dedi.</p>

<p><strong>ÖĞLE SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKILMAMALI</strong></p>

<p>Öğle saatlerinde mümkün olduğu kadar dışarı çıkmamaya özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Dışarıya çıkarken açık renkli, hafif ve bol giysiler tercih edilmeli. Sıcak altında ağır spor ve fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı. Su başta olmak üzere yeterli sıvı alımına dikkat edilmeli. Mümkün olduğunca gölgede veya klimalı ortamlarda vakit geçirilmeli” şeklinde konuştu.</p>

<p>Şapkasız ve gözlüksüz dışarı çıkılmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Ayrıca güneşin zararlı ışınlarından korunmak için güneş koruyucu krem kullanılmalı” dedi.</p>

<p>Dr. Eyyüp Kenan Özok, vitamin ve mineral açısından zengin olan ayrıca sıvı kaybını da önleyen aşağıdaki 11 gıdanın sıcak havalarda tüketilmesini önerdi:&nbsp;</p>

<p>Mısır&nbsp;Buzlu kahve&nbsp;Vişne&nbsp;Domates&nbsp;Ahududu&nbsp;Buzlu çay&nbsp;Yaban mersiniÇilek&nbsp;Kabak&nbsp;Taze fasulyeKarpuz ve kavun: Yazın en sevilen ve en çok serinleten meyvelerinden kavun ve karpuz, lif oranları düşük meyvelerdir. Bu nedenle de glisemik indeksleri düşüktür. 200 gram karpuz ve kavunda 13-15 gram karbonhidrat bulunur. Bu yüzden diyabetli bir bireyin&nbsp;ara öğünde 200 gramdan fazla kavun ya da karpuz yememesi gerektiği unutulmamalı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jun 2024 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/06/sicak-carpmasi-asiri-kilolu-ve-zayiflari-daha-cok-etkiliyor-1719219588.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>30 dereceyi aşan sıcaklıklara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ayturkhaber.com/haber/30-dereceyi-asan-sicakliklara-dikkat-25339</link>
                <guid>https://www.ayturkhaber.com/haber/30-dereceyi-asan-sicakliklara-dikkat-25339</guid>
                <description><![CDATA[Haziran ayına 30 dereceyi aşan sıcaklıklarla hızlı bir giriş yapıldı.  Uzmanlar, yaşanan bu ani artış karşısında çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere herkesin çok dikkatli ve tedbirli olması gerektiğinin altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Hava sıcaklıklarında yaşanan ani artış karşısında çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere herkesin çok dikkatli ve tedbirli olması gerektiğinin altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Sıcak hava sebebiyle kişilerde yeni hastalıklar oluşabilir ya da halihazırda var olan hastalıklar şiddetlenebilir. Tehlikeli sıcaklar ciddiye alınmazsa baş dönmesi, bitkinlik, yorgunluk gibi geçici belirtilerin yanında beyin ve diğer hayati organlar zarar görebilir” uyarısında bulundu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1718264527-asm-eyyupkenanozok-gorseli-1718697223-626.jpeg" style="height:274px; width:750px" /></p>

<p>&nbsp;İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, yaz aylarında yaşanabilecek olumsuzluklara karşı basit ama etkili 8 tavsiyede bulundu:</p>

<ol>
	<li>Dışarı çıkarken açık renkli, hava geçirgenliği olan, pamuklu ve ter emici kıyafetler tercih edilmeli. Şapka ve güneş gözlüğü olmadan evden adım atılmamalı. Aşırı terlemenin önüne geçebilmek için sımsıkı kapalı ayakkabılar yerine hava alabilen ayakkabılar tercih edilmeli ve pamuklu çorap kullanılmalı.</li>
	<li>Gölge veya klimalı ortamlar tercih edilmeli, güneşin altında ağır fiziksel aktivitelerden uzak durulmalı ve yeterli sıvı alımına dikkat edilmeli. Dışarısı eve göre daha sıcaksa, perdeleri kapatarak evde kalmak daha iyi bir seçenektir. Evde oturmaktan bunalanlar esintili bir parkta, gölge altında olmak şartıyla zaman geçirebilir.</li>
	<li>Vücut, aşırı sıcaklardan kendini korumak için terler. Bu nedenle günde en az 2,5-3 litre su içilmeli. Ancak kalp yetersizliği olan hastalarda sıvı kısıtlaması bulunduğundan bu kişiler mutlaka bir uzman hekime danışarak hareket etmeli.</li>
	<li>Hekiminizin bilgisi olmadan düzenli alınan ilaçlar kesilmemeli ya da dozları ile oynanmamalı. Tansiyon ilaçlarının bir kısmında idrar sökücü maddeler bulunur. Aşırı sıvı kaybı sonucunda da tansiyon düşüklüğüne bağlı bayılmalar gerçekleşebilir.</li>
	<li>Günün en sıcak saatlerinde dışarıda zaman geçirilmemeli. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği 10.00 ve 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca serin yerlerde durulmalı. Ortamda klima varsa, ısısının 24-25 dereceye ayarlı olmasına özen gösterilmeli.</li>
	<li>Ağır ve yağlı yemekler yerine hafif ve lif içeriği yüksek, serinletici besinler tercih edilmeli. Zeytinyağlı sebze yemekleri ve su oranı yüksek olan; karpuz, kavun, çilek ve şeftali gibi meyveler tüketilmeli.</li>
	<li>Uzun süre aşırı sıcak bir ortamda bulunduktan sonra direkt soğuk su ile duş yapılmamalı. Ani soğuk duş damarlarda büzülmeye neden olabileceği için tansiyonun yükselmesini de tetikleyebilir veya kalp krizine yol açabilir. Bu yüzden soğuk denize ve havuza yavaş yavaş girilmeli.</li>
	<li>Kafein, merkezi sinir sistemini kalp atışlarınızı hızlandıracak şekilde uyarır. Sıcak hava yüzünden daha büyük eforla çalışmak zorunda olan kalp kafein alındığında daha da hızlanır ve çeşitli riskler meydana gelebilir. Sodanın içinde bulunan tuz ise vücutta daha fazla sıvı tutulmasına sebep olduğu için tansiyon yükselmesine yol açabilir. Yüksek tansiyon ise kalp yetmezliği ve beyin kanaması gibi ciddi sorunların önemli nedenlerinden biridir. Bu yüzden kahve ve soda gibi içeceklerin tüketimine çok dikkat edilmeli.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Jun 2024 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ayturkhaber.com/images/haberler/2024/06/30-dereceyi-asan-sicakliklara-dikkat-1718698620.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
